İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, 3 yıllık dönemin ekonomi gündemini belirleyen Orta Vadeli Program’ı (OVP) Alsancak’ta protesto etti.
Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde düzenlenen basın açıklamasını KESK dönem sözcüsü Savaş Candemir okudu.
OVP VE ÖZELLEŞTİRME ADIMLARINA PROTESTO
Açıklamada OVP’nin yoksulluğu derinleştirecek ve hale getireceği vurgulanırken “Bu program emekçinin, emeklinin ve yoksulun programı değil, zenginin ve sermayenin programıdır.” denildi.
Öte yandan otoyol ve köprülerin özelleştirilmesi gündemi de ele alınan açıklamada, OVP’de de yer alan özelleştirme gelirleriyle yurttaşın “ortak varlıklarının” iktidarın harcamaları ve “seçim yatırımı” olarak kullanılacağı ifade edildi.
Açıklamada “Yoksullaştırma politikalarına rıza üretmemiz için dayatılan antidemokratik uygulamalara her gün bir yenisini eklemeye devam ediyorlar. Bu yıkım bütçesini kabul etmeyeceğiz. Baskılara, emeğimizin ve irademizin değersizleştirilmesine dur diyelim” ifadeleri kullanıldı.
"ZENGİNİN SERMAYENİN PROGRAMI OVP'Yİ KABUL ETMİYORUZ"
Açıklamanın tamamı şöyle:
İzmir Emek Demokrasi Güçleri Olarak ; üç yıllık dönemin ekonomik ve sosyal politikalarına yön verecek, aynı zamanda bütçenin hazırlanmasında temel alınacak politika belgesi niteliğindeki Orta Vadeli Programı kabul etmiyoruz. Bu program emekçinin, emeklinin ve yoksulun programı değil, zenginin ve sermayenin programıdır.
TÜİK verilerine göre istihdamda olan yurttaş sayısı 32,5 milyondur. Yaklaşık 10 milyon kişi kayıt dışı çalışmaya devam ediyor. Üstelik bunlara göçmen, sığınmacı pozisyonda olanlar dahil değil. Yine 16 milyonu aşkın emekli var. Çoğunluğun gelir, refah, yaşam koşullarını en kısa şekilde özetleyecek olursak:
• Sadece enflasyon ve faiz oranlarında değil, gelir adaletsizliğinde de Avrupa ülkeleri içinde birinci sırada yer almaktayız.
• Kayıtlı her iki işçiden biri bugün itibari ile açlık sınırının en az 10 bin TL altında kalan asgari ücretle çalışıyor. Kayıt dışı çalışan 10 milyon kişi başta sosyal güvenlik hakkı olmak üzere yasal haklarından mahrum bırakılıyor.
• Her dört emekliden biri sadaka verir gibi yapılan ek artışlarla bugün 23 bin 552 TL en düşük emekli aylığına mahkum edilirken ortalama maaş da giderek en düşük emekli aylığında eşitleniyor. Her 5 emekliden biri yaşamını sürdürebilmek için yeniden çalışmak zorunda kalıyor. İktidar ülkemizi yeniden çalışmak zorunda kalan emekliler ülkesi haline getirerek yeni bir rekorun altına imza atmıştır.
Hatırlanacağı üzere geçen dönemin Orta Vadeli Programı kamu emekçilerinin toplu sözleşme sürecine denk gelmiş idi. Tüm itirazlarımıza rağmen 2026-2027-2028 yılları için bir kez daha 20 yıldır tutturulamayan OVP enflasyon hedeflerine endeksli toplu sözleşme esas alındı."
"OVP'DE KADROLU İSTİHDAMA YÖNELİK TEK CÜMLE YOK"
"Nitekim enflasyon hedeflerine baktığımızda:
• Bir önceki OVP’de %16 olarak açıklanan 2026 enflasyon hedefinin %28,4’e
• %9 olarak açıklanan 2027 enflasyon hedefinin yaklaşık 2,3 kat artırılarak %21’e,
• %8 olan 2028 enflasyon hedefinin ise %13,5’a çıkarıldığını görüyoruz.
Kısacası yıllardır aynı hikâyeyi dinliyoruz: Enflasyon düşecek deniliyor, hedefler yükseliyor! Sonuçlarını son yirmi yıldır yaşıyoruz. Örneğin 2024 yılı hedeflenen enflasyon ile değil yüzde 44,38 enflasyonla kapandı. Ama 2025 asgari ücreti yüzde 30 artırıldı. 2025 yılı yüzde 30,89 enflasyonla kapandı, asgari ücret artışı ise yüzde 27’de kaldı.
TÜİK verilerine göre geniş tanımlı işsizlik oranı %30,6’a çıkmıştır. Buna rağmen OVP’de başta gençler olmak üzere güvenceli, kadrolu istihdama ilişkin tek bir cümle bulunmamaktadır. Bunun yerine; “Yeni nesil çalışma modellerine ilişkin mevzuat düzenlemelerinin etkin uygulanması sağlanacak, mevzuat çalışmaları tamamlanarak güvenceli esneklik yaygınlaştırılacaktır.” Denilmektedir. İktidar bu ifade ile gençlere güvencesizlik ve esneklik, yani geleceksizlik taahhüt etmektedir! OVP’de güvencesizliği “güvenceli esneklik” kavramıyla yaygınlaştıran “yeni nesil çalışma biçimleri” aynı zamanda iktidarın “Aile On Yılı” çerçevesinde yürüttüğü planlarının bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Kadına, cinsiyete dayalı görev tanımlamalarıyla bakım ve ev işleri yüklenerek emeği hane içinde görünmez kılınırken, istihdamda ise güvencesizlik ve geleceksizlik kıskacında çifte sömürüye mahkum ediliyor."
"OVP'NİN ÖZETİ: EMEKÇİDEN AL, SERMAYEYE AKTAR"
"OVP’nin bir başka gerçeği de vergi politikalarında ortaya çıkmaktadır. 2027 yılı enflasyon hedefi yüzde 21 iken vergi gelirlerinde yüzde 36 artış, 2028 yılı enflasyon hedefi yüzde 13,5 iken vergi gelirlerinde yüzde 20,4 artış hedeflenmektedir. Bu vergi yükünün kimlerin sırtına yükleneceğini 24 yıllık AKP iktidarında hayata geçirilen politikalardan da biliyoruz. Çok uzağa gitmeye gerek yok. 2025’te toplanan vergilerin yüzde 62,4’ü KDV, ÖTV gibi dolaylı vergilerden oluşurken, patronlardan ve sermaye çevrelerinden alınan kurumlar vergisinin payı yalnızca yüzde 11,1’de kaldı. Yani işçi, kamu emekçisi, emekli ve dar gelirli daha ücretini cebine koymadan vergisini ödüyor; kalan parasıyla yaptığı her harcamada bir kez daha vergilendiriliyor. Buna karşılık siyasal iktidar son beş yılda patronlara, büyük sermaye gruplarına ve yüksek gelir çevrelerine sağladığı istisna, muafiyet ve indirimlerle 3 trilyon liradan fazla vergiyi almaktan vazgeçti. Kısacası Bu OVP’nin de özeti: “Emekçiden al, sermayeye aktar”dır.
Milli Eğitim Bakanı TBMM’ye sunulan bir soru önergesine, yaklaşık 1 ay önce verdiği cevapta; 2025 ve 2026 yıllarında mesleki eğitim merkezlerinde kayıtlı öğrencilerden 9 bin 950 öğrencinin iş kazası geçirdiğini, MESEM kapsamında iş kazası geçiren öğrencilerden 37’sinin hayatını kaybettiğini açıklamıştır. Buna rağmen daha önceki OVP’de olduğu gibi bir kez daha: “Çalışmanın fazileti ve üretmenin toplumsal değeri, örgün eğitim sürecinin başlangıcından itibaren müfredata yansıtılacaktır… Mesleki ve teknik eğitim müfredatı özel sektörle iş birliği içerisinde güncellenecek, staj ve işbaşı eğitimi programlarının yaygınlaştırmasını sağlayacak şekilde yönetim ve finansman konuları da dâhil olmak üzere özel sektör katılımı artırılacaktır.” Denilmektedir. Böylece çocuk işçiliğinin eğitim politikaları aracılığıyla piyasanın ihtiyaçlarına göre daha da arttırılması hedeflenmektedir."
"HALKIN BİRİKİMLERİ ÖZELLEŞTİRMEYLE SERMAYEYE AKTARILDI"
"Bu OVP ile mevcut iktidarın “önceliğinin” kimler olduğu bütçelerden faize ayrılan paylarla bir kez daha teyit edilmiştir. Öncelik emekçilere, yoksul halka değil faizden, ranttan, özelleştirme talanından beslenenlere verilmiştir.
Nitekim 2022 yılında Gayri Safi Yurtiçi Hasılanın %2,2’ si faiz harcamalarına ayrılırken bu oran her geçen yıl daha da artmıştır. Bu son OVP’ye göre 2027 yılında Gayri Safi Yurtiçi Hasılanın %3,7’sine denk gelen 4 trilyon 93 Milyar TL’nin faizden beslenen yabancı ve yerli sermayeye aktarılması hedeflenmektedir. Bu 2027 yılında toplanması hedeflenen her 100 TL verginin 20,3 TL’sinin faize gitmesi demektir.
İktidarın önceliği kime verdiğini ispatlayan rakamlardan birisi de OVP’deki özelleştirme gelirleri kalemidir. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı verilerine göre 1986 yılından itibaren başlanan özelleştirme uygulamalarının %90’ı AKP iktidarı döneminde gerçekleşmiştir.
Halkın birikimlerinin ürünü olan KİT’ler, fabrikalar, tesisler “özelleştirme “adı altında birkaç yıllık karları tutarında, hatta bazen sadece arazilerinin karşılığına bile denk gelmeyen tutarlarda “parsel parsel” sermayeye aktarılmıştır.
“KÖPRÜ VE OTOYOLLAR SERMAYEYE TESLİM EDİLMEK İSTENMEKTEDİR"
“Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz yıl 2 devlet köprüsünün ve 8 otoyolun özelleştirmesi iddiaları ciddi bir şekilde gündeme gelmiş, iktidar bu iddiaları yalanlamıştı. Ancak aynı iktidar daha birkaç gün önce Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprülerinin ve ikisi çevre otoyolu olmak üzre 8 otoyolun özelleştirme programına alındığı ilan etmiştir.
Hazine ve Maliye Bakanlığı her ne kadar bunun “satış” değil, 30 yıllığına “işletme hakkı transferi” olduğunu ve mülkiyetin devlette kalacağını savunsa da gerçekler ortadadır. Karayolları Genel Müdürlüğü’nün 2026 Kurumsal Mali Durum ve Beklentiler Raporu’na göre bakım ve diğer giderleri düşüldükten sonra 2025 yılında 500 milyon dolar net gelir elde edilen köprü ve otoyollar sermayeye teslim edilmek istenmektedir.
Ücretsiz olması gereken köprü ve otoyollarının özelleştirilmesinin emekçilere ve halka fahiş fiyatlar olarak yansıdığını görmek zor değildir. Verili duruma baktığımızda örneğin kamu olarak işletilen 15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet (FSM) Köprülerinden bir otomobilin geçiş ücreti 59 TL iken Yap-İşlet-Devret (YİD) modeliyle özel bir firmanın işlettiği Yavuz sultan Selim Köprüsünden bir otomobilin geçiş ücreti yaklaşık iki katı olan 110 TL’dir."
"ORTAK VARLIKLARIMIZ SEÇİM YATIRIMI OLARAK DAĞITILACAK"
"Yine aynı modelle özel bir firmanın işlettiği Osmangazi Köprüsü’nden bir otomobil 1.170 TL’ye geçmektedir. Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından işletilen 380 km’lik İstanbulAnkara Anadolu çevre yolu için bir otomobil 338 TL öderken özel şirket tarafından işletilen 330 km’lik Ankara-Niğde çevre yolu için tam 925 TL ödemektedir. Dolayısıyla iktidarın satışa çıkaracağı çevre yolları ve köprüler için birkaç kat daha fazla ödeme yapılmak zorunda kalınacağını bilmek için kahin olmaya gerek yoktur.
Özelleştirme talanı köprü ve çevre yolları ile sınırlı kalmamıştır. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) tarafından yürütülen ihale kapsamındaki satışlar bir hafta önce tamamlanmıştır. Toplam 46 ilde, 29 bin 218 hektarlık, yani yaklaşık 40 bin futbol sahası kadar ormanlık ve tarımsal alan özel maden şirketlerine satılmıştır.
OVP’ye göre iktidar; 2027’de 183 Milyar TL, 2028’de ise 163,5 Milyar TL özelleştirme geliri elde etmeyi hedeflemektedir. Yani hepimizin ortak varlıklarının; saray iktidarının artan harcamalarını karşılamak, bütçe açığını kapatarak günü kurtarmak ve önümüzdeki yıl belli kesimlere “seçim yatırımı” olarak dağıtılmak üzere sermayeye aktarılmasına devam edilecektir. İktidar özelleştirmeler yoluyla kamunun gelecek 30 yılda elde edeceği geliri tek seferde, üstelik büyük zararlarla, hazine garantileriyle tek seferde ve kendi iktidarı sürecinde kullanmak üzere elden çıkarmaktadır."
"EMEKÇİLER OMUZ OMUZA VERMELİ"
"Bir kez daha altını çiziyoruz. Bu iktidarın orta vadeli programı da uzun vadeli programı da emek düşmanı, sermaye dostudur. Nitekim yıllardır emekçiler, çalışanlar olarak bizlerin gelirleri küçülürken büyüyen sermaye, patronlar, yandaşlar olmuştur. Yoksullaştırma politikalarına rıza üretmemiz için dayatılan antidemokratik uygulamalara her gün bir yenisini eklemeye devam ediyorlar. Ekonomik ve siyasal tüm programları bizleri iktidarlarına biat eden modern kölelere dönüştürmek üzerine kuruludur.
İzmir Emek Demokrasi Güçleri olarak bu yıkım bütçesini kabul etmeyeceğimizi tüm kamuoyuna buradan bir kez daha ilan ediyor ve emeği ile geçinen tüm kesimlere çağrıda bulunuyoruz: Gelin; insanca yaşamaya yetecek bir ücret, adil bir vergi sistemi, halk için, emek için bütçe, güvenceli iş, güvenli gelecek için omuz omuza verelim. Baskılara, emeğimizin ve irademizin değersizleştirilmesine dur diyelim."




