Kahramanmaraş'ın Onikişubat ilçesindeki Ayser Çalık Ortaokulu'nda ve Şanlıurfa'nın Siverek ilçesindeki Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde düzenlenen silahlı saldırılar sonrası İzmir Barosu'ndan dikkat çekici bir açıklama geldi.

Baro, yazılı açıklamasında "Okullarımız, bilim ve aydınlanmanın yuvası olması gerekirken; ne yazık ki şiddetin, güvensizliğin ve en temel insan hakkı olan yaşam hakkı ihlallerinin merkezine dönüşmüştür." dedi.

Açıklamada "Okullarda yaşanan her saldırıdan, eğitim emekçilerinin uğradığı her şiddet eyleminden ve çocukların yaşamlarını yitirdiği, gelişim haklarının her gün ihlal edildiği bu tablodan koruyucu politikaları ihmal eden ve sömürü odaklı politikalarda ısrar edenler sorumludur. " ifadeleri kullanıldı.

"OKULLAR ŞİDDET MERKEZİNE DÖNÜŞTÜ"

"Okullar şiddet alanı değil, yaşam alanıdır: Devlet, pozitif yükümlülüklerini yerine getirmelidir" başlığıyla yapılan açıklamanın tamamı şöyle:

CHP'li Bakan: Çocuklar okulda yaşatılamıyorsa bu devlet yönetimi sorunudur
CHP'li Bakan: Çocuklar okulda yaşatılamıyorsa bu devlet yönetimi sorunudur
İçeriği Görüntüle

"14 Nisan 2026 tarihinde Şanlıurfa’nın Siverek ilçesindeki Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde ve ardından 15 Nisan 2026 tarihinde Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesindeki Ayser Çalık Ortaokulu'nda gerçekleşen silahlı saldırılar ülkemizde eğitim alanlarının geldiği vahim ve denetimsiz noktayı bir kez daha acı bir şekilde gözler önüne sermiştir. Okullarımız, bilim ve aydınlanmanın yuvası olması gerekirken; ne yazık ki şiddetin, güvensizliğin ve en temel insan hakkı olan yaşam hakkı ihlallerinin merkezine dönüşmüştür."

"HAYATİ RİSKLE KARŞI KARŞIYALAR"

"2026 yılının başından bu yana Türkiye’nin dört bir yanından gelen okul saldırısı haberleri, münferit olaylar olmaktan çıkmış, toplumsal bir krize dönüşmüştür. Veriler, okul saldırılarının tarihsel süreçte 1950’lerden bugüne dünya genelinde bir artış eğiliminde olduğunu gösterse de ülkemizde son yıllarda yaşanan artış ivmesi, yapısal bir ihlale ve politika eksikliğine işaret etmektedir. Eğitim sendikalarının Türkiye genelinde iş bırakarak sokağa çıkması ve can güvenliği talebini yükseltmesi, eğitim emekçilerinin içine itildiği çaresizliğin en somut örneğidir. Okullarda öğretmenler her gün fiziksel saldırı tehdidi altında görev yapmaya çalışmakta, çocuklar ise güvenli olması gereken bu çatılar altında hayati risklerle karşı karşıya kalmaktadır."

"DEVLET YÜKÜMLÜLÜKLERİNİ YERİNE GETİRMELİ"

"Ancak bilinmelidir ki; yaşanan bu şiddet sarmalı tesadüfi değildir. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan yaşam hakkı, devletin yalnızca bireyin canına kastetmemesini değil, aynı zamanda bu hakkın korunması için gerekli tüm önlemleri almasını, yani pozitif yükümlülüklerini yerine getirmesini zorunlu kılar. Devlet; çocukları ve eğitimcileri şiddetten koruyacak yasal ve idari mekanizmaları kurmakla, okulları güvenli bölgeler haline getirmekle yükümlüdür. Ne var ki, bugünkü siyasi iradenin önceliği, korunma ihtiyacı olan çocukların tespiti ve bu ihtiyaçların bilimsel yöntemlerle giderilmesi değildir."

"ÇOCUK KORUMA SİSTEMİ İŞLEVSİZ BIRAKILDI"

"Tam aksine, çocukları koruma odaklı politikalar geliştirmek yerine çocukların eğitimden koparılarak ucuz iş gücü olarak piyasaya dahil edilmesi yönündeki politikalar, bugün yaşanan şiddetin sosyo-ekonomik zeminini beslemektedir. Çocukların ekonomik sömürüsünü meşrulaştıran, eğitimi ticarileştiren ve çocukları korumasız bırakan bu yaklaşım, çocukların suçla bir şekilde temasına neden olan bu düzeni bizzat inşa etmektedir. Bu sistemin kendisi, devletin denetim ve gözetim yükümlülüğünü ihmal etmesinin, çocuk koruma sistemini işlevsiz bırakmasının doğrudan sonucudur."

"İZMİR BAROSU OLARAK SÜRECİ TAKİP EDECEĞİZ"

"Okullarda yaşanan her saldırıdan, eğitim emekçilerinin uğradığı her şiddet eyleminden ve çocukların yaşamlarını yitirdiği, gelişim haklarının her gün ihlal edildiği bu tablodan koruyucu politikaları ihmal eden ve sömürü odaklı politikalarda ısrar edenler sorumludur. Şanlıurfa’daki, Kahramanmaraş’taki, Mersin’deki saldırılar ve saldırı girişimleri ne ilktir ne de bu politikalar değişmedikçe son olacaktır. İzmir Barosu olarak sürecin takipçisi olacağımızı bir kez daha kamuoyuna saygıyla duyururuz."

Kaynak: BASIN BÜLTENİ