İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz, İZ TV’de yayınlanan Nil Kahramanoğlu ile Gündem Özel programının konuğu oldu. Yılmaz, İzmir’de süren ‘İmamoğlu’ eylemlerine katıldıkları gerekçesiyle tutuklanan üniversite öğrencilerinin cezaevinde gördüğü kötü muameleyi anlattı. Menemen Cezaevi’ndeki tutuklu öğrencilerin kötü muamele gördüklerini öne süren Yılmaz, darp izlerini kendi gözleriyle gördüğünü söyledi. Yılmaz, “Tutuklu arkadaşlarımızla görüştük, ben onların anlattıklarını söylüyorum. 27’sinde cezaevinde işkence iddiaları geldi baroya. Hemen akabinde Ceren Şentosun ile Menemen Cezaevi’ne gittim ve çocuklar, ‘Sayım yapmak için ayağa kalkmamızı istediler, zaten 3 kişiyiz, otururken sayın dedik’ dediler. Çocuklar olayın sonrasını, ‘Bunun üzerine 25-30 infaz koruma memuru saldırdı, zorla sürükleyerek havalandırmaya çıkardılar, boğazımı sıktılar’ diye anlattı. Gençlere, ‘Bunların emareleri var mı’ diye sorduk. Boğazlarında kızarıklıklar, morluklar vardı, bir gencin sakalını yolmuşlar. Gerçekten üzerlerinde bu izler vardı. Doğal olarak bu kötü muameleyi de cezaevi savcısına ilettik, kendisi idari soruşturmanın açılacağını söyledi. 2 gün sonra tekrar ziyaret ettiğimizde idari soruşturmanın açıldığını öğrendik” dedi.
"Hangi özerklik?"
Türkiye’nin hukuk devleti olmanın ötesinde ‘kanun’ devleti bile olmadığını söyleyen Yılmaz, “İmamoğlu’nun tutuklanma süreci bize göre planlı ve programlıydı çünkü 1995’te alınmış diploma, İşletme Fakültesi tarafından değil İstanbul Üniversitesi tarafından iptal edildi. Yargının araçsallaştırıldığı bir sürecin içerisinde üniversiteler dahil edildi. Anayasa’ya göre barolar da üniversiteler gibi özerk ama bu durumda hangi özerklikten bahsediyoruz. Biz hep, ‘hukuk devleti olalım, kanun devleti olmayalım’ derdik, şimdi, kanunlar da uygulanmıyor. Biz artık kanun devleti bile değiliz” şeklinde konuştu.
"Doktor göz yumdu"
Menemen Cezaevi’nde kötü muamelenin sadece infaz koruma memurlarından değil cezaevi doktorundan da geldiğini ifade eden Yılmaz, “Çocuklar, doktora gidip gelirken darp edildiklerini, doktorun kendilerine, ‘Bu kadar ufak sıyrıklardan bir şey olmaz, hani siz direniyordunuz?’ dediğini, infaz koruma memurlarının, ‘Siz teröristsiniz, size devletin gücünü göstereceğiz’ dediklerini çocuklar ifade etti. Gerek cezaevi savcısına gerekse cezaevi müdürüne delillerin toplanabilmesi için kameraların muhafaza edilmesini, infaz koruma memurlarının yakalarında bulunan kameraların muhafaza edilmesini, çocukların doktora gönderilmesi gerektiğini ifade ettik ama şu ana kadar hiçbir şey gelmedi. Kötü muamele var mı? Var. Çok net. Ben gözlerimle gördüm. Çocukların hepsi sözel şiddete, fiziksel şiddete maruz kaldıklarını ve cezaevi doktorunun buna göz yumduğunu ifade ediyorlar” şeklinde konuştu.
Avukatlar da alındı
Eylemlerde hak ihlali olmaması amacıyla alanda bulunan avukatların da gözaltına alındığını aktaran Yılmaz, “Gönüllü avukatlardan oluşan bir grubumuz var. Protestolarda hak ihlalleri oluşmasın diye görevlendirdiğim arkadaşlarımız vardı. Beş görevli arkadaşımızı gözaltına alarak dört gün boyunca TEM’de tuttular. Başsavcı Vekiline bu işlemin hukuksuzluğunu defalarca kez ifade ettim ama ne yazık ki Terörle Mücadeleden Sorumlu Başsavcı Vekili bu konuda olumlu bir yaklaşım göstermedi. Biz sadece avukatlara değil gözaltındaki bütün yurttaşlara desteğe gittik” dedi.
"Hukuka şaşıyoruz"
Türkiye’nin geldiği noktada hukuka uygun bir karar gördüklerinde şaşırdıklarını söyleyen İzmir Baro Başkanı Yılmaz, “Biz önceden yüksek mahkeme gerekçeleri kararları yayınlandığında hukuken yanlış olan şeyleri tartışırdık, şimdi yüksek mahkemelerden gerçekten hukuka uygun bir karar çıktığında, ‘Nasıl oldu bu’ diyoruz. Yargının araçsallaştırılmasına bir örnek vereyim, Can Atalay. Can Atalay bir partiden milletvekili seçildi, seçildiğinde tutukluydu, jet hızıyla karar verildi ve 18 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Anayasa Mahkemesi Can Atalay hakkında 2 kez ‘hak ihlali’ kararı verdi ve Atalay’ın tahliye edilmesi gerekiyordu ama Yargıtay 3. Ceza Dairesi ‘Ben sizin kararınızı tanımam’ dedi ve bu kararı alanlar hakkında suç duyurusunda bulundu. Ocak ayında Atalay’ın kararı TBMM’de okundu ve milletvekilliği düşürüldü. Daha sonra AYM’ye yapılan başvuru neticesinde, AYM bu kararın yok hükmünde olduğu söyledi. Bu karar da uygulanmadı” ifadelerini kullandı.





