YAĞIZ BARUT/ İZ GAZETE- Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Güzel Sanatlar Fakültesi’nin (GSF) depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle Narlıdere Yerleşkesi’nden Buca Tınaztepe Kampüsü’ne taşınmasının gündeme geldiği süreçte, rektörlük tarafından haklarında disiplin soruşturmaları açılan 6 öğretim üyesinden biri olan Prof. Dr. İbrahim Yavuz Yükselsin, mahkeme tarafından bir kez daha haklı bulundu. 2019 yılından bu yana üniversite yönetimince aynı disiplin soruşturmasından 3 kez ‘kademe ilerlemesinin durdurulması’ cezası verilen Yükselsin’in ilk iki cezası usulden, üçüncü cezası ise İzmir 4. İdare Mahkemesi’nin kararı ile esastan iptal edildi. Yükselsin’e açılan bir diğer soruşturma neticesinde verilen ‘kınama cezası’ ise İzmir 3. İdare Mahkemesi’nin kararı ile yine esastan iptal edildi.

CEZALAR HUKUKSUZ

Mahkeme son iptal kararında; DEÜ GSF binasının Tınaztepe Kampüsü’ne taşınmasına ilişkin eleştirilerini ve çekincelerini sosyal medya hesabından paylaşan İbrahim Yükselsin’in eleştiri ve protesto sınırlarını aşmadığını, başkalarının hak ve özgürlüklerine müdahalede bulunmadığını, kamu hizmetinin yürütülmesine engel olmadığını belirterek rektörlük tarafından verilen ‘kademe ilerlemesinin durdurulması’ (yükselebileceği kadronun son kademesinde bulunması sebebiyle aylıktan kesme) cezasının hukuka uymadığını kaydetti.
Öte yandan İbrahim Yükselsin’in uğradığı kayıpların tazmininin Anayasal bir zorunluluk olduğu belirtildi.

TAZMİNAT DAVASI AÇTI

Bu gelişmelerin ardından, DEÜ GSF Müzik Bilimleri Bölümü’nde öğretim üyesi olan Prof. Dr. İbrahim Yükselsin; akademik ve sosyal onurunu hedef alan, yalnızlaştırarak psikolojik olarak yıpranmasına ve görev yapamayacak hale gelmesine neden olan sistematik fiiller nedeniyle üniversite aleyhine 50 bin TL manevi tazminat davası açtı.

MOBBİNG İDDİASI!

İbrahim Yükselsin dava dilekçesinde; kendisine haksız ve mevzuatta bulunmayan bir suç isnadı ile peş peşe soruşturma açılarak hukuka aykırı biçimde cezalar verildiğini, yöneticilerin kanunla tanımlanan yetkilerini mobbing aracı olarak kullandığını, Güzel Sanatlar Fakültesi’nin giriş sınavları ve enstitü jüri üyeliklerinden çıkarıldığını, unvan ve görev tanımlarına uygun olmayan görevler verildiğini, oda değişikliği talebi dikkate alınmayarak sağlıksız koşullarda çalışmaya zorlandığını, sendikal haklarının engellendiği ileri sürdü.
Rektörlük ise; İbrahim Yükselsin’in üniversite aleyhine küçük düşürücü paylaşımlar yaptığını, öğrencileri güvenliği bulunmayan binada kalmaya teşvik ettiğini, taşınma sürecini kargaşa ortamına sürüklediğini ve bu sebeplerle de disiplin cezasıyla cezalandırıldığını savundu. Öte yandan savunmada; Yükselsin’in iddialarının mobbing olarak nitelendirilemeyeceği belirtilerek davanın reddi istendi.

TAZMİNAT ÖDENECEK

İzmir 4. İdare Mahkemesi de İbrahim Yükselsin’in jüri üyeliğinden çıkarılmasının, unvan ve görev tanımına uymayan görevler verildiği iddiasının, oda talebi değişikliğinin dikkate alınmadığı hususlarının mobbing olarak nitelendirilemeyeceğine kanaat getirdi. Ancak mahkeme; açılan disiplin soruşturmalarında idarenin İbrahim Yükselsin’i cezalandırma saikiyle hareket ettiğini de vurguladı. Bu sebeple de disiplin soruşturmalarının sıklığı ile verilen cezaların hukuka aykırılıklarının mahkeme kararlarıyla ortaya konulmasını dikkate alarak idareyi, İbrahim Yükselsin’in gördüğü manevi zarara karşılık 20 bin TL tazminata hükmetti. Yani mahkeme, İbrahim Yükselsin’in 50 bin TL'lik manevi tazminat talebinin 20 bin TL'lik kısmı yönünden davanın kabulüne, geriye kalan 30 bin TL'lik kısmı yönünden ise reddine karar verdi.

DEPREM RAPORU NEDEN 5 AY GİZLENDİ!

Fakültenin taşınması sürecinde, idarenin görevini yapmasını engellemekle ve hatta depreme dayanıksız binada öğrencilerin yaşamını tehlikeye atmakla suçlandığını söyleyen İbrahim Yükselsin, deprem raporunun düzenlenme tarihleri dikkate alındığında bu durumda asıl suç işleyenlerin, deprem raporunu zamanında işleme sokmayan idare olduğuna işaret etti.

Yükselsin, “Fakültemizin taşınma kararına ilişkin 6 Şubat 2019 tarihli asıl rapor bekletilerek ve gizlenerek tüm GSF’lilerin yaşamı tehlikeye atılmıştır. İnşaat Mühendisliği Bölümü'nün 06 Şubat 2019 tarihli Güzel Sanatlar Fakültesi Binalarının Deprem Riski Açısından Değerlendirme Raporu ertesi gün Rektörlük makamına gönderilmişse de bize ve kamuoyuna 27 Haziran 2019 tarihinde duyurulmuştur. Yani rapor 5 ay işleme alınmamıştır. O raporda da; Güzel Sanatlar Fakültesi’nde yer alan A, A1, B, C, D1, D2 ve E blok binalarının deprem açısından yeterli güvenliğe sahip olmadığı belirtiliyordu. Yani idarenin, Şubat ayından Haziran ayının sonuna kadar, sonucu belli olan deprem raporu hakkında fakülte birimlerini bilgilendirmediği ve taşınma sonrasına ilişkin herhangi bir hazırlık da başlatmamış olduğu anlaşılmaktadır.” diye konuştu.

NELER YAŞANMIŞTI?

Konuyla ilgili İz Gazete’ye açıklamalarda bulunan ve süreci özetleyen Prof. Dr. İbrahim Yükselsin şu ifadeleri kullandı:

“30 yıldır görev yaptığım Güzel Sanatlar Fakültesi’nin depreme dayanaksız olduğu gerekçesiyle taşınması ile ilgili karar ilk kez 24 Haziran 2019 günü çok sayıda öğretim elemanı ve öğrencinin bulunduğu genel bir toplantıda tarafımıza sözlü olarak bildirildi. Bunun ardından fakültede 100’e yakın öğretim üyesinin katılımıyla çok sayıda toplantı yapıldı, idareye onlarca öğretim elemanının imzası ile itiraz ve bilgi edinme dilekçeleri yazıldı. Hatta 5-6 bölümde kurul kararları alınarak; Tınaztepe’deki rektörlük için yapılmış binanın güzel sanatlar eğitimine uygun olmadığı, taşınmanın gerekli eğitim şartları sağlandıktan sonra yapılması gerektiği idareye bildirildi. Bir toplantıda öğretim elemanlarından birisi ‘Burası bizim yuvamız, gerekirse kolonlarına sarılıp taşınmaya direnmeliyiz’ dediğinde, bizzat söz alarak ‘Hayır hocam, karar bizlere tebliğ edildiğinde taşınma kararına uymak mecburiyetindeyiz aksi takdirde suç işleriz, bizler yasal haklarımız kapsamında hukuka uygun hareket etmeliyiz’ yanıtını verdim. Ancak şu anda o hocamız bütün söylediklerini unutmuş gibi davranıp profesörlük kadrosunu bile almışken, hakkımda 3 yılı geçkin süredir peş peşe 3 ayrı soruşturma açıp ilk ikisinden 4 kez ceza verilmesini, sanki bir tek ben taşınma usulüne itiraz etmiş ve görüşlerimi bildirmiş gibi hedef alınarak suçlu ilan edilmeyi asla kabul etmedim ve etmem. 
Bu cezaların, yalnızca akademik eğitimin, sanatsal ve bilimsel üretimin zarara uğramaması adına dile getirdiğim görüşlerim ve çabalarım nedeniyle tarafıma verildiği fakültemdeki herkes tarafından bilinmektedir.
Bu sebeplerle 30 yıllık meslek yaşamımda, 2019 yılında başlayan taşınma sürecine kadar tek bir soruşturma geçirmemiş olduğum halde üniversite ve fakülte yöneticileri tarafından son üç yıl içinde bir soruşturmadan 3 ayrı ceza verilmesi, sonrasında iki ayrı soruşturma daha açılması, jüri üyeliklerinden çıkarılmam ve daha pek çok mobbing eylemine maruz bırakılmam nedeniyle üyesi olduğum Eğitim Sen aracılığı ile kendi üniversiteme karşı geçtiğimiz yılsonunda iki rektör ve iki dekan maaşına denk gelen 50 bin TL’lik tazminat davası açmak zorunda kaldım. Hukukun üstünlüğüne ve adaletin er geç yerine geleceğine inanıyordum. Çıkan tazminat kararının son üç yıl içinde yaşadıklarımın madden karşılığı olmasa da üniversitelerin kimsenin tapulu malı olmadığını, idarecilere yasa ve yönetmeliklerle verilen yetkilerin akademik ilkeleri ve mesleki sorumluluklarını yerine getiren çalışanlar üzerinde ‘dediğim dedik, ben ne istersem o olur’ anlayışıyla baskı aracı olarak kullanılamayacağının hukuki tescili olması bakımından önemli bir kazanım olduğunu düşünüyorum.”