CHP'nin cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 107’si tutuklu, 5’i müşteki sanık olmak üzere toplam 407 sanıklı İBB Davası'nın duruşması üçüncü haftada, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No'lu salonda devam ediyor.

Duruşmanın 11. gününde Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’ın çapraz sorgusu yapıldı, avukatlanın savunması alındı. Ardından İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş’in yeğeni Murat Keleş’in çapraz sorgusu ve avukat savunmaları tamamlandı.

11. günde tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediyesi Raylı Sistemler Daire Başkanı Ceyhun Avşar, savunmasını tamamladı. Savunmasının ardından Avşar'a soru sormak için söz alan İmamoğlu, "Yol arkadaşım olduğun için seninle gurur duyuyorum" dedi. Duruşma, haftaya pazartesi saat 10:00’da devam edecek.

"EKİP ARKADAŞLARIMLA İSTİŞARE ETMEDEN KARAR ALMAM"

Saat 18:50 itibariyle ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi Raylı Sistemler Daire Başkanı Ceyhun Avşar’ın savunması alınmaya başlandı. Avşar, savunmasında şunları kaydetti:

“Ben, çalıştığım her dönemde risk aldım. Risk aldığım için eleştirildim, benimle dalga geçildi, “Hayal peşinde koşuyorsun” dendi. Her şey söylendi ama ben vazgeçmedim. Sadece ben değil, bütün ekibim… Şu an arkamda izleyici bölümünde bulunan tüm arkadaşlarım da vazgeçmedi. Biz “alışılmış işleri yapacağız” demedik; ekip olarak farklı ve doğru olanı yapmaya çalıştık.

Yaklaşık 15 milyar lira tasarruf sağladığımız bir projede, yaklaşık maliyet ve büyük emekle hazırladığımız projeler ile metrajlara rağmen oluşan teklif fiyatları beni de memnun etmedi. Ancak ihaleyi iptal etmek, az önce de ifade ettiğim gibi herkesin alabileceği bir risk değildir.

O gün, mülkiye müfettişiyle görüştükten sonra ihale komisyon başkanı olan şube müdürü Ahmet Ünal’ı ve komisyon üyesi arkadaşlarımı istişare amacıyla davet ettim. Altını özellikle çizmek isterim ki; bu arkadaşlarımın bu kararda herhangi bir sorumluluğu yoktur. Ben, aldığım tüm kararlarda -ister küçük ister çok büyük olsun-sürecin herhangi bir aşamasında görev almış, katkı sunmuş tüm ekip arkadaşlarımla istişare etmeden karar almam. Nihai karar yetkisi çoğu zaman bende olsa da, birçok konuda ekip arkadaşlarımın görüşlerini alır, hatta oylama yaparım.

"15 MİLYAR TASARRUFA RAĞMEN NASIL 14 MİLYAR ZARAR OLUR?"

O gün basında çıkan haberler hepimizi ciddi şekilde rahatsız ediyordu. Ailemize, çevremize, komşularımıza sürekli aynı soru soruluyordu: “15 milyar lira tasarruf yapılmışken nasıl olur da 14 milyar lira kamu zararı oluşur?” Bu soruya biz değil, çocuklarımızın gittiği kurslarda bile insanlar muhatap oluyordu. Bu durum hepimizi derinden etkiledi.

Henüz sözleşme imza aşamasına dahi gelinmemişken, çok hızlı bir şekilde mülkiye müfettişi görevlendirilmesi yapıldı. O gün, tüm bu şartlar altında, kendi ekip arkadaşlarımla yaptığım değerlendirme sonucunda -sorumluluğu tamamen bana ait olmak üzere- ve müfettişin de benzer yöndeki telkinleri doğrultusunda; fakat en çok da kendi mühendisliğime, hazırladığım metraja ve piyasa bilgime güvenerek ihaleyi iptal etme riskini üzerime aldım.

Ben bu kurumda geçmişte şunu da gördüm: 2012 yılından beri İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde görev yapıyorum. Mühendis olarak başladım; kontrol şefi, kontrol amiri, şube müdür yardımcısı ve şube müdürü olarak görev yaptım. İki farklı şubede şube müdürlüğü yaptıktan sonra daire başkanı oldum. Tüm bu süreçleri liyakat esasına göre tamamladım.

2017 yılı Mart ayında, bu daire başkanlığında aynı gün içerisinde 5 ayrı raylı sistem ihalesi yapıldı. Üçü Anadolu Yakası’nda, ikisi Avrupa Yakası’nda olmak üzere aynı gün 5 ihale gerçekleştirildi. Sektörde bu işleri yapabilecek firma sayısı belliyken, aynı gün bu kadar ihale yapılmasının rekabeti sınırlayıp sınırlamadığı sorgulanmadı. Üstelik bu ihalelerde oluşan fiyatlar yaklaşık maliyetin %14 ila %17 üzerinde olmasına rağmen sözleşmeler imzalandı ve kimse “Bu fiyatlar yüksek, rekabet oluşmadı” demedi.

"RİSK ALARAK İHALEYİ İPTAL ETTİM"

Ben ise benzer durumlarda farklı davrandım. Başka bir projede ihaleyi yenilettim ya da “Bu fiyatlarla bu işi yaptırmam” diyerek ihtiyaçları farklı yöntemlerle çözme yoluna gittim. Yıllardır belirli bir düzen içinde yürütülen danışmanlık hizmetlerini sonlandırdım ve “Bu işleri artık kendimiz yapacağız, daha ileri bir seviyeye geçmeliyiz” dedim.

Bu anlayışla, tüm bu koşullara rağmen, söz konusu ihalede iptal kararını aldım. Bu kararı alırken yalnızca kendi ekibim bu durumdan haberdardı. Belki bu noktada yetkimi zorladım; ancak benim çalışma prensiplerim bu şekildedir. Benimle birlikte çalışan herkes bunu çok iyi bilir. Sadece birlikte çalıştıklarım değil; İstanbul raylı sistem camiasında beni tanıyan, benimle sahada bulunan, tünelde yürüyen, proje toplantısına katılan, istasyonlarda birlikte inceleme yapan herkes benim çalışma disiplinimi ve yaklaşımımı bilir.

Ben bu kriterlerle hareket ederek bu ihaleyi iptal ettim.

"BİZ O RAPORLARI İDDİANAMEDE GÖRDÜK"

Şimdi, bu ihalede ben 2022 yılı Eylül ayında projeye dâhil olduktan sonra; yaklaşık 15 milyar TL’lik proje tasarrufu sağladık. Büyük riskler alarak, önemli sorumlulukların altına girerek ve ihaleyi yenileyerek yaklaşık 641 milyon TL ilave kamu faydası oluşturduk. Yani toplamda yaklaşık 15,5 milyar TL’lik, neredeyse ihale bedelinin üçte ikisine denk gelen bir tasarruf sağladığımız bu projede neler yaşadık?

Bu süreçte karşımıza çıkan en önemli hususlardan biri, iddianamenin 140. eylemine ilişkin tanık olan Ogün Kuzu’nun beyanlarıdır. Kendisi aynı birimde çalışmış bir kişidir. Birinci pazarlık usulü ihalesini 26 Eylül’de gerçekleştirdik. Bu süreç, Ek 14’te kronolojik olarak yer almaktadır. 7 Ekim tarihinde ihaleyi iptal ettik. İkinci ihale hazırlık sürecini yürütürken, 21 Ekim tarihinde -dosyadan edindiğimiz bilgiye göre-Ogün Kuzu’nun Cumhuriyet Başsavcılığı’na bir ihbar dilekçesi verdiğini görüyoruz. Aynı gün, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı belediyemizden ihale dosyalarını talep etti. Biz de üç gün içinde tüm dosyaları ilettik.

Bize yöneltilen suçlama, Ogün Kuzu’nun ihale tarihinden önce bir dilekçe yazdığı ve ihalenin belirli bir bedelle sonuçlanacağını öngördüğü yönündedir. Kendisinin beyanına göre; yaklaşık maliyetin 22,5 milyar TL civarında olacağı, Yapı Merkezi firmasının ihaleye davet edileceği ve ihaleyi 22–22,5 milyar TL aralığında kazanacağı iddia edilmektedir.

Ancak burada önemli bir husus vardır: Bizim iptal ettiğimiz bir ihale söz konusudur. Ayrıca inşaat sektöründe bu tür ihbar dilekçeleri oldukça yaygındır. Aynı ihaleye ilişkin farklı kişiler ve firmalar tarafından da benzer şikâyetler yapılmıştır. Bu durum, sektörün doğası gereği sıkça karşılaşılan bir durumdur.

Biz o dönemde tüm evraklarımızı savcılığa ilettik ve ikinci ihale sürecine devam ettik. Cumhuriyet Başsavcılığı, İçişleri Bakanlığı’ndan soruşturma izni talep etti. İçişleri Bakanlığı konuyu İstanbul Valiliği’ne iletti. İstanbul Valiliği ise 14 Mart 2025 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdiği yazıda; ihbarın soyut beyanlara dayandığını ve ihale sürecinde herhangi bir usulsüzlük tespit edilmediğini belirterek soruşturma izni vermedi.

Ancak biz bu raporları gözaltı sürecinde görmedik; iddianameyle birlikte öğrenmiş olduk. 23 Mayıs tarihinde ben ve bu ihalede görev alan toplam 10 kişi gözaltına alındık ve ilk kez bu suçlamalarla karşılaştık. Emniyette, Ogün Kuzu’nun dilekçesi gösterilerek iddialara ilişkin beyanlarımız alındı.

Ben, bu ihalenin tüm süreçlerini bizzat en ince ayrıntısına kadar yürütmüş bir kişi olarak emniyette 8 saat ifade verdim. Bildiğim, hatırladığım tüm hususları detaylı şekilde anlattım. Bugün de görüyoruz ki her bir iddiaya verecek net cevaplarımız vardır. Buna rağmen hakkımızda tutuklama kararı verildi.

Tutuklama kararımızın ardından, İstanbul Valiliği’nin “soruşturma izni verilmemesi” yönündeki kararı İstanbul Bölge İdare Mahkemesi tarafından bozuldu ve dosya yeniden incelenmek üzere Valiliğe gönderildi. Valilik, 12 Eylül 2025 tarihinde yaptığı ikinci incelemede de yine soruşturma izni vermedi. Bu karara yapılan itiraz ise bu kez Bölge İdare Mahkemesi tarafından reddedildi. Mahkeme, Valiliğin değerlendirmesini yerinde bularak açık şekilde “ihaleye fesat unsuru bulunmamaktadır” sonucuna vardı.

"ORTADA KAMU ZARARI DEĞİL TASARRUF VAR"

Şimdi, Ogün Kuzu’nun beyanları, bilirkişi raporları ve iddianame kapsamında ortaya atılan iddialara bakalım. Gözaltı sürecinde bize yöneltilen ilk soru, Ogün Kuzu’nun iddiaları olmuştur. Ayrıca 5 Nisan 2024 tarihli bir iddia da gündeme getirilmiştir: “8 milyar TL’lik bir ihale iptal edilerek 6 ay sonra 22 milyar TL’ye ihale edildiği ve 14 milyar TL kamu zararı oluştuğu” iddiası.

Bu iddia, yazılı ve görsel basında geniş yer bulmuş; “14 milyar TL kamu zararı” ve “en büyük yolsuzluk” başlıklarıyla kamuoyuna sunulmuştur.

Oysa biz o dönemde de ifade ettik: Bu iki ihale arasında ciddi kapsam farkı bulunmaktadır. Ek 4’te açıkça görüldüğü üzere, ilk ihale yalnızca 6,2 kilometrelik hat ve 5 istasyonun kaba inşaat işlerini kapsamaktadır. Yani sadece kazı ve beton işleri söz konusudur.

İkinci ihalede ise bu işlere ek olarak; istasyon ince işleri, tünel ince işleri, demiryolu işleri, güç temini, havalandırma ve çevresel sistemler dâhil olmak üzere tüm sistemler yer almaktadır. Bununla birlikte, mevcut işletmede olan 26,8 kilometrelik M1A–M1B hattının sinyalizasyon ve elektrifikasyon sistemlerinin revizyonu da bu ihaleye dâhil edilmiştir.

Bu kadar açık kapsam farkına rağmen, bu durum kamuoyuna doğru şekilde anlatılamamıştır. Nitekim bilirkişi raporlarında dahi bu farkın tespit edilemediği belirtilmiştir.

Ancak 2025 yılı Temmuz ayında, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından görevlendirilen 5 kişilik uzman bilirkişi heyeti bu konuyu incelemiştir. Hazırlanan raporda açıkça şu sonuca varılmıştır: Her iki ihalenin yaklaşık maliyetleri, hazırlandıkları dönemin piyasa koşullarına uygundur ve iki ihale arasındaki fiyat farkı olağandır.

Buna rağmen bu tespitler iddianamede yer almamıştır.

Sonuç olarak; 15,5 milyar TL tasarruf sağlanan bir projede, kim olduğunu dahi bilmediğimiz bir kişinin, kaynağı açıklanmayan bir beyanına dayanılarak yargılanıyoruz. Bu süreçten yalnızca ben değil; ailem, çocuklarım ve yakın çevrem de etkilenmiştir.

Buradan açıkça ifade etmek isterim: Ortada iddia edildiği gibi 14 milyar TL’lik bir kamu zararı yoktur. Aksine, mühendislik hesaplarıyla, somut verilerle ortaya konmuş 15,5 milyar TL’lik bir kamu tasarrufu vardır. Bu tasarruf, yoğun emek ve titiz çalışmalar sonucunda elde edilmiştir ve tüm hesapları dosyaya sunulmuştur.

"BÜYÜK VEBAL VAR, BÖYLE YAPMAYIN"

Avşar, duruşmada isyan etti, ama bunun tahliye olup olmamasıyla ilgili olmadığını belirterek, "Beni burada tutun! Ben burada kalmam gerekiyorsa, yanmam gerekiyorsa yakın. Yakabilen yaksın! Ama böyle yapmayın. Büyük vebal var ama yapmayın, böyle yapmayın yani” dedi.

Savunmasının ardından İmamoğlu, Avşar’a sorular yöneltti. İmamoğlu ile Avşar arasında geçen diyalog şu şekilde:

"YOL ARKADAŞIM OLDUĞUN İÇİN GURUR DUYUYORUM"

“Mahkeme Başkanı: Soruları pazartesi alalım; soru soracaksanız o zaman sorarsınız. Müsaade edelim, söz hakkını verelim. Buyurun.

Ekrem İmamoğlu: Çok teşekkür ederim Sayın Başkan. Ceyhun Avşar Daire Başkanımızı dinlemekten gerçekten gurur duydum, kendisine teşekkür ediyorum. Ancak burada şunu belirtmem gerekir: Az önce ifade ettiğim şekilde, bürokrasiden ilk arkadaşımıza soru soruyorum. Daha önce iki belediye başkanımıza ve bir iştirak genel müdürüne de sordum. Çünkü hep söylüyorum; özür dileyerek ifade ediyorum; nasıl bir örgüt ki, bizim bilimsel bir çatı altında yürütmeye çalıştığımız bu yapıyı “suç örgütü”ne dönüştürmek istiyorlar?

Bu nedenle, bu hususların sizin huzurunuzda cevaplandırılmasının hem mahkemenin vereceği karar açısından hem de Türk milleti nezdinde vicdani bir karşılık oluşturacağına inanıyorum.

Ceyhun Bey, biraz daha ritmik ilerleyelim ki bu geç saatlerde sizi de, Sayın Başkanımızı ve heyeti de yormayalım. 2012 dediniz ama işe nasıl başladınız? 2012’den öncesini öğrenmek istiyorum. Açıkçası ben de ilk defa soruyorum.

Ceyhun Avşar: Başkanım, 2007-2010 yılları arasında yurt içinde ve yurt dışında projelerde çalıştım. 2010 yılında KPSS ile Eyüpsultan Belediyesi’ne atandım. Ancak çalışma kriterleri bana uygun değildi; ben daha çok sahada çalışmayı tercih eden biriyim. Asaletimi aldıktan sonra ertesi gün dilekçe vererek İstanbul Büyükşehir Belediyesi Raylı Sistem Daire Başkanlığı’na geçiş yaptım. O dönem bir müdürlüktü. Memuriyetten istifa sürecim vardı ancak bana raylı sistemlerin benim için uygun bir alan olduğu söylendi. Geldim ve o günden beri sürekli çalıştım.

Ekrem İmamoğlu: Yani 2012’den beri oradasınız?

Ceyhun Avşar: Evet Başkanım.

Ekrem İmamoğlu: Şunu özellikle belirtmek isterim: Bir daire başkanı atanırken, eğer genel sekreter yardımcısı ve genel sekreter tarafından onaylanıyorsa, ben çoğu zaman kişinin kim olduğuna dahi bakmam. Ayrıca ikinci bir kriterimiz vardır: Öncelikle içeriden birini değerlendirmek. Bu çerçevede soruyorum; atanma sürecinde benim özel bir müdahalem ya da sizi ikna etmeye yönelik bir çaba söz konusu oldu mu, yoksa sistem kendi içinde mi işledi?

Ceyhun Avşar: Başkanım, hiçbir görüşmemiz olmadı. Sayın Genel Sekreter’in takdir ve onaylarıyla atama gerçekleşti.

Ekrem İmamoğlu: Az önce ifade ettiğiniz yaklaşık 90 milyar liralık bütçe, ki bugünkü değerlerle daha da yüksektir, sizin gibi liyakatle gelen yöneticilere emanet edilmiştir. Sizi önceden tanımıyordum. Bu nedenle soruyorum: Gözaltı sürecinde de duyduğum kadarıyla, “Arkadaşlarımın sorumluluğu yoktur, varsa ben üstlenirim” dediğiniz ve bu nedenle diğer arkadaşların serbest bırakıldığı, sizin ise tutuklandığınız ifade edildi. Bu duruşunuzdan dolayı sizinle yol arkadaşlığı yapmaktan gurur duyduğumu belirtmek isterim.

Peki, görev süreniz boyunca; işe alımlarda, ihalelerde ya da herhangi bir süreçte, tarafımdan doğrudan ya da dolaylı bir talimat, yönlendirme ya da siyasi bir baskı ile karşılaştınız mı?

Ceyhun Avşar: Başkanım, açıkça söyleyeyim; böyle bir şey olmadı. Sadece bizim birimimizde değil, hiçbir alanda böyle bir müdahale söz konusu değildir. Eğer böyle bir durum olsaydı, ne ben ne de ekip arkadaşlarım o görevlerde bulunurduk.

Ekrem İmamoğlu: Teşekkür ederim.

Son olarak şunu ifade etmek isterim Sayın Hakim: Arkadaşımız 10 aydır tutuklu. Hepimiz büyük bir ızdırap içerisindeyiz. Bu sürecin bizim açımızdan bir “kul hakkı” ihlali olduğunu düşünüyoruz. Elbette ihaleler soruşturulabilir, davalar açılabilir. Ancak iddia ediyorum ki Türkiye’de ilk kez böyle bir ihale süreci tutuklu yargılamayla yürütülmektedir. Aksi bir örnek gösterilirse, tüm sorumluluğumdan vazgeçmeye hazırım.

Bu süreçte ihale toplantısına tesadüfen katıldım. Firmalara açıkça “cesur teklifler verin” dedim. Toplantıda, daha önce davet edilmemiş firmaların da bulunduğunu özellikle vurguladım. Amaç, rekabeti artırmaktı.

Valiliğin adı geçtiği için şunu da söylemek isterim: Her konuda açıklama yapan Valiliğin, burada da bir açıklama yapıp yapmayacağını merak ediyorum.

Son olarak, bu süreçte arkadaşlarımızın onuruna yönelik yapılan haksız ithamları şiddetle kınıyorum. Bu söylemler sadece onları değil, yargıyı da zor durumda bırakmaktadır. Toplumda adalete olan güven ciddi şekilde zedelenmiştir. Bu güveni yeniden tesis etmek, siz değerli yargıçların sorumluluğundadır. Herkesin bir ailesi var. Bu feryat, sadece bu nedenle dile getirilmektedir.

Söz hakkı verdiğiniz için teşekkür ederim.”

"AİLE BAĞLARIMIZ ÖRGÜTSEL BAĞ GİBİ GÖSTERİLMİŞ"

Duruşmada, tutuklu İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş’in yeğeni Murat Keleş’in savunması alındı.

CHP'li Emir: Acilen ekonomik tedbirler alınmazsa ağır sonuçlar yaşayacağız
CHP'li Emir: Acilen ekonomik tedbirler alınmazsa ağır sonuçlar yaşayacağız
İçeriği Görüntüle

Keleş, savunmasında, 23 Mart 2025 tarihinde amcası Fatih Keleş'in, 20 Mayıs 2025 tarihinde babası Zafer Keleş'in, ardından 19-20 Haziran’da kuzeni Mustafa Keleş ve kendisinin tutuklandığını söyledi.

Aynı aileden 4 erkek tutuklu bulunduklarını belirten Murat Keleş, "Ailemizin kadınları olan eşim, kızım, annem, yengem ve yengemin kızı Zeynep’in yalnız ve yalnız bırakılmış olmalarının vicdanları yaraladığını düşünüyorum" diye konuştu.

Murat Keleş, İBB'de 2020'den bu yana tercüman olarak çalıştığını, kardeş şehirler ve belediye etkinliklerinde tercüme işleri yaptığını belirterek, şöyle devam etti:

"Amcamın İBB Spor Kulübü Başkanı olması nedeniyle; uluslararası spor müsabakaları, olimpiyat organizasyonları, yabancı dilde yapılan temaslar ve yurt dışına gerçekleştirilecek etkinlikler kapsamında hazırlanan metinlerin tercümesi ve yabancı dilde yapılan yazışmaların hazırlanması süreçlerinde, kendi işimi aksatmayacak şekilde zaman zaman amcama yardımcı oldum. Neticede kendisi amcamdı; yeğeni olarak kendisine, belediyenin resmi işleri bağlamında destek sağladım. Savcılık ifademde de 'Dönem dönem amcamın yanındaydım, asistanlık yaptım' beyanımdaki kastım budur. Ancak ifademde detaylandırılmamış ve özet olarak yazılmıştır. Resmi başvuru ve mülakatlar sonrası işe alındığım İBB’deki resmi iş ve görüşmelerin yapılması gerektiği için iddianamede örgüt üyeliğinden cezalandırılmam isteniyor.

Bırakalım suç örgütünü, hayatımda hiçbir siyasi partiye veya derneğe üyeliğim bulunmamaktadır. Bir futbol takımı bile tutmuyorum. Ayrıca, iddianamede örgüt üyesi olduğu iddia edilen kısmın yazılırken, sanki suçmuş gibi amcamın Fatih Keleş, babamın Zafer Keleş olduğu belirtilmiş; aile bağlarımız adeta örgütsel bağ gibi gösterilmiştir. Hatta benimle ilgili kısmı yazarken 'Fatih’in yeğeni, Zafer’in oğlu' ifadesiyle başlanmıştır. Babam ve amcamla telefonla konuşmuş olmam, örgütsel faaliyet kapsamında haberleşiyormuşuz gibi algı yaratmaya çalışılmıştır. Babamın babam olması, amcamın amcam olması suç unsuru olarak gösterilemez. Ben Fatih Keleş’in yeğeni, Zafer Keleş’in oğlu olduğum için tutuklanmışım gibi bir durum kabul edilemez."

"KIZIM BURAYI İNŞAAT ZANNEDİYOR"

Murat Keleş, "Sırrı Küçük'ün kızı burayı polis okulu sanıyordu. Benim kızım da burayı inşaat zannediyor. 'Baba inşaat bitti mi, geliyor musun artık?' diye soruyor.“Kızım ziyaretime geldiğinde 'babasız çocuk olur mu, beni artık sevmiyor musun?' diye soruyor" şeklinde konuştu.

Keleş, tahliyesine ve beraatine karar verilmesini istedi.

Duruşma, haftaya pazartesi saat 10:00’da devam edecek.

Kaynak: ANKA