CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 407 sanıklı İBB Davası’nın dördüncü gününde, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in duruşmaların canlı yayınlanmasıyla ilgili açıklamalarını eleştirdi. Çelik, Bakan Gürlek’in “Meclis’ten öyle bir karar çıkarsa TRT’den yayınlanır” sözlerini eleştirerek, CHP’nin önergesinin AK Parti ve MHP oylarıyla reddedilmesine tepki gösterdi.
Çelik, şöyle konuştu:
"Dört gündür burada bir adaletsizlik, hukuksuzluk, ailelere yapılan zulmü görüyoruz, tutsak yol arkadaşlarımıza yapılan zulmü görüyoruz. Peki neyi görmüyoruz burada? Umutsuzluk yok. Hiçbir umutsuzluk görmüyoruz. İçerideki arkadaşlarımız, aileler çok dirençli, çok güler yüzlü bir biçimde savunmalarını gerçekleştirenler var. Savunma yapacağı anı bekleyenler var. Salonda böyle bir atmosfer var. Her gün karşılaştığımız bir şey va, birinci günden itibaren, burada bir olağanüstü hal koşulları var. Yani duruşma salonunun etrafında insanlar gelip içeriye girmek istediklerinde çok sıkı güvenlik önlemleri duruşma salonunun içerisindeki her sabah yaşanan birtakım gerilimler... Birinci gün bir üslup tartışmasıyla başladı mesele. Sonrasında yapılan bazı uygulamalar, örneğin dün avukatların içeriye girişinde kimlik kontrolünden bahsedildi. 400 yargılanan arkadaş var. Her birinin iki avukat olduğunu düşünürsek 700-800 kişi avukatlar gelip gidiyorlar, şu anda işte tutuksuz yargılananların avukatları bugün gelmediler ama çok sayıda avukatın geldiği bir yerde sabah kimlik kontrolüyle içeriye alacağız konuları bir kere zaten duruşmanın sürecini etkileyecek bir şey.
"HER ŞEYE RAĞMEN ARKADAŞLARIMIZ ÇOK DİRENÇLİ, GÜLER YÜZLÜ BİR ŞEKİLDE SÜREÇLERİ SÜRDÜRÜYORLAR"
Vatandaş geliyor, oturuyor. Ailesin, eşini, çocuğunu görmek için tutsak yakınları orada oturuyorlar. Arkadaşlarımız o nezaret kısmının tünel kısmından çıkarken dönüp ailelerine bir el sallamak istiyor. Buna dahi müdahale ediliyor. Bazen fiziki müdahaleler ediliyor. Burada bir enteresan durum var. O da şu, normalde bu mahkemenin sağlıklı bir biçimde yürüyebilmesi için mahkeme heyeti ve bu alandaki yetkililer büyük bir çaba sarf etmeli çünkü problem, kaos bir şekliyle dışarıdan içeriye girmek isteyenler tarafından zaman zaman ortaya çıkıyor. Çünkü insanlar ilgiyle, merakla bekliyorlar. İçeri girmek istiyorlar. Aslında geçen aylarda yapılan duruşmalarda hep böyle gördüğümüz şey şuydu, içeriye girme esnasında insanlar belki hızlıca hareket etmek için birtakım sorunlar ortaya çıkıyordu. Şimdi biz burada yaptığımız bütün ön çalışmalarla, ön değerlendirmelerle, sağlıklı ve düzenli bir mahkeme süreci gerçekleşmesi için gerekli bütün adımları attık. Dışarıda görev yapan arkadaşlarımız var. Salon içerisinde arkadaşlarımız var. Düzenli bir mahkeme süreci, sağlıklı bir mahkeme süreci ilerlesin diye elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. Ancak her sabah yeni bir gerilimle karşı karşıya kalıyoruz. Daha tutuklu arkadaşlar salonun içerisine getirilmemişken bile bu sabah bile işte insanlar orada aileleriyle birlikte bekliyorlar, yakınlarının gelmesini bir fotoğraf çekme meselesi üzerinden bile birtakım gerilimler yaşanıyor. Biz bu mahkemenin sağlıklı yürümesi için elimizden gelen bütün çabayı sarf ediyoruz. Sarf etmeye devam edeceğiz. Bu salonda görev yapan insanların görevi bu mahkemenin sağlıklı ve sistemli bir biçimde yürümesi, normal koşullarda onların göreviyken bunu biz yapıyoruz. Onlardan da artık sağduyu bekliyoruz, anlayış bekliyoruz. İnsanlar bir yıldır burada tutsak vaziyette, geliyorlar ailelerini görüyorlar. Bir el sallıyorlar, bunu bile engellemeye çalışmak zalimliktir. Bu yüzden diyorum ki biz burada ailelere yapılan zulümü görüyoruz. Adaletsizliği görüyoruz. Hukuksuzluğu görüyoruz. Ama umutsuzluk görmüyoruz. Her şeye rağmen arkadaşlarımız çok dirençli, çok güler yüzlü bir şekilde süreçleri sürdürüyorlar."
"BURADA ÇOK GÜÇLÜ İNSAN HİKAYELERİ VAR"
Çelik, Ramazan Gülten'in içeri getirildiği sırada bir yakınının kızı Maya'nın "baba" demeye başladığını söylemesine ilişkin de şunları söyledi:
"Çok duygusal şeyler yaşanıyor içeride. Ramazan Başkanımız çocuğunun doğumunu görememiş ve bunun salonunda kendisine aktarılması tabii orada bir duygusal atmosfer ortaya çıkartıyor. Örneğin dün burada Sırrı Küçük bir savunma yaptı, dedi ki 'Ben dört buçuk yaşındaki çocuğumu sadece ayda 45 dakika görebiliyorum. Onunla 45 dakika vakit geçirebiliyorum. Ben çocuğumun anaokuluna yazıldığını göremedim. Ben çocuğumun okula ilk başladığı günü göremedim. Ben şimdi çocuğumun en güzel anlarına, en önemli başlangıçlarına tanıklık edemedim. Bu saatten sonra ben bütün hayatım boyunca her zaman özgür dolaşsam ne olacak' dedi. Ve buraya geldiğinde cezaevine çocuğu geldiğinde diyor ki bir baba 'Ben çocuğuma yalan söylemek zorunda kaldım. Buranın benim iş yerim olduğunu söylemek zorunda kaldım.' Çok duygusal anlar yaşanıyor. Yeni evlenmiş insanlar var. Sadece şu anda burada yargılananlar da değil örneğin Gaziosmanpaşa Belediye Başkanımız yeni evlenmiş bir arkadaşımız, Avcılar Belediye Başkanımız yeni evlenmiş bir arkadaşımız. Burada çok güçlü insan hikayeleri var. Ve bu insanlar 2019'dan beri İstanbul'a hizmet eden insanlar. Şimdi Ramazan Gülten dediniz. Ramazan Gülten dediğiniz kişi Üsküdar'daki o sahil kenarındaki işgalleri kaldıran kişi. Hani bazen diyorlar ya 'Burada yatan insanların suçu nedir' diye. Burada yasan insanların suçu İstanbul'a iyi hizmet etmek.
Burada çok güçlü insan hikayeleri var. Türkiye'nin çok başarılı bürokratları var. Biz hep pazartesi gününden beri konuşuyoruz. 19 Mart darbesinden bu yana konuşuyoruz. Tabii ki konuşmaya devam edeceğiz. Burada 15,5 milyon oyla belirlenmiş CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı yargılanıyor. Ekrem İmamoğlu. 25,5 milyon imzayla desteklenmiş Ekrem İmamoğlu burada yargılanıyor. Belediye başkanlarımız yargılanıyor. Hep söylüyoruz millet iradesine bir darbe vuruldu, seçilmişler cezaevinde diye. Ama burada Türkiye'nin çok kıymetli bürokratları var. 2019'dan beri burada bir tarihi başarı elde edildiyse, bugün İstanbul'da kent lokantaları, yurtlar, burslar, kreşler, anne kartlar, yeşil alanlar, kentin altyapısının yenilenmesi, kente kazandırılan kent ormanları işte buradaki bürokratların hepsinin altında imzası var. Bu yüzden şu anda burada bu cezaevindeler. Silivri duruşma salonundalar."
"ADALET BAKANI OLARAK NE DESE BİZİM İÇİN NE MANASI VAR?"
Çelik, Adalet Bakanı Akın Gürlek'in açıklamalarının sorulması üzerine de şu yanıtı verdi:
"Adalet Bakanı zaten bu davanın açık açık tarafıdır bir kere. Neden açık tarafıdır? Her şeyin başladığı yer 31 Mart seçimlerinde CHP Türkiye'nin birinci partisi oldu. O gün Ankara'daki iktidar sahipleri bir karar verdiler. Dediler ki 'Biz artık CHP'yi sandıkla yenemeyeceğiz. Sandıkta artık kazanma şansımız olmadı, kalmadı. Ve bir şey yapmamız lazım.' O gün bir karar verdiler. Adalet Bakan Yardımcısı'nı getirip ekim ayında İstanbul'a Başsavcı yaptılar. Düğmeye bastılar. Bütün operasyonlar o başsavcı marifetiyle ortaya çıktı. Şimdi aynı başsavcı gitti Adalet Bakanı oldu. Bu kadar haksızlığı, hukuksuzluğu 19 Mart darbesini Türkiye'ye, İstanbul'a yaşatmış bir savcı, Adalet Bakanı olarak ne dese bizim için ne manası var? Söylediği sözün bizim için anlamı ne? Kendisi bakan yardımcısıydı, siyasi bir kişi savcı yapıldı. Aynı savcı düğmeye bastı operasyonları gerçekleştirdi Adalet Bakanı oldu. Ve sonra çıktı dedi ki 'Ben 86 milyonun Adalet Bakanı olacağım.' Nasıl olacaksınız? Türkiye'nin birinci partisinin cumhurbaşkanı adayını büyükşehir belediye başkanını, belediye başkanlarını tutsak edecek ve neyle tutsak edecek? Gizli tanık ifadeleriyle, iftiracı ifadeleriyle, tuğla gibi iddianame dediler, içerisinde somut bir tane delil var mı? Gazeteciler, aylardır okuyorlar, haber yapıyorlar. Avukatlarımız aylardır okuyor, raporlar çıkartıyorlar. İçerisinde ne var? Gizli tanık ifadeleri. Gördüm diyen yok. 'Öyle duydum, öyle konuşuluyordu, öyle olduğunu hissediyorum' gibi ifadelerle yazılmış bir iddianame ve tamamen siyasetin kalemiyle yazılmış bir iddianame. Kim tarafından yazılmış, yazdırılmış? Bugün Adalet Bakanı görevine getirilmiş bir kişi tarafından. 'Duruşmalar TRT'den canlı yayınlansın.' Söylüyoruz. Başka siyasi partilerin genel başkanları da söylüyor. Şimdiki Adalet Bakanı da topu tacı atıyor. 'Meclis'ten öyle bir karar çıkarsa.'
"AK PARTİ MHP OYLARIYLA NİYE REDDEDİLDİ?"
Peki sizin Bakanlık yaptığınız partinin Meclis'teki milletvekili sayısı belli. CHP önerge verdi. Bir taraftan topluma şirin görünme çabasıyla bu tür cümleleri kuruyorlar bazı siyasiler ve bugün işte Adalet Bakanlığı koltuğunda oturan kişi, şirin cümleler kuruyorlar, 'Böyle bir karar alınırsa biz işte TRT'den canlı yayınlanmasını sağlarız' diyorlar. Peki CHP Meclis'e önerge verdi duruşmalar TRT'den canlı yayınlansın diye. AK Parti MHP oylarıyla niye reddedildi? Bir taraftan bu operasyonları gerçekleştireceksiniz bir taraftan 19 Mart darbesini gerçekleştireceksiniz, öbür taraftan da millete şirin görünmek için '86 milyonun bakanı olacağım. TRT'den Meclis isterse canlı yayınlanır'. İstiyoruz işte CHP olarak verdik önergeyi. Niye AK Parti'nin milletvekilleri reddetti? MHP'nin milletvekillerini niye reddetti? Anlayabilmiş değiliz. Şimdi bir siyasi partinin genel başkanı çıkıyor 'Duruşmalar TRT'den canlı yayınlansın' diyor. Aynı siyasi partinin milletvekilleri CHP'nin verdiği önergeyi reddediyor TRT'den canlı yayınlansın diye. Böyle bir şey olur mu yani?"
"BURADA 2019'DAN BERİ GERÇEKLEŞTİRİLEN HALKÇI BELEDİYECİLİK UYGULAMALARI YARGILANIYOR"
Çelik şöyle devam etti:
"Bir kere burada önce kimin yargılandığını doğru tespit etmek lazım. Şu anda burada Ekrem İmamoğlu'nun ve belediye başkanlarımızın 2019'dan beri gerçekleştirdiği halkçı belediyecilik uygulamaları yargılanıyor. Burada anne kart yargılanıyor, ücretsiz ulaşım imkanına erişen anneler yargılanıyor. Burada halk süt yargılanıyor, çocukların beslenme hakkı yargılanıyor. Burada öğrenci bursları, yurtlar yargılanıyor, öğrencilerin barınma olanaklarına sağlanan imkanlar yargılanıyor. Burada kent lokantalarında ağır ekonomik koşullarda çok uygun rakamlara beslenen emekliler yargılanıyor. Burada kentin yeşil alanlarında nefes alan İstanbullular yargılanıyor. Neden burada Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarımız? 2019'dan beri çok üstün belediyecilik hizmetleri verdikleri için. Zaten iddianamenin içerisine yazmışlar, önce demişler Beylikdüzü Belediyesi'ni kazanmış. Sonra İBB'yi kazanmış, şimdi Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmak istiyor diyorlar. Ve bu yargılama en fazla kime zarar veriyor? İşte bizim arkadaşlarımız burada. Başları dik, moralleri yüksek, güler yüzlüler, hiç umutsuz değiller. Ama burada. Kim yargılanıyor? Burada 16 milyon İstanbullu ve 86 milyon yurttaşımız yargılanıyor ve en çok yurttaşlarımız etkileniyor bu yargılamalardan. Örnekle açıklamak isterim, şimdi dünya savaşların ve belirsizliklerin gölgesinde. Ülkemizin bulunduğu bölgenin etrafı ateş çemberi. Türkiye bir çoklu kriz ortamının içerisinde, aynı anda bir ekonomik kriz yaşıyoruz, aynı anda bir güvenlik krizi yaşıyoruz, aynı anda bir adalet krizi yaşıyoruz, bir sosyal kriz yaşıyoruz. Sınır güvenliğimizle ilgili ciddi bir krizin içerisindeyiz. Güvenlik meselelerinde ciddi sorunlarımız var. İnsanlar katlediliyor, sokaklarda çeteler uyuşturucu çeteleri, sokaklarda çok çeşitli çeteleşmeler ve tüm bu uygulamalar işte bu içerisinde bulunduğumuz durumu daha da tetikliyor. Bugün Türkiye'nin içerisinde bulunduğu ekonomik krizin sebeplerinin en önemlilerinden bir tanesidir bu.
"BU UYGULAMALARIN TAMAMI MİLLETİN EKMEĞİNİ KÜÇÜLTÜYOR"
Şimdi diyeceksiniz ki Silivri'de görülen duruşmayla ekonomi arasında nasıl bir bağ olabilir? Şöyle bir bağ var, birincisi bu yapılan operasyonlar hemen borsa üzerine çok ciddi etkiler yapıyor. Merkez Bankası rezerv satmak zorunda kalıyor. İl binasına baskın yapıldığında da borsada da dalgalanmalar oldu, Merkez Bankası rezerv satmak zorunda kaldı ama bunlardan daha önemli bir şey var. Şimdi yabancı yatırımcı buranın demokrasisi zayıflatılmış diyor, buraya yatırım yapmıyor. Yerli yatırımcı da başka pazarlara kaçıyor. Başka ülkelerde yapıyor. Niye? Her şeyi birbirine bağlayan, yapılan operasyonlar, demokrasiyi zayıflattığı için insanların güvenini azaltıyor. Oturuyorsunuz iş dünyasından insanlarla konuşuyorsunuz, 'Ben şirketlerimi yurt dışına taşıdım' diyor. 'Yeni bir yatırım yapsam asla Türkiye'de yatırım yapmam' diyor ya da genç doktorlar, üniversite mezunları ülkeyi terk ediyorlar. Şimdi bir yandan yerli yatırımcının, yabancı yatırımcının, ülkede yatırım yapmaması demokrasinin zayıflamasından kaynaklı yapılan bu uygulamalardan bir yandan yatırımların yapılmaması neydi o beraberinde getiriyor işsizliği arttırıyor, istihdamı etkiliyor. Dolayısıyla bu uygulamaların tamamı milletin ekmeğini küçültüyor.
"SANDIK ER YA DA GEÇ MİLLETİN ÖNÜNE GELECEK"
Kuşak adaletsizliği var. Korkunç bir kuşak adaletsizliği. Bundan 10-20-30 yıl önce iyi bir üniversiteden mezun olan bir genç çok iyi iş olanaklarına sahip olabiliyordu. Bugün 50-60 yaşında olanlar, üniversite mezunları, prestijli bir iş yapıyordu. Kendinin yaşamını devam ettirecek iyi bir gelire sahip olabiliyordu. Peki bugünün üniversite mezunları aynı imkanlara sahip olabiliyor mu? Olamıyor. Neden? Çünkü Türkiye'nin demokrasisi gün geçtikçe geriliyor. Mülakat sıkıntıları, eğitim alırken yaşadıkları sorunlar gençlerin ülkesine yönelik umudunu kırıyor. Bir de üzerine hep yapılan bu tür uygulamalar, antidemokratik uygulamalar gençleri iyice umutsuzlaştırıyor. Genç iş gücünü kaybediyoruz. Yatırımcıyı kaybediyoruz. Ve bu şekilde milletin ekmeği küçülüyor. Bu yönüyle tabii ki bu uygulamaların sona ermesi lazım. Peki ne olacak? Türkiye'nin çıkış haritası nedir son olarak da onu ifade etmek isterim, sandık er ya da geç milletin önüne gelecek. Millet dört gözle sandığı bekliyor. Bir an önce erken seçim gerçekleşmeli ve tüm bu uygulamalar sona ermeli. Türkiye bu topraklarda 103 yıl önce büyük bir devrimi gerçekleştirmiş bir ülke. Tüm zorluklara rağmen emperyalist güçlere rağmen onların yerli işbirlikçilerine rağmen yoksulluk içerisinde, sefalet içerisinde bir ülkeyi ayağa kaldırmayı başarabilmiş bir deneyime sahip. Bugün yine Cumhuriyet'in 103'üncü yaşına gireceğiz bu yıl ve bugün yine Türkiye emperyalist güçlerin her türlü Türkiye üzerindeki oyunlarına rağmen, onların yerli işbirlikçilerine rağmen yeniden ayağa kaldıracak birikime deneyime sahiptir. Ve millet bunu gerçekleştirecektir. Milletin desteği bizimledir. Biz milletimize güveniyoruz. Kararlılıkla mücadelemizi sürdüreceğiz."




