CHP'nin cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 107’si tutuklu, 5’i müşteki sanık olmak üzere toplam 407 sanıklı İBB Davası'nın duruşması dördüncü hafta da, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No'lu salonda, devam ediyor.

CHP’de kritik kulis: Özel sağ gösterip sol vuracak… Belediye başkanları ve meclis üyelerinin istifası istenecek
CHP’de kritik kulis: Özel sağ gösterip sol vuracak… Belediye başkanları ve meclis üyelerinin istifası istenecek
İçeriği Görüntüle

Ara karar verilmesi beklene duruşma, kalan 34 ismin avukatının tahliye talebi ile devam ediyor. Duruşmada bir tutuklu, "etkin pişmanlık" ifadesini geri çekti.

"BU İDDİANAME ÇÖKMÜŞTÜR"

Medya A.Ş. Halkla İlişkiler Müdürü Elif Güven’in avukatı Mehmet Ruşen Gültekin, tahliye talebi sırasında şu ifadeleri kullandı:

"Ben Yargıtay savcılığı yaptım; açıkça ifade ediyorum: Bu iddianame çökmüştür. Bu dosyadan hükme esas alınabilecek tek bir eylem dahi çıkaramazsınız. Nasıl çıkaracaksınız? Dosyanın hiçbir yönü kendi içinde tutarlı değildir.

Henüz yargılamanın başındayız. İlerleyen aşamalarda eylem sayısı yüzleri bulduğunda neyle karşılaşacağımızı tasavvur etmek dahi güçtür.

Hukukun en temel ilkelerinden biri şudur: Şüpheli beyanı, özgür iradeye dayanmalıdır. Oysa bu dosyada, beyanların özgür iradeyle alınmadığına ilişkin ciddi iddialar bulunmaktadır. Biz hukukta buna ‘yasak sorgu yöntemleri’ diyoruz. Bunun kapsamına; kötü muamele, işkence, yorma, aldatma, cebir, tehdit ve kanuna aykırı menfaat vaat edilmesi girer.

Şimdi dışarıdan süreci izleyenler farklı bir algıya kapılmış durumda. ‘Savcılar tutuklama kararı verir’ gibi bir kanaat oluşmuş. Çünkü soruşturma evresinde fiilen böyle bir tablo ortaya çıktı. Savcının talebi ne yöndeyse, hâkim kararının da o yönde şekillendiği görüldü.

Oysa hukuki gerçeklik bambaşkadır. Sayın savcının talepleri mahkemeyi bağlamaz. Nitekim bugün de savcılık bazı sanıklar yönünden tahliye talebinde bulunmuştur; siz bu talepleri kabul edebilir ya da tamamen aksi yönde karar verebilirsiniz. Bu, tamamen mahkemenin takdir yetkisi içindedir.

Ancak soruşturma aşamasında bu ilkenin uygulamada karşılık bulmadığını gördük. ‘Bırak’ denildiğinde bırakılan, ‘tut’ denildiğinde tutulan bir süreç yaşandı. Bu tabloyu gördük, yaşamaya devam ettik ve açıkçası artık görmekten de yorulduk.

Daha da vahimi şudur: Müvekkilim 10 Nisan’da savcılığa nasıl götürülmüştür? Savcı tarafından usulüne uygun bir çağrı yapılmamış, ‘Etkin pişmanlıktan yararlanmak ister misin?’ şeklinde bir teklif de iletilmemiştir. Kaldı ki müvekkilin bu yönde herhangi bir talep ya da dilekçesi de bulunmamaktadır.

"HASTANEYE DENİLEREK ADLİYEYE GÖTÜRÜLDÜ"

Buna rağmen cezaevinde infaz koruma memuru tarafından kendisine ‘Seni ambulansla hastaneye götüreceğiz Elif’ denilmiştir. Hayatı boyunca emniyet birimine dahi gitmemiş olan müvekkilim, safiyane bir şekilde hastaneye sevk edildiğini düşünerek araca binmiştir. Ancak hastaneye değil, Çağlayan Adliyesi’ne götürülmüştür.

Bu süreçte avukatı bilgilendirilmiş ve kendisi de adliyeye gelmiştir. Tüm bu hususlar tarafımızca dilekçelerimizde ayrıntılı şekilde sunulmuştur.

"GERÇEĞE AYKIRI BEYANLAR YAZDIRILARAK 'ETKİN PİŞMANLIK' KAPSAMINA ALINDI"

Adliyede ise, ifade verme usullerini dahi bilmeyen müvekkilime gerçeğe aykırı beyanlar yazdırılmış ve bu durum ‘etkin pişmanlık’ kapsamında değerlendirilmiştir. Oysa müvekkilim etkin pişmanlığın ne anlama geldiğini dahi bilmemektedir.

Nitekim söz konusu ifade, iddianamenin farklı bölümlerine parçalanarak yerleştirilmiştir. Kendi iradesini yansıtmayan, yönlendirme sonucu oluşturulan bu beyanın ‘etkin pişmanlık’ olarak kabul edilmesi hukuken mümkün değildir.”

Kaynak: ANKA