Yeni çözüm sürecine destek veren Gazeteci Fatih Altaylı, son yazısında dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
“İlk defa açıklıyorum” diyen Altaylı, “PKK beni öldürmek için tim yolladı. Haftalarca beni izlemişler. Evden çıkan eşimin önünü kesip yol sormuşlar. Korumamın evine kadar tespit etmişler. Bir gün, bu timin başındaki PKK’lıdan tüm bunları anlatan bir mektup geldi. 'Size kıyamadık Fatih Bey' diye. Örgüt de kızmış, hepsini Amanos’a sürmüş” ifadelerini kullandı.
İki gün önce yazdığı yazıdan dolayı kendisine tepki gösterenler olduğunu belirten Altaylı, PKK'nın geçmişte kendisini öldürmek için tim yolladığını açıkladı. Yazısında “Beni öldürmeye kalkıştılar ama ben diyorum ki, bu iş noktalanmalı” ifadelerine yer veren Gazeteci Altaylı, timin başındaki ismin kendisine ‘size kıyamadık’ diyerek her şeyi anlatan bir mektup gönderdiğini aktardı.
"AMA BEN DİYORUM Kİ..."
Altaylı’nın yazısından bir bölümde şu ifadeler yer aldı:
“Bakın ilk defa açıklıyorum.
PKK beni öldürmek için tim yolladı.
Haftalarca beni izlemişler. Evden çıkan eşimin önünü kesip yol sormuşlar.
Korumamın evine kadar tespit etmişler.
Bir gün, bu timin başındaki PKK’lıdan tüm bunları anlatan bir mektup geldi.
“Size kıyamadık Fatih Bey” diye. Örgüt de kızmış, hepsini Amanos’a sürmüş.
Uydurmuyorum, abartmıyorum. Mektubu açan sekreterim Gülay’ın eli ayağı titriyordu. Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Özay Şendir de okudu mektubu, okuduklarına inanamayarak.
Sonra kendileriyle konuştuk. Devlete teslim olmak istiyorlardı. Dönemin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin’e bilgi verdik. Teslim oldular. Bir süre hapis yattılar. Son haber aldığımda, mektupta imzası olan terör örgütü mensubu İstanbul’da bir fabrikada çalışıyordu.
Beni öldürmeye kalkıştılar ama ben diyorum ki, bu iş noktalanmalı.
Toplumun karşı çıkan kesiminde haklı bir paranoya var; “Bu işin içinde bir iş olabilir. Yoksa ABD niye böyle yapsın, yıllarca beslediği örgütü niye kendini lağvettirsin!” diye düşünüyorlar.
Haklılar. Aynı soru işareti hangimizin kafasında yok ki! Kafamızda bu soru var diye, PKK’nın ve terörün devam etmesini savunmak, Schopenhauer’in bekar kalma kararını savunması gibi değil mi!
Mutsuz olacağız veya aldatılacağız kuşkusuyla evlenmemeyi tercih eden filozof gibi mi düşünmeliyiz. Schopenhauer gibi mi olmalıyız. Schopenhauer evlenseydi belki mutsuz olabilirdi, belki eşi kendisini aldatırdı. Ama belki de çok mutlu olur, çok seveceği çocukları olabilirdi. Mutsuz olursa ya da aldatılırsa boşanma hakkı her zaman elinde değil miydi!
Diyeceğim bundan ibarettir özünde.
Ama şunu da söylemeden bitirmeyeyim.
Ben bu sürecin başarı ile sonuçlanacağına da pek inanamıyorum.”




