Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK), Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile yürütülen çalışmalar kapsamında üniversitelere gönderdiği yazıyla “Aile ve Nüfus On Yılı” doğrultusunda faaliyetler gerçekleştirilmesini istemesi, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) tarafından sert ifadelerle eleştirildi.

“ÜNİVERSİTEYE BELLİ BİR YAŞAM MODELİ DAYATILAMAZ”

Üniversitelerin gençlerin bilimsel bilgiye erişebildiği, eleştirel düşünebildiği, sorgulayabildiği, kendisini özgürce ifade edebildiği ve kendi geleceği hakkında karar verebildiği kamusal alanlar olması gerektiğini belirten sendika, “Üniversitelerin işlevi gençlere nasıl yaşayacaklarını, ne zaman evleneceklerini, nasıl bir aile kuracaklarını ya da geleceklerini hangi yaşam modeli üzerinden şekillendireceklerini öğretmek değildir” açıklamasında bulundu.

“İDEOLOJİK MÜDAHALENİN YENİ BİR ÖRNEĞİ”

Eğitim-Sen’in konuyla ilgili açıklamasında şu ifadeler kullanıldı:

“Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK), Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile yürütülen çalışmalar kapsamında üniversitelere gönderdiği yazıyla “Aile ve Nüfus On Yılı” doğrultusunda faaliyetler gerçekleştirilmesini, “Evlilik Öncesi Eğitim Programı” ve “Aile Eğitim Programı” gibi uygulamaların yaygınlaştırılmasını istemesi, yükseköğretimin uzun süredir karşı karşıya olduğu ideolojik müdahalelerin yeni bir örneğidir.

YÖK, uzun zamandır üniversitelerin bilimsel, demokratik ve özerk yapısını güçlendirmek yerine, yükseköğretimi iktidarın siyasal ve ideolojik tercihleri doğrultusunda biçimlendiren politikaların uygulayıcısı konumundadır. Öğrencilerin, gençlerin ve yükseköğretim emekçilerinin temel sorunları görmezden gelinirken, belirli bir aile modelinin ve yaşam biçiminin üniversiteler üzerinden yaygınlaştırılmaya çalışılması bu yaklaşımın devamıdır.

Oysa üniversite öğrencileri bugün barınmadan beslenmeye, ulaşımdan eğitim giderlerine kadar ağır sorunlarla karşı karşıyadır. Yurt kapasitesinin yetersizliği, yüksek kiralar, artan yaşam maliyetleri, yetersiz burs ve krediler, yemekhane ücretleri ve kamusal desteklerin yetersizliği öğrencilerin eğitim hakkını doğrudan tehdit etmektedir. Çok sayıda öğrenci eğitimini sürdürebilmek için çalışmak zorunda kalmakta, öğrencilik ile geçim mücadelesi arasında sıkışmaktadır.

Gençlerin geleceksizlik kaygısı büyürken, mezuniyet sonrası işsizlik ve güvencesiz çalışma yaygınlaşırken, ifade ve örgütlenme özgürlüğü üzerindeki baskılar sürerken YÖK’ün önceliğini “evlilik” ve “aile eğitimi” olarak belirlemesi, yükseköğretimin gerçek sorunlarından ne kadar uzaklaşıldığını göstermektedir.

Bahçeli seçim için tarih verdi: 2028 yılını işaret etti
Bahçeli seçim için tarih verdi: 2028 yılını işaret etti
İçeriği Görüntüle

Yükseköğretim emekçileri de düşük ücretler, güvencesiz istihdam, ağır çalışma koşulları, keyfi ve liyakatsiz atamalar, akademik özgürlüklere yönelik müdahaleler ve demokratik olmayan yönetim anlayışıyla karşı karşıyadır. YÖK’ün sorumluluğu, bu sorunları görmezden gelerek üniversiteleri ideolojik yönlendirmelerin alanına dönüştürmek değil, yükseköğretimin kamusal, bilimsel ve demokratik niteliğini güçlendirmektir.

Üniversitelerin işlevi gençlere nasıl yaşayacaklarını, ne zaman evleneceklerini, nasıl bir aile kuracaklarını ya da geleceklerini hangi yaşam modeli üzerinden şekillendireceklerini öğretmek değildir. Gençlerin yaşam tercihlerini belirlemeye, onları tek tip bir aile ve yaşam anlayışı içine hapsetmeye yönelik her yaklaşım üniversitenin özgür, çoğulcu ve eleştirel niteliğiyle çelişmektedir.

Üniversiteler; gençlerin bilimsel bilgiye erişebildiği, eleştirel düşünebildiği, sorgulayabildiği, kendisini özgürce ifade edebildiği ve kendi geleceği hakkında karar verebildiği kamusal alanlar olmak zorundadır. Farklı kimliklerin, düşüncelerin, inançların ve yaşam biçimlerinin eşit biçimde var olabilmesi, demokratik bir yükseköğretim düzeninin vazgeçilmez koşuludur.

Aileyi ve belirli toplumsal rolleri merkezine alan politikaların kadınlar açısından yarattığı sonuçlar da göz ardı edilemez. Kadınların bakım emeğini büyük ölçüde üstlenmek zorunda bırakıldığı, eğitim ve çalışma yaşamında ayrımcılıkla karşılaştığı koşullarda, onları öncelikle evlilik, annelik ve aile içindeki roller üzerinden tanımlayan yaklaşımlar mevcut eşitsizliklerin yeniden üretilmesine yol açmaktadır.

YÖK’ün önceliği öğrencilerin özel yaşamlarını biçimlendirmek değil; eğitim hakkının önündeki engelleri kaldırmak, yükseköğretim emekçilerinin güvenceli çalışma koşullarını sağlamak ve üniversitelerde bilimsel, demokratik ve özgür bir ortamı güvence altına almak olmalıdır. Barınma, beslenme, ulaşım ve ekonomik güçlükler başta olmak üzere öğrencilerin temel sorunlarına çözüm üretilmeli; yükseköğretim emekçilerinin ücret, özlük ve çalışma koşullarına ilişkin sorunları giderilmeli; akademik özgürlüğün, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki engeller kaldırılmalıdır.

Üniversitelerde ayrımcılığa, tacize ve şiddete karşı etkili mekanizmalar oluşturulmalı; öğrencilerin ve yükseköğretim emekçilerinin eşit, özgür ve güvenli koşullarda eğitim ve çalışma yaşamına katılması sağlanmalı, ücretsiz, nitelikli ve kamusal kreş hizmetleri yaygınlaştırılmalıdır.

Üniversiteler iktidarın aile ve nüfus politikalarının, tek tip yaşam anlayışının ve ideolojik yönlendirmelerin uygulama alanı değildir. Anayasa’nın 10. maddesi kadınların ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğunu ve devletin bu eşitliğin yaşama geçirilmesini sağlamakla yükümlü olduğunu açık biçimde düzenlemektedir. YÖK de bu anayasal yükümlülüğün dışına çıkamaz.

YÖK, gençlerin nasıl yaşayacağına karar vermeye değil; öğrencilerin eğitim hakkını güvence altına almaya, yükseköğretim emekçilerinin haklarını korumaya ve üniversitelerin bilimsel, demokratik, laik, özgür ve özerk niteliğini güçlendirmeye odaklanmalıdır. Gençlerin yaşamına müdahale etmekten vazgeçin; eğitim hakkının, bilimin, özgürlüğün ve demokratik üniversitenin önündeki engelleri kaldırın!”

Kaynak: EĞİTİM-SEN BASIN BÜLTENİ