Eğitim Sen İzmir 2 No'lu Şube tarafından yapılan açıklamada Sözellikle Ensar Vakfı gibi yapılarla yapılan iş birliklerinin laik ve bilimsel eğitim anlayışına açıkça aykırı olduğu belirtildi.

Eğitim-Sen tarafından yapılan açıklamada, 2016 yılında Karaman’da yaşanan ve kamuoyunda büyük tepki çeken çocuk istismarı davasıyla adı anılan Ensar Vakfı’na, MEB tarafından ortaokul ve lise öğrencilerine yönelik “Sana Emanet” adlı bilgi yarışması düzenleme izni verilmesi eleştirildi. Benzer şekilde İzmir’de İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile imzalanan protokol kapsamında vakıf görevlilerinin okullarda “Kudüs” konulu seminerler verdiği hatırlatıldı.

Sendika, dini vakıf ve cemaatlerin okul temelli faaliyetlerinin, eğitim sistemi içinde paralel bir dini yapı oluşturduğunu savunarak, çocukların bilişsel ve duygusal gelişim düzeyleri dikkate alınmadan yürütülen bu etkinliklerin dini propaganda amacı taşıdığını söyledi.

Çeşme Belediye Meclisi Gülşah Durbay’ı unutmadı
Çeşme Belediye Meclisi Gülşah Durbay’ı unutmadı
İçeriği Görüntüle

Açıklamada laikliğin, tüm inançlara eşit mesafede durulmasının güvencesi olduğunun altı çizilerek devletin eğitim ile dini faaliyetleri kesin bir biçimde ayırması gerektiği belirtildi. Eğitim politikalarının bilimsel bilgi, eleştirel düşünce ve çocukların üstün yararı temelinde şekillenmesi gerektiğine vurgu yapıldı.

Eğitim-Sen, MEB’in görevinin dini dernek ve vakıfların okul içi faaliyetlerini organize etmek değil, eğitimin yapısal sorunlarına kamusal ve kalıcı çözümler üretmek olduğunu ifade ederek kullarda dini içerikli tüm etkinliklere son verilmesi çağrısı yaptı.

Eğitim Sen 2 No'lu Şube'in tüm Eğitim Sen İzmir Şubeleri adına yaptığı açıklamanın tamamı şöyle:
"Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinin, uzun yıllardır dini vakıf ve cemaatlerle kurduğu protokoller aracılığıyla okulları bu yapıların faaliyet alanına dönüştürdüğü bilinmektedir. Bu süreçte özellikle Ensar Vakfı gibi dini vakıfların etkinliklerinin yaygınlaştırılması için yoğun bir çaba harcandığı görülmektedir.
Kamuoyunun yakından hatırladığı üzere, 2016 yılında Karaman’da 9-10 yaşlarındaki 45 çocuğun cinsel istismara uğradığı ve sanıkların toplamda 508 yıl hapis cezasına çarptırıldığı skandala adı karışan Ensar Vakfı’na, MEB tarafından ülke genelindeki ortaokul ve lise öğrencilerine yönelik “Sana Emanet” başlıklı bir bilgi yarışması düzenleme izni verilmiştir. Benzer şekilde
İzmir’de de İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile imzalanan protokol kapsamında Ensar Vakfı görevlilerinin sınıflara girerek öğrencilere “Kudüs” konulu seminerler verdiği kamuoyuna yansımıştır.
Dini vakıf ve cemaatlerin okulları temel etkinlik alanı olarak belirlemesi, zaten yıllar içinde dinselleştirilen eğitim sistemi içerisinde paralel bir dini eğitim yapısının oluşturulmasına yol açmaktadır. Çocukların bilişsel ve duygusal gelişim düzeyleri göz ardı edilerek gerçekleştirilen bu tür faaliyetlerin temel amacının, farklı eğitim kademelerindeki öğrencilere yönelik dini propaganda olduğu açıktır.

Eğitim sistemi, toplumda yer alan tüm din ve inançlardan bireylerin eşit koşullarda bir arada yaşayabilmesini sağlayacak şekilde düzenlenmelidir. Laiklik; herhangi bir dini grup ya da mezhebe ayrıcalık tanınmamasının, tüm inançlar arasında eşitliğin sağlanmasının temel güvencesidir. Bunun için devletin ve devlet kurumlarının bütün din ve inançlara eşit mesafede durması, eğitim faaliyetleri ile dini içerikli etkinlikleri kesin bir biçimde birbirinden ayırması zorunludur.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın temel görevi; çocukları ve gençleri insanlığın ortak, evrensel değerleri doğrultusunda yetiştirmek, temel insan haklarını gözetmek ve çocukların üstün yararını esas almaktır. Eğitim politikaları; eleştirel düşünceyi geliştiren, bilimsel bilgiye erişimi sağlayan ve çocukların kendilerini özgürce gerçekleştirebilmelerine olanak tanıyan bir anlayışla yürütülmelidir. Devlet, eğitimi ve toplumsal yaşamı dini kurumlara, dini referanslara ya da söylemlere göre değil; bilimsel gerçekler ve toplumsal ihtiyaçlar temelinde düzenlemelidir.
Okullar; dini kural ve faaliyetlerin değil, bilimsel bilginin, pedagojik ilkelerin ve kamusal eğitimin esas alındığı kurumlardır. MEB’in sorumluluğu, dini dernek ve vakıfların okul içi faaliyetlerini organize etmek değil; eğitimin yapısal sorunlarına kalıcı ve kamusal çözümler üretmektir. Bu nedenle okullarda, hangi ad altında olursa olsun dini içerikli tüm etkinlik ve faaliyetlere derhal son verilmelidir.

Eğitim-Sen olarak bu karanlık kuşatmaya karşı sessiz kalmayacağımızı bir kez daha vurguluyoruz. Okullarımızın tarikatların, vakıfların ve cemaatlerin faaliyet alanına dönüştürülmesine izin vermeyeceğiz. Velileri, çocuklarını “seminer” adı altında yürütülen ideolojik faaliyetlerden uzak tutmaya; tüm kamuoyunu ise çocukların eğitim hakkına ve laik, bilimsel eğitime sahip çıkmaya çağırıyoruz. Çocuklarımızı karanlığa, okullarımızı tarikatlara, cemaatlere ve vakıflara teslim etmeyeceğiz! "

Kaynak: BÜLTEN