UTKUCAN AKKAŞ/
İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın (İzBBŞT) yolculuğuna misafir olduğumuz söyleşi serimizin 32. konuğu, küçük yaşından itibaren tiyatroda yolunu azimle çizen biriyle oldu. Ceren Demirel’den bahsediyoruz… Tiyatro sanatı ile olan bağını, kariyerini ve hayallerini konuştuğumuz Ceren Demirel, ‘Çocuk tiyatrosu ve gençlik tiyatrosunu çok önemsiyorum. Hayallerimizin büyüklüğünce yeniliğe açık işler üretmek istiyorum’ diyor.
Ceren Demirel kimdir? Tiyatro ile ilişkiniz nasıl başladı, ailenizde veya çevrenizde yeri var mıydı bu sanatın?
1982 yılında İzmir’de doğdum. İzmirli öğretmen bir ailenin çocuğuyum. Üniversite eğitimimi İzmir’de tamamladıktan sonra bu kentten ayrıldım. Sonra bir buçuk sene kadar Trabzon’da Devlet Tiyatrosu’nda çalıştım. Tiyatroya ilgim ilk olarak annem ve eniştem sayesinde başladı. Annem ve eniştem edebiyat öğretmeni. İkisi de çalıştıkları okullarda ‘Tiyatro Kolu, Kültür – Edebiyat Kolu’ gibi kolların faaliyetlerini yürütürlerdi. Bu kol çalışmaları kapsamında İzmir’de sahnelenen veya turne için gelen tiyatroları takip ederler, bizi de bunları izlememiz için teşvik ederlerdi. O yaşlarda tiyatro benim için izlenebilir bir şeydi. Biraz daha büyüdüğümde annemlerin lisede yaptıkları çalışmaları ve kulisi gördüm. Daha sonra ise Durukan Ordu Ağabeyim, konservatuvar sınavına girip kazananınca da bu işin meslek olarak yapılabileceği önümde belirdi. Kuzenim Durukan Ağabeyimin Hacettepe’de öğrenciyken sergilediği oyunları izlemek için Mavi Trenle, Ankara’ya ailecek gider, oyunu izler dönerdik.

Seçmelerde elediler
Sizin tiyatro ile serüveniniz nasıl gelişti peki? Oyuncu olma hayali kuruyor muydunuz?
Ben çok içine kapanık, daha çok gözlemleyen ve fikirlerimi sınırlı kişilerle paylaşan bir çocuktum. Bununla birlikte okuma yazmayı öğrenmeden önce dahi beni sahneye çıkarırlardı. Ancak o dönemlerde, tiyatroculuğun bir meslek olduğu bilincinde olduğum bir şey değildi. İlk olarak anladığımda ortaokuldaydım. Okulun tiyatro topluluğu seçmelerine girdim ve kazanamadım. O güne kadar bu tür durumlar yaşadığımda çabuk pes ederken bu sefer alternatif bir tiyatro grubu kurma cesareti gösterdim. Okulun tiyatro topluluğu bir oyun çıkaramazken benim kurduğum grup oyun çıkardı. İlk sahneye çıkışım da Konak Belediye Tiyatrosu’nun açtığı bir kursta kursiyer olmam ile gerçekleşti. O süreçte, Güngör Dilmen’in ‘Midas’ın Kulakları’ oyununda, ‘Sazlık’ rolünde oynadım.
Yıllar sonra buradayım
Erken ancak hızlı bir başlangıç olmuş… Sonrasında peki?
Lisede de tiyatro topluluğundaydım. İlk iki sene oyuncu ve reji ekibi görevini gerçekleştirdim. Son senesinde ise oyun yönettim. Eugene Ionesco’nun ‘Macbett’i. Okulun kendisine ait bir bütçesi olmadığı için İzmir’in yerel radyolarından ve Özgün Dershanesi’nden sponsor ile destek bularak İsmet İnönü Sahnesi’nde bu oyunu oynadık. Dahası bulduğum bütçe ile oyunumuzun küçük broşürlerini dahi hazırlamış, ufak çaplı reklam yapmış, sadece okulumuzun öğrencilerine değil dışardan gelen kişilere de bilet satarak üç gün üst üste sahnelemiştik, İsmet İnönü Sahnesi’nde... Yıllar sonra yine buradaydım. Seçmelere katıldıktan sonra Yücel Erten Hocamız, ‘Ceren sahneye bir çıktı, hikayesini bize anlatırken bir anda 13 yaşına döndü’ demişti. Böyle şeyler biraz etkileyici oluyor hayatta gerçekten…
İçinde olmak büyüleyici
Üniversite hayatınız, o dönem ve sonrasında yaptığınız çalışmaları özetleyecek olursak önemli anlar nelerdi sizin için?
Konservatuvar sınavlarına hazırlanmak için uzmanlardan yardım almak istemiştim. TOBAV İzmir, kurs anlamında faaliyet gösteriyordu ancak benim o kurs için ayıracak bir bütçem yoktu. Lisede çalıştığımız ‘Macbett’ sayesinde, oyunu izlemiş olan Haluk Işık, Hüseyin Çebi’nin referansıyla İzmir’de tanınırlığım artmıştı ki bu bir lise öğrencisi için çok büyük bir şanstır. Hakimiyeti Milliye İlköğretim Okulu’nda tiyatro çalışmaları yürütüp bunun karşılığında TOBAV’da sınavlara hazırlık sürecimi karşılayabildim. Ali Ulvi Hünkar ile hazırlandığım sınavlarda 9 Eylül Güzel Sanatlar Fakültesini kazandım. Burada Özdemir Nutku ve Hülya Nutku hocalarımı saygıyla anmak isterim. Alsancak’ın son mezun dönemi olarak 2004 yılında mezun oldum. O zaman farkında değildim belki ama şimdi geçmişe bakınca hocalarımın kurduğu hayalin içinde olmak büyüleyici geliyor. Mezun olduğumda Trabzon Devlet Tiyatrosu’nda 2 sezon çalıştıktan sonra İzmir’e geri döndüm. Ve ne komiktir ki mezun olduğum orta okulda yine bir tiyatro topluluğu kurup bu kez benden genç arkadaşlarımla henüz yürüdüğüm yollardan geçtik. Güzelyalı Orta Okulu’nda tiyatro grubu kurmak alnıma yazılmış. (Gülüyor)
Sonrasında kariyeriniz nasıl ilerledi peki?
İzmir’de oyun çıkarmıştık. Dionysos Neşeyi sever biliriz. Ben harekete geçince hayatta harekete geçti. Düşünmediğim bir alan olan televizyonda bir dizi projesi için telefon aldım. Öğrenciyken ‘Kınalı Kar’ ve ‘Kurşun Yarası’ adlı dizilerde bölüm oyunculuğu yapmıştım. Bu kez Kapadokya’da çekilecek bir dizi için çağrıldım. Şu ağa dizilerinin meşhur olduğu zamanlar. Heyecanımı tahmin edersiniz. Dizi projesi kısa sürdü ancak benim İstanbul ve televizyon sürecimi başlatmış oldu. Çeşitli dizilerde oynadım. Bir süre televizyon gazeteciliği yaptım. İstanbul’da ilk çalıştığım tiyatro Emre Kınay’ın Duru Tiyatrosu oldu. Okul hocalarımdan Barış Erdenk’in yönettiği ‘Kaset – Stephen Belber’ oyununda yönetmen yardımcısı olarak çalıştım. Sonra arkası geldi. Özen Yula’nın yönettiği ‘Ay Tedirginliği’ oyunundan sonra, kendisi beni ‘GalataPerform’ ile tanıştırdı. Yeşim Özsoy ile de yolculuğumuz böyle başladı. Hayatımın çok özel tiyatro anlarında Yeşim ve GalaraPerform oldu. Yabancı yönetmenlerle çalışmak, okuma tiyatrosu, mekan tiyatrosu, Afife Ödülleri adaylığı… Küçücük bir apartman dairesinin hayal kurma fabrikasına dönüştüğüne şahit oldum. Bir de özel gereksinimli çocuklarla yaptığım çalışmalar var ayrıca bahsedebileceğim. 2015 yılından beri tamamladığım ek eğitimlerle farklı gelişim gösteren çocuklarla çalışmalar yapıyorum.
İzmir Şehir Tiyatroları’nın oyuncu kadrosuna girişiniz nasıl oldu? Siz de İzmirlisiniz, kentinizde sanat üretmek nasıl hissettiriyor?
Pandemi olduğunda her şey durdu. O zaman Pervasız Tiyatro’da, ‘Keşanlı Ali Destanı’ oyununu, aylar süren çalışmalar sonucunda 5 kere sahnelemiştik ki tiyatrolar faaliyetini durdurdu. İstanbul’da süreci geçirmek yerine İzmir Bademli’ye geldim. Ailem orada yaşıyor. Uzun süren pandemi döneminde çalışmalarıma dijital dünya elverdiğince devam ettim. Aslı Tohumcu, Güray Dinçol, Onur Bakır bu kapanma döneminde ufkumu genişleten kolaylaştırıcılarım oldu ve çocuklarla olan çalışmalarım tabii. Fark etmeden bir seçmeye hazırlık süreci geçirmişim. Dayım İzmir’de sınav açılacağının bilgisini verince tüm çalışmalarımın bir değerlendirmesini göreceğim için çok heyecanlanmıştım. Kazandım… Tarifsiz mutluluk ve sonrası için motivasyon oldu. Kentimde sanat üretmek dediğimizde biraz durmam gerekiyor çünkü 2006’da ayrıldım İzmir’den ve Şehir Tiyatroları ile ilk kez döndüm. Evet ailem İzmir’de ama uzun yıllardır onlar da merkezde yaşamıyor. Bıraktığım kent, bulduğum kent ile aynı değildi anlayacağınız. Yeni bir yer… Biraz tanıdık ama neredeyse ‘Bir filmde görmüştüm’ diyebileceğim kadar. Bunun dışında özgür olabildiğince sanat üretmek her zaman iyi hissettiriyor.
Mor Şalvar adlı oyunda rol alıyorsun iki sezondur. Burada canlandırdığın Serap karakterinin gelişimi, sahneye çıkma süreci hakkında neler söylemek istersiniz?
Başlamak üzereyken, başladığımda ve şimdi arasında üç farklı düşünme kalitesinden bahsedebilirim ‘Serap’ ile ilgili. Başlamak üzereyken, oyun yazarının parantez içlerini yazmadığını fark ettim. Okuyucunun daha kolay anlayabilmesi için de bir karakterin konuşmasına ihtiyaç vardı. Bu yüzden ‘Serap’ yazılmış gibi geldi ve okurken çok güzeldi. Ezber yapıp ayağa kalktığım zaman ise söylenenlerin aynısını tekrar edip durduğunu ve oyunda işi olmadığını düşündüm. Hatta yönetmenimiz Ufuk Aşar’a ve oyun yazarımız Ferhat Lüleci’ye de bu karakteri oyundan çıkarmamız gerektiğini söyledim. (Gülüyor) Ufuk Hoca, kendisinin böyle düşünmediğini, yazarımız ise, Serap için başka bir oyun dahi yazdığını söyledi. Serap’ın alt metnine bakmak, bu konuşmadan sonra aklıma geldi. Dramaturgumuz Halil Ünsal da bana bu konuda çok yardımcı oldu. Ferhat Lüleci’nin tercih ettiği o parantez içi hissi, duyguları oynamam konusunda kılavuz oldu. Korktuğu anda korkan, güleceği zaman gülen; yani bir önceki ânın acısını sırtında taşıyıp duran bir karakter değil de farklı duyguları yaşayabilen, hızlıca geçen, oyuncaklı bir Serap ile tanıştık önce ben sonra seyirci.
Biz bu kentin tiyatrosuyuz
İzmir’deki tiyatroseverleri, İzBBŞT’ye gösterdiği ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Biliyorum ki İzmirli tiyatroyu sever… Ancak İzmir’in dışından gelen tiyatroya ilgi gösterirdi. İzBBŞT’ye olan bu ilgi gururlandırıyor ne yalan söyleyeyim. Biz bu kentin tiyatrosuyuz. Kentlinin, seyircinin buraya gelip bizlerle vakit geçirmesini, sohbet etmesini isterim. Elbette zaman zaman iletişim kuruyoruz, ihtiyaçlar, beklentiler üzerine konuşuyoruz. Ancak daha fazla diyaloğumuzu arttıralım isterim. Yaşayan, kütüphane gibi bir yer haline gelmesi ne güzel olur...
Demirel'in EN'leri
Tiyatroya dair en büyük hayalin?
Çocuk tiyatrosu ve gençlik tiyatrosunu çok önemsiyorum. Hayallerimizin büyüklüğünce yeniliğe açık işler üretmek istiyorum.
Bugüne kadar oynadıkların arasında en sevdiğin rol ya da oyun?
Çok fazla var. Ancak hikayeme en büyük katkıyı sunması nedeniyle Galata Perform’un ‘İz’ oyununda canlandırdığım ‘Eleni’ karakteri. Ahmet Sami Özbudak yazdı, Yeşim Özsoy yönetti.
Oynamadığın ama en çok oynamak isteyeceğin oyun?
Oyuncu olarak her şeyi oynamak isterim tabii ki, ayıramıyorum. (Gülüyor)
Birlikte oynamayı en çok isteyeceğin oyuncu?
Abim… Durukan Ordun. Bir de Tilda Swinton, Kevin Spacey ve Tilbe Saran. Düşümsem daha bulurum.
Tiyatroya veya yaşama dair en çok ilham aldığın kişi kim?
Varoluşun ta kendisi…





