İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı'nın İzmir buluşmasının ardından yayımlanan sonuç bildirgesinde, Cumhuriyet'in demokratikleşmesi ile toplumun demokratikleşmesinin birbirinden ayrı düşünülemeyeceği vurgulandı.
Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl çözümünün Türkiye'nin bütünü için tarihsel bir fırsat olarak değerlendirildiği bildirgede, "Kalıcı barış, herkesin kendisini eşit, özgür ve ortak geleceğin sahibi hissetmesiyle mümkündür" denildi.
Açıklamanın devamı ise şöyle:
“CUMHURİYET’İN DEMOKRATİKLEŞMESİ TOPLUMUN DEMOKRATİKLEŞRİLMESİ BİRBİRİNDEN AYRILAMAZ”
“13–14 Haziran 2026’da İstanbul’da başlattığımız Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü tartışmalarını, 12 Eylül 2026’da İzmir’de farklı kuşakların, kimliklerin ve toplumsal kesimlerin katılımıyla sürdürdük. Ortak düşüncemiz açıktır: Cumhuriyet’in demokratikleşmesi ile toplumun demokratikleşmesi birbirinden ayrılamaz. Demokrasi yalnızca seçimler ve devlet kurumlarıyla sınırlı değildir; eşitsizliklerin, ayrımcılığın, dışlanmanın, kutuplaşmanın ve otoriter toplumsal ilişkilerin aşılmasını da gerektirir. Konferansımızın 12 Eylül’de yapılması, 1980 askerî darbesinin yarattığı acılarla ve demokratik hayat üzerindeki kalıcı etkileriyle yüzleşme irademizin ifadesidir”

“DAYANIŞMAYI GÜÇLENİRMEK ZORUNDAYIZ”
“Geçmişle yüzleşmeden demokratik bir gelecek kurulamaz. Demokrasi, hayatın her alanında söz ve karar sahibi olabilmektir. Kentte, mahallede, işyerinde ve gündelik yaşamda katılımı, örgütlenmeyi ve dayanışmayı güçlendirmek zorundayız. Kadınların, gençlerin, emekçilerin, farklı kimlik ve inanç topluluklarının özgürlük ve eşitlik mücadeleleri, ortak demokratik birikimimizin ayrılmaz parçalarıdır. Yoksullukla, güvencesiz çalışmayla, ayrımcılıkla ve ekolojik yıkımla mücadele de demokratikleşmenin gereğidir. Özellikle gençleri yalnızca geleceğin umudu değil, bugünün kararlarına ve sorumluluklarına eşit biçimde katılması gereken siyasal özneler olarak görüyoruz”
“KÜRT MESELESİNİN DEMOKRATİK VE BARIŞÇIL ÇÖZÜMÜNÜ FIRSAT OLARAK DEĞERLENDİRİYORUZ”
“Barış, demokratikleşmenin vazgeçilmez koşuludur. Barış yalnızca silahların susması değil, çatışmayı besleyen eşitsizliklerin, dışlanmanın ve güvensizliğin ortadan kaldırılmasıdır. Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl çözümünü Türkiye’nin bütününün demokratikleşmesi için tarihsel bir fırsat olarak değerlendiriyoruz. Bu sürecin yalnızca siyasal aktörlerle sınırlı kalmaması; kadınların, gençlerin, sivil toplumun, emek örgütlerinin ve farklı toplumsal kesimlerin katılımıyla toplumsal bir barışa dönüşmesi gerektiğine inanıyoruz. Kalıcı barış, herkesin kendisini eşit, özgür ve ortak geleceğin sahibi hissetmesiyle mümkündür. Demokratik Cumhuriyet’in temeli eşit yurttaşlık, hukukun üstünlüğü, özgürlük ve çoğulculuktur”

“HİÇ KİMSENİN AYRIMCILIĞA UĞRAMADIĞI ORTAK YAŞAM HEDEFLİYORUZ”
“Hiç kimsenin kimliği, dili, inancı, etnik kökeni, cinsiyeti, cinsel yönelimi veya yaşam biçimi nedeniyle ayrımcılığa uğramadığı bir ortak yaşam hedefliyoruz. Toplumsal birlik, farklılıkları ortadan kaldırmakla değil, onları eşit haklar temelinde bir arada yaşatmakla sağlanır. Bunun için devletin demokratikleşmesi kadar toplumun kendi içindeki hiyerarşilerle, önyargılarla ve dışlayıcı anlayışlarla yüzleşmesi de zorunludur. Kendi özgürlüğümüzü savunurken başkalarının özgürlüğünü de savunmadıkça demokratik bir toplum kuramayız”
“DEMOKRATİK BİR CUMHURİYET, ANCAK DEMOKRATİK BİR TOPLUMLA KURULABİLİR”
“İzmir Konferansı’nı bir sonuç değil, ortak demokratik geleceğimizi kurma yolunda yeni bir başlangıç olarak görüyoruz. Bütün yurttaşları, sivil toplum kuruluşlarını, meslek örgütlerini, toplumsal hareketleri ve demokratik girişimleri bu ortak iradeyi büyütmeye çağırıyoruz. Hedefimiz yalnızca daha demokratik bir devlet değil; özgür, eşitlikçi, katılımcı, dayanışmacı ve barış içinde yaşayan bir toplumdur. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılını, herkesin eşit yurttaş ve ortak geleceğin kurucusu olduğu demokratik bir toplumsal sözleşmenin başlangıcına dönüştürmek istiyoruz. Çünkü demokratik bir Cumhuriyet, ancak demokratik bir toplumla birlikte kurulabilir”





