Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, 31 Mayıs - 5 Haziran tarihlerinde , ekoloji ve meslek örgütleri tarafından sermaye odaklı politikalara, doğanın metalaştırılmasına ve yaşam alanları üzerindeki baskılara dikkat çekmek amacıyla Ekolojik Yıkımla Mücadele Haftası ve Çevre günü kapsamında basın açıklaması yayımladı. Yapılan açıklamada, İzmir’in çevresel baskıların yoğun olarak hissedildiği kentlerden biri olduğu vurgulanırken, Gediz, Küçük Menderes ve Bakırçay havzalarının madencilik faaliyetlerinin baskısı altında olduğu vurgulandı.
Öte yandan, uzun zamandır kritik sorunlardan biri olan hava kirliliğinin de İzmir için önemli çevre sorunlarından biri olduğu kaydedildi.
“İZMİR ÇEVRESEL BASKILARIMN YOĞUN OLARAK HİSSEDİLDİĞİİ KENTLERDEN BİRİ”
“İzmir, tarih boyunca bir körfez kenti, bir liman kenti ve Akdeniz'in en önemli ticaret merkezlerinden biri olmuştur” denilerek, “Denizle kurduğu ilişki, verimli tarım havzaları, kültürel birikimi ve doğal zenginlikleri kente önemli avantajlar sağlamıştır. Ancak bugün aynı özellikler, İzmir'i çevresel baskıların yoğun olarak hissedildiği kentlerden biri haline getirmektedir” diye belirtildi.
“GEDİZ, KÜÇÜK MENDERES VE BAKIRÇAY HAVZALARI MADENCİLİK FAALİYETLERİNİN BASKISI ALTINDA KALMAKTADIR”
Açıklamada, “Gediz, Küçük Menderes ve Bakırçay havzalarının verimli toprakları bir yandan tarımsal üretimi desteklerken, diğer yandan sanayi, enerji ve madencilik faaliyetlerinin baskısı altında kalmaktadır. Kentin farklı bölgelerinde neredeyse her gün yeni bir maden, enerji veya sanayi projesi gündeme gelmekte; buna karşılık yaşam alanlarını korumaya çalışan çevre platformları, yerel inisiyatifler ve yurttaş dayanışmaları da büyümektedir” ifadelerine yer verildi.
“SU TEMİNİ O FAKTÖRLER GÖZ ÖNÜNE ALINARAK YAPILMALI”
Yapılan açıklama şöyle devam etti:
“Aliağa bölgesi, bu baskıların en yoğun hissedildiği alanlardan biridir. Gemi söküm tesisleri, ağır sanayi yatırımları, liman faaliyetleri ve enerji üretim tesisleri uzun yıllardır aynı bölgede yoğunlaşmakta; ortaya çıkan çevresel yük yalnızca Aliağa'yı değil tüm İzmir'i etkilemektedir. İzmir'in önemli özelliklerinden biri de yaz ve kış nüfusları arasındaki büyük farklılıktır. Yaz aylarında nüfusu katlanan ilçelerle birlikte kent adeta iki farklı nüfus büyüklüğüyle yönetilmektedir. Su temini, atık yönetimi, ulaşım, kanalizasyon ve diğer altyapı yatırımlarının bu gerçeklik göz önüne alınarak planlanması gerekmektedir”
“HAVA KİRLİLİĞİ İZMİR’İN EN ÖNEMLİ ÇEVRE SORUNLARINDAN BİRİ”
“Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yayımlanan hava kalitesi verileri incelendiğinde, İzmir'de hava kirliliğinin yıllardır devam eden önemli çevre sorunlarından biri olduğu görülmektedir. Özellikle bazı ilçelerde ölçülen kirletici parametrelerin zaman zaman ülke genelinde üst sıralarda yer alması, kentteki ulaşım yoğunluğu, sanayi faaliyetleri, enerji üretimi ve plansız kentleşmenin çevresel etkilerinin daha bütüncül değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır”
“UZUN VADELİ UYUM VE DİRENÇLİLİK STRATEJİLERİNİN GELİŞTİRİLMESİ ZORUNLU”
“İklim değişikliğini yalnızca sıcak hava dalgaları veya yangınlar üzerinden değerlendirmek yeterli değildir. Sıcaklıklarda meydana gelen görece küçük değişimler dahi İzmir Körfezi'nin ekolojik dengesi üzerinde önemli sonuçlar yaratabilmekte; su kalitesi, oksijen seviyeleri ve ekosistem süreçlerini etkileyebilmektedir. Benzer şekilde içme suyu, atıksu ve arıtma altyapıları da değişen iklim koşullarından doğrudan etkilenmektedir. Bu nedenle mevcut çevre sorunlarıyla mücadele etmek kadar, gelecekte ortaya çıkabilecek risklere karşı uzun vadeli uyum ve dirençlilik stratejilerinin geliştirilmesi de zorunludur”
“BİLİMSEL VE KAMUSAL YARARI ÖNCELEYEN ANLAYIŞA İHTİYAÇ VAR”
“Çevresel sorunların çözümü için korumayı esas alan bir politika ve mevzuat ile birlikte, ulusal ve yerelde güçlü yönetim kapasitesi gereklidir. Ancak son yıllarda yerel yönetimlerin yetki ve kaynakları üzerindeki çeşitli kısıtlar, çevre altyapılarının geliştirilmesini ve uzun vadeli planlamaların uygulanmasını zorlaştırmaktadır. İklim krizinin etkilerinin giderek arttığı günümüzde merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasında iş birliğini güçlendiren, bilimsel planlamayı destekleyen ve kamusal yararı önceleyen bir anlayışa ihtiyaç vardır”
“İKLİM KRİZİNE EKOLOJİK YIKIMLARI YARATMAK KABUL EDİLEMEZ”
Birleşmiş Milletler'in bu yılki Dünya Çevre Günü temalarından biri olan yeşil dönüşüm ise yalnızca enerji üretim biçimlerinin değişmesi anlamına gelmemektedir. Gerçek yeşil dönüşüm; yaşamı merkeze alan, doğal varlıkları ekonomik bir meta olarak değil ortak geleceğimiz olarak gören bir anlayış değişimini gerektirmektedir. İklim krizine çözüm ararken yeni ekolojik yıkımlar yaratmak kabul edilemez. Ormanların parçalanması, doğal alanların baskı altına alınması ve ekosistemlerin tahrip edilmesi sürdürülebilir bir gelecek inşa etmeyecektir.
“İHTİYACIMIZ OLAN ŞEY; YENİ DÜŞÜNME BİÇİMLERİ VE YAŞAM MODELLERİDİR”
Küresel ısınmanın yarattığı sorunlara daha fazla enerji tüketimi ve daha fazla karbon salımıyla çözüm aramak, sorunun kendisini büyütmekten başka sonuç vermeyecektir. İhtiyacımız olan şey yalnızca yeni teknolojiler değil; doğanın sınırlarını gözeten yeni düşünme biçimleri ve yeni yaşam modelleridir. Bu sese kulak verilmez, insanlar öğrenmek, sorgulamak ve harekete geçmek yerine beklemeyi tercih ederse, ödenecek bedel her geçen gün daha da ağır olacaktır.





