CHP Balıkesir İl Başkanlığı tarafından “Şimdi İktidar Zamanı” temalı CHP Parti Programı Tanıtımı ve Bilgilendirme Toplantısı ile “Kurultay Sonrası CHP: Şimdi İktidar Zamanı” başlıklı panel düzenlendi. Balıkesir Avlu Kültür Merkezi’nde gazeteci-yazar Necdet Saraç moderatörlüğünde gerçekleştirilen panelde CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke, CHP Yurt İçi Örgütlenmelerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Balıkesir Milletvekili Ensar Aytekin, CHP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Gökhan Zeybek, İkinci Yüzyıl Parti Programı ve partinin vaatleri konusunda değerlendirmelerde bulundu.

"BU PROGRAMI HALK YAZDI"

CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke, panelin ilk turunda yeni parti programına ilişkin şunları kaydetti:

"Bu program metni bir teoriden değil, kocaman bir siyasi mücadelenin içerisinden yazıldı. 19 Mart darbesiyle birlikte Türkiye'de yarını kurmaya dair büyük bir kararlılık gösteren ve bugünden yerel yönetimlerde işte Balıkesir'de örneğini görüyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi'nin Türkiye'nin sorunlarına çare üreteceğini ama daha önemlisi yeni bir düzen kurarak bu sorunların bir daha ortaya çıkmamasını sağlayacağını gösterdiği birikimi yıkmaya çalıştılar. 19 Mart darbesinin sebebi Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidar başarısıdır. Şimdi bu şuna işaret ediyor. Biz zaten Cumhuriyet Halk Partisi olarak başka bir düzenin mümkün olduğunu belediyelerimiz bunca baskı altında olmasına rağmen, bunca imkanları sınırlanıyor olmasına rağmen kuruyoruz ve daha önemlisi halk buna ikna oluyor. Çünkü halk doğrudan kreşleriyle, Yakın Mutfaklarıyla, Yakın Kartlarıyla, Kent Lokantalarıyla, Anne Kartlarıyla bambaşka bir Türkiye'nin mümkün olduğunu bizzat yaşayarak görüyor. Bu program sadece masa başında uzmanların Türkiye'nin neye ihtiyacı var sorusuna verdiği yanıtla şekillenmedi. Bu program sahada yurttaşın ihtiyacını açıkça, özgürce bize tarif edebildiği, o ihtiyacının karşısında sorunlara çareyi birlikte ürettiği, sonra da dönüp bunu Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidar alanlarında gerçeğe dönüştüğünü gördüğü bir programdır. Bence zaten gücünü oradan alıyor. İkincisi, bunca baskıya rağmen, bunca yıldırmaya rağmen ne oldu? İki büyük dinamik yaşandı Türkiye siyasetinde son bir yıl içerisinde. Bir tanesi kent meydanlarında organik bir şekilde akın akın 'başka bir Türkiye mümkün ve istiyoruz' diyen milyonlar bir araya geliyorlar. Bir itirazla buluşuyorlar. Bu itiraz bugün Silivri'de olan yol arkadaşlarımızın özgürlüğü için. Bu itiraz o arkadaşlarımız ve diğer yol arkadaşlarımızın birlikte kurmuş oldukları başka bir düzene talebi dile getirme itirazı olduğu için. Bu itiraz bugün bize dayatılıyor olan kara düzene, bugün yıkılıyor olan hukukun karşısında hukuku savunmaya, bugün yok ediliyor olan demokrasiye sahip çıkmaya dair bir güçlü itiraz. Ama bu olurken bir yandan da ikinci bir şey daha oldu. Cumhuriyet Halk Partisi bu kadar saldırının karşısında eylemlerde 85 yerde bir araya gelirken bir yandan da vaktini önce yuvarlak masalarda illerde danışma kurulları yaparak topladı. Her il kendine has dinamiklerle bu çalışma yaptı. Yuvarlak masalar toplandı, anketler yapıldı. İlden genel merkeze bilgi geldi. Biz 81 ilden gelen raporlarla Türkiye'nin temel sorunlarının ne olduğunu yurttaşlardan duyduğumuz, ama sadece sorun dinlemediğimiz, çözüm için ne diyorsunuz diye kulak kabarttığımız bir çalışmayı yürüttük. Yetmedi, 922 ilçede danışma kurulları yaptık. Bu sefer illerde belirlenmiş olan il düzeyindeki sorunlara ilçe düzeyinde inme imkanı bulduk. Niye? Kimi ilçede sütle ilgili sorunlar, kimi ilçede teknoloji üretmekle ilgili, tüm ilçelerde emekçi yorgun, tüm ilçelerde emekli bıkkın, tüm ilçelerde gençler umut arıyor. 922 ilçeden bu kez daha detaylı bilgi alma imkanımız oldu. Yetmedi, o bilgiler ilde derlendi. İller bir kez daha toplandılar. Niye? Çünkü demokrasi, çünkü eşit bir yarın ancak içinde hepimiz varsa kurulabilir. Bu program genel merkezde üç-beş uzmanın oturup yazdığı bir program değil. Bu program 81 ilde, 922 ilçede, sonra da genel merkezde o bilgileri derleyen ve 650 uzmanın defalarca buluştuğu, birlikte tartıştığı, yani sizin tarafınızdan yazılmış bir program. Bu programı halk yazdı. Bu program içinde elbet çok güçlü bir teorik dayanak barındırıyor. Ama bu programın gücü yurttaşın bu programda sesinin yansımasından kaynaklanıyor. Bu özgüvenle bu programı sahada anlatmamız gerekiyor. Sahada buradan kullanacağınız her bir cümle için şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirsiniz. Bu cümle konuştuğunuz kişinin cümlesidir. Bu cümle sesini bize duyurmuş olan milyonların cümlesidir."

"ADALET VE KALKINMA PARTİSİ DE YAPILACAK İLK SEÇİMDE MUHALEFETE DÜŞECEK"

CHP Yurt İçi Örgütlenmelerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Balıkesir Milletvekili Ensar Aytekin de CHP'nin örgüt, program ve kadro partisi olduğunu belirterek "Cumhuriyet Halk Partisi örgüt, program ve kadro partisidir. 70 küsur yıldır iktidar olmadan ayakta kalışını, varlığını, dimdik duruşunu büyük oranda buna borçludur. Çok partili hayatta Türkiye Cumhuriyeti'nin birçok siyasi parti gelmiştir. Tek başına iktidar olmuştur. Uzun süre bu ülkeyi yönetmişti ama iktidardan düştükten sonra kısa bir süre sonra kapıya kilidi vurup gitmişlerdir. İnanın, Adalet ve Kalkınma Partisi de yapılacak ilk seçimde muhalefete düşecek, seçimi kaybedecek, kısa bir sonra da siyasi yaşamını Türkiye'de öncekiler gibi sonlandıracaktır" dedi.

"TOPLUMUN HER KESİMİNDE ÖRGÜTLENMELİYİZ"

Aştekin, yeni parti programının halkın bağrından çıktığını vurgulayarak parti örgütlenmesine ilişkin şunları kaydetti:

"Partiyi doğru temsil eden, kitleleri harekete geçiren cesur bir liderimiz var. Programımız da halkın bağrından çıkmış bir program olarak elimizde durmaktadır. Geriye örgütlenmek kalıyor. Biz geçmişten bu yana şöyle bir yanılgının içinde olduk hep. Örgütlenmeyi il, ilçe kongreleri yaparak partinin ilçe yöneticilerini, il yöneticilerini seçerek örgütlendiğimizi varsaydık hep. Bu aslında muazzam bir yanılsamaydı. Onlar partinin yöneticileri. İlçede, ilde ve genel merkezdeki yöneticileridir. Örgütlenme işte tam da seçilen bu yöneticiler yapacaklar. Örgütlenmek başka bir iş. Toplumun her kesiminde, işçilerin içinde, emeklilerin içinde, gençlerin, kadınların, esnafın, iş dünyasının içinde örgütlenmek" dedi.

Kuşadası'ndan dönüşüm projesi: Gelir yeniden mahalleye aktarılacak
Kuşadası'ndan dönüşüm projesi: Gelir yeniden mahalleye aktarılacak
İçeriği Görüntüle

"İKNA EDEMEYECEĞİMİZ HİÇBİR VATANDAŞ YOK"

CHP'nin bu ülkede ikna edemeyeceği hiçbir vatandaş olmadığını dile getiren Aytekin, "Eğer biz düşüncelerimizin doğruluğuna inanıyorsak, eğer düşüncelerimizde samimiysek, eğer doğru sorunları doğru tespit etmiş, doğru çözümeler getirmişsek, eğer adaleti gerçekten sadece kendimiz için değil, Türkiye'deki herkes için getireceğimizi vaat ediyorsak ve bu samimiyeti bizim karşımızdaki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin değil, seçmenine, üyesine dahi bu duyguyu geçirebiliyorsak biz her seçmenden oy alırız. Dün kurulmuş bir parti değiliz. Bu Cumhuriyeti kadroların kurduğu bir partiyiz. Bu Cumhuriyet öyle kağıt üstünde masa başında pazarlıklarla falan kurulmadı. Biz bununla gurur duyduk. Bu ülkeyi kuran, kurtaran partiyi iktidar yaparak bu borcumuzu ödeyeceğiz" diye konuştu.

"DÖRT ANA BAŞLIK VAR!"

CHP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Gökhan Zeybek de şunları kaydetti:

"Programımızın içinde dört ana başlık var. Bu her ana başlığın içinde de yerel yönetimlerle ilgili aslında değişiklik yapmayı öngördüğümüz ve gelecekte Türkiye'yi yönetme anlayışımız içinde yerel yönetimlere yüklediğimiz yeni misyonlar var. Demokrasi, yönetim ve adalet başlığının altında katılımcılığı çok esas alıyoruz. Yerel yönetimlerin hem kapsayıcılığını, yetki alanını genişletirken aynı zamanda karar süreçlerinin içine seçilmiş belediye meclislerinin çok daha güçlenmesi, belediye meclislerinin yetkilerinin artırılmasıyla birlikte orada var olan meslek örgütlerinin, sivil toplum örgütlerinin ve yereldeki mahalle birlikteliklerinin şimdi karar süreçlerine çok daha etkin, muhtarların kendi mahallelerini ilgilendiren konularla ilgili meclislerdeki komisyon toplantılarına katılmasını öngörecek yeni bir yaklaşımla geliyoruz. Katılımcılıktan anladığımız çok sayıdaki insanın toplantıları izlemesi değil, karar süreçlerine mutlaka halkın katılımı.

Kapsayıcılık başlığı altında ise toplumun geniş kesimlerini yerel yönetimler eliyle, özellikle de dezavantajlı grupları, Romanları, dar gelirlileri, bu iktidar döneminde artık giderek açlık sınırının altında bir ücretle yaşamak zorunda kalan emekliyi, asgari ücretle çalışmak durumunda kalan işçileri koruyan, kapsayan yeni bir anlayışla yerel yönetimlerin de güçlenmesini hedefliyoruz.

"YENİ BİR REFORM GETİRİYORUZ"

Bütün bunları yaparken toplam bütçe içinde sadece iktidarların belirlediği oranda bir bütçe ile halkına hizmet etmek isteyen yerel yönetimleri yeni gelir kaynaklarının oluşturulması, gelirlerinin çeşitlenmesi ve merkezi hükümet tarafından alınan çok sayıdaki harç ya da verginin de yerel yönetimlere aktarılmasıyla ilgili yeni bir düzenleme öneriyoruz. İdari anlamda merkezi hükümet tarafından denetlenmesini evet ama merkezi hükümetin yerel yönetimlerin seçilmiş belediye meclislerine, seçilmiş belediye başkanlarının yasayla kendilerine verilmiş olan yetkileri kısmen ya da tamamen şu ya da bu biçimiyle Cumhurbaşkanı kararı ya da kararnamesiyle değiştirilmesine, müdahale edilmesine, Çevre Şehircilik Bakanlığı eliyle yerel yönetimlerin, özellikle de büyükşehirlerin geçmişte mücavir, şimdi genişleme alanı dediğimiz alanlarda karar süreçlerini tek başına yönetmesinin engelleneceği yeni bir model öneriyoruz. Yine kapsayıcılık noktasında nüfusu bir buçuk milyonun altında olan büyükşehir belediyelerinde mahalleye dönüşmüş olan eski köylerimizin yeniden il özel idareleri vasıtasıyla kamusal hizmetleri daha yaygın ve devletin buralara daha çok etkin hizmet götürebilmesi açısından yeni bir reform getirdiğimizi belirtmek istiyoruz.

Sosyal devlet başlığı altında ise belediyelerimiz tıpkı İstanbul ve Ankara'nın olduğu biçimiyle Kent Lokantalarıyla, sosyal yardım paketleriyle, Balıkesir'deki gibi On On kafelerle toplumun geniş kesimlerinin yararlanacağı hizmetleri daha yaygın kullanması konusunda yönlendirici ve özendirici olacağımızı belirtmek istiyorum. Burada yerel yönetimler sadece yol yapan, asfalt yapan belediyeler değil, aynı zamanda toplumun ihtiyacı olan sağlıktan eğitime, kültürden güvenliğe kadar, sağlıklı bir çevrede yaşamaya kadar pek çok alanda yetkilerin arttırıldığını koymamız gerekir. Bir başka önemli nokta da dirençlilik. Dirençlilikten kastettiğimiz, bizim yerel yönetimlerle ilgili yaşadığımız çevrede bulunduğumuz kentsel mekanların tamamında sağlıklı, yaşanabilir, nitelikli, özellikle de afetlere dirençli kentler inşa etmemiz gerekir. Şimdi burada kilitleyip buradan bakınca ağırlıklı olarak emeklilerin yoğun olduğu bir kitleyi görüyoruz. Türkiye'de konut sahipliği de ağırlıklı olarak 50 yaşının üzerindeki insanlar tarafından, ya birlikte eşiyle birlikte çalışarak ya da başka olanaklarla elde edilmiş konutlarda yaşamaktadır. Bugün 20-25 bin lira emekli ücretiyle yaşamını sürdüren insanların, 30 yıl önce, 40 yıl önce sahip oldukları ya da miras yoluyla kendisine bırakılmış olan konutları yıkıp yeniden dönüştürmesi mümkün olmadığı için biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak buralardaki kentsel dönüşümle ilgili temel bakış açımızda kamu bankaları eliyle en az 20 yıl vadeli, faizsiz olarak vatandaşın desteklenmesi ve riskli yapı stokunun azaltılması gerekir. Aslında Cumhuriyet Halk Partisi'nin yeni yönetim anlayışının içinde, Türkiye'de uzun yıllardır var olan 'kriz olsun, krizden sonra acil müdahale yapalım ve afetin yarattığı yaraları saralım' anlayışının yerine yeni bir modeli de programımızla birlikte öneriyoruz. O da risk yönetimi modeline geçmek. Yani biz riskleri azaltabildiğimiz oranda, riskleri sıfırladığımız sürece o zaman toplumsal maliyetimizin çok daha az olduğunu ve afetler karşısındaki kayıplarımızın da son derece düştüğünü göreceğiz. İktidar ballandıra ballandıra 450 bin konutu bitirdiğini söyledi. Bununla ilgili bütçe görüşmelerinde 4 trilyon liraya yakın bir kaynak ayırdığını söyledi. Ortalama 2023, 2024, 2025 yıllarındaki dolar kurunu da 30 TL alırsanız, bu aşağı yukarı 150 milyar doların üzerinde bir kaynak anlamına gelir. Peki 450 bin konut, 75 bin dolar gibi düşünülürse bir konutun maliyeti, en yüksek maliyeti 450 bin dolar işte ne yapıyor, buradan hareketle 30-35 milyar dolarlık bir maliyetle çıkacaktı. Biz enkaz ve afetten sonra 150 milyar dolara yeniden inşa ettiğimiz kentleri neden riski sıfırlayacak bir yöntemle bunu öncesinde 35-40 milyar dolarla 450 bin-500 bin konutumuzu yapmamız mümkündü. O nedenle CHP iktidarıyla birlikte programımızın önemli başlıklarından bir tanesi de yoksulların, emeklilerin, emekçilerin risk altında ve dönüşüme tabi tutulması gereken yapılarının kentsel planlama ile çevreci, doğa dostu, iklim dostu, kuraklık karşıtı ve afetlere karşı dirençli hale getirmek ve kentlerimizi yeniden yaşanabilir hale getirmek. Ortalama insan ömrümüz 80'e geliyor. Emeklilik sonrasında emekli insanlarımızın sağlıklı bir çevrede yaşaması için de yeşil alanları koruyacak ve yeşil alanın imara açılmasını kesin olarak yasaklamayı bir anayasa hükmü haline getirecek düzenlemeyi de yapacağız."

"KÖPRÜYÜ SENDEN KAÇIRARAK YABANCI ELLERE SATMAK İSTİYORLAR"

Panelin ikinci turunda ise CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke, şöyle konuştu:

"Bugün Türkiye'nin içinde bulunduğu ağır ekonomik koşulların sebebi Türkiye'nin yoksunluğu değil. Türkiye'nin kaynağı var. Türkiye'nin kaynaklarının bu iktidar tarafından açık siyasi tercihlerle kötü kullanılması. Bakın tercihle kullanıyor. Yani sehven hani yanlışlıkla yapmış falan değil, bile isteye vatandaştan topladığı vergiyi veya yurttaşın olan malı yurttaştan kaçırıyor ve bir avuç yandaşı, köprüler örneğinde gördüğümüz gibi yabancıyı zenginleştirmek için, kendisinde de kısa vadede kendi iktidarına kaynak yaratmak için kullanılıyor. Cumhuriyet Halk Partisi'nin tercihi de programı da çok net. Gayet net bir şey ortaya koyuyoruz. Biz devleti yönettiğimiz zaman birinci ilkemiz halkın yararı olacak. Yani halk kullandığı köprü, geçtiği hakkı olan hastanede, hakkı olan okulda müşteri olamaz. Bunlar yurttaşın hakkıdır. Müşteri olmak olmaz. Temel olarak hakkımız olan alanlarda devlet yeniden yurttaşını merkezine alan ve yurttaşını güçlendirmeye odaklı, halkın yararı dediğimiz o değil mi zaten? Öyle hareket edecek. Biz iktidar olana dek o köprü satılmayacak. Sattırmayacağız. O köprü bizimdir bizim. Halkın köprüsüdür. Halkın köprüsünü dönüp yabancıya satacağını, yabancı haber merkezleri üzerinden Türkiye'ye duyuran, bunun karşısında ise bunu toplumsallaştırmakta kararlı bir Cumhuriyet Halk Partisi. Hepsi siyasi tercihe dönüyor. Halkın yararı dediğiniz şey tam da budur. Ey yurttaş, senin olan köprüyü senden kaçırarak çalmak istiyorlar ve yabancı ellere satmak istiyorlar. Şimdi bu sesi çoğaltma zamanıdır. Bu itirazı büyütmek ve engel olmak için mecliste, sokakta, yerel yönetimlerde ama en önemlisi halk olarak hep birlikte bizlerin direnmesi gerekiyor. Örgütlü olmayan mücadele kazanmaz. Sizin, hepimizin köprüsünü satmaktan bahsediyorlar.

"YENİ BİR DÜZENİ KURACAĞIZ"

Bugüne kadar milyarlarca dolarlık özelleştirme yaptılar. Müşterisi olduğumuz hastaneler yarattılar. Çocuklarımızı özel okula gönderme mecburiyeti yarattılar. Kiracı olmaya mahkum bıraktılar. Bunların hepsi devletin temel insan hakkımız olan alanlardan elini çekmesi ve her şeyi özele teslim etmesiyle oldu. Kamu yararı der ki okul herkesin hakkıdır. Kamu, eşit fırsatlar yaratarak çocukların devlet okuluna gitmesi imkanı güvence altına alır. Yapacağız. Kamu yararı der ki yurttaşın sağlığı haktır, hak. Hakkımızdır. Birisi bize lütfettiği için değil, bahşettiği için değil, parasını verip hizmet alacağımız bir alan değildir. O zaman ne yapacağız? Bugünün garabetini ortadan kaldıracağız. Mahallenizde erişeceğiniz hastaneleriniz olacak. Gittiğinizde doktor performans yükü altında ezilmiş değil, hastasına birlikte çözüm üretmek üzere eğitimini almaya şevk olduğu için orada olan doktor, hasta ile birlikte çözüm üretiyor olacak. Çünkü biz bunu kamu yararı gözeten bir yerden yapacağız. Peki bunları hangi kaynakla ve nasıl yapacağız sorusuna gelelim. O da belki bu kamu özel işbirliklerinin Türkiye'ye bıraktığı yüke dair Cumhuriyet Halk Partisi'nin yıllardan beri söyleye geldiği, toplumsallaştırdığı, çünkü toplumun talebini duyduğu mesele. Biz bunların hepsine hukuk çerçevesinde yeniden bakacağız. Kamu yararı bunu gerektirir. Eğer hukuk bize diyorsa ki, ki diyor, kamu yararıyla kardeşim burada acayip bir işler yapılmış. Yurttaşın olan para alınmış, gasp edilmiş, ondan sonra da bir avuç yandaşa teslim edilmiş. O zaman yine hukuk çerçevesi içerisinde gerekli bütün adımlar atılacak. Burada hukuk bize kamulaştır diyorsa elbette kamulaştıracağız. Hukuk bize diyorsa ki sözleşmeler yenilenmeli, kamunun yararı bunu gerektirir, o zaman sözleşmeleri yenileyecek. Hukuk bize diyorsa ki yurttaşını korumak için A adımını at, B adımını, C adımını at, vallahi biz bu adımları atacağız. Niye? Çünkü biz bu programda sadece bir cümleyle bir soruna çare üreten değil, ilkeleriyle bütün sorunlara çözüm üreten bir metin ortaya çıkardık. Ve bu bize şunu söylüyor. Eğer kamuyu zarara uğratmış olan bir özelleştirme yapılmışsa, halkı zarara uğratmış olan bir KÖİ yapılmış ise o zaman hukuk çerçevesi içerisinde bunların hepsi yenilen, halkın yararını yaratacak şekilde düzene sokulacak. Yani bize düşen hepimize, halka, halk olarak bize düşen; biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak Sayın Genel Başkanınızın liderliğinde bu mücadeleyi miting alanlarında, eylem alanlarında, mecliste, yerel yönetimlerde vermeye hazırız ve veriyoruz. Ama halka düşen bu itirazı büyütmektir. Hukuku halktan yana yapacak olan bir düzende, kamu özel iş birliğiyle rantçılarını zenginleştiren bir yaklaşım değil, halkın olan köprüyü halkta tutan, halkın olan hastaneyi müşteri olarak değil, bir mecburiyetle geldiği, hizmet aldığı bir ev olarak tasarlayan, bütün çocuklarının okula gittiği zaman beslenmesine erişeceği, okula gittiği zaman suya erişeceği, okula gittiği zaman nitelikli eğitim alacağının güvence altında olduğu, okula gittiği zaman öğretmenin özlük hakları yerinde olduğu için işten atılma kaygısı olmadığı için sözleşmeli olmadığı için huzurla çocuklarına eğitim verdiği yeni bir düzeni kuracağız.

"EĞER ÇİFTÇİYE HAK ETTİĞİ TEŞVİĞİ VERİRSEK ÇİFTÇİ BORÇ ALMAK ZORUNDA KALMAZ"

Bunlar sonucunda enflasyon düşecek. Bakın bu iktidara enflasyonla ilgili bir soru sorduğunuzda otomatik yanıtı ne oluyor? Faizle ilgili bir hikaye anlatmaya başlıyorlar. Oysaki son açıklanan bu ayki enflasyona bakın en büyük kalem, üstelik de tırnak içerisinde beklenmedik olmuş değil mi? Gıda enflasyonu olmuş. Ya, bunca verimli toprağı var bu memleketin. Bunca üretmeye hazır çiftçisi var bu memleketin. Bunca işsizi var bu memleketin. Bu toprak, bu çiftçi, bu işsiz üretime yönlendirilmiyor. Bir tercihle yapılmıyor. Biz ise diyoruz ki bambaşka bir tercihle geliyoruz. Kamu yararı güttüğümüzde köylere aktarılan o parayı döneceğiz. Onun yerine çiftçiye hakkı olan desteği vereceğiz. Üretmeye başlayacak. Yeşil dönüşümle üretecek. Yani akıllı tarım olacak. Verimsizlik ortadan kalkacak. Yönlendiren, planlayan, nereye üretim yapılması gerektiğine dair yol gösteren ve en önemlisi hukukta var olan yasa da 'sen yüzde birini alırsın kardeşim destek olarak, diğer bir yasayı, desteğini vereceğim' diyen bir devlet anlayışıyla yöneteceğiz. Bugün devlet çiftçiye borçlu. Eğer çiftçiye hak ettiği teşviği verirsek çiftçi borç almak zorunda kalmaz. Çiftçi aldığı destekle üretim yapar. Akıllı tarımı teşvik eden bir yeşil ve dijital dönüşümle oraya destekler verirsek çiftçi üretiminden verim alır. Bu sefer ne olur? Çiftçi üretiminden verim aldığı için çiftçi zenginleşir. Çiftçi daha verimli ürettiği için o domates daha sağlıklı ve daha ucuz bizim soframıza gelir. Vatandaşın gıda enflasyonu ortadan kalkar.

"BU PROGRAMIN İÇERİSİNDE HALK VAR"

Yeşil Dönüşüm programını açtığınız zaman şöyle bir cümle var: Kritik ve nadir toprak elementleri lityum, bor, nadir metaller kamu eliyle çıkartılacak ve yurt içinde işlenecek ve katma değer yurt dışına kaçmayacak. Türkiye teknolojide atılım yapacak. Türkiye kendi olandan kendisi kazanacak. Ve Türkiye bu yeşil dönüşüm ve enerji yatırımlarıyla esasında enerji maliyetlerini, dışa bağımlılığını azaltarak düşürecek. Peki enerji maliyetleri düşünce bize ne olacak, ortalama yurttaşa? 'Vallahi faturam düşecek.' Hani enflasyonu sürekli faiz üzerinden anlatıyorlar ya. Oysa ki ihtiyacımız olan üretimi canlandırmak. Bu program çok kapsamlı bir şekilde çiftçiden enerjiye, enerjiden KOBİ'ye, KOBİ'den esnafa, esnaftan genç girişimciye, daha çok üretimin reçetesini içeriyor. Daha çok üretim, daha ucuza bir yaşam anlamına geliyor. Hem de çok kazanmak, hem de daha az harcayabilmek anlamına geliyor. Yani refahımızın daha yüksek olduğu, hayat standartlarımızın daha yüksek olduğu, enflasyonun olmadığı, işsizliğin olmadığı, asgari ücretin konuşulmadığı, çünkü kimsenin asgari ücrete mahkum olmadığı bir düzen anlamına geliyor. Kamu sağlık hizmetini verecek, kamu eğitim hizmetini verecek, kamu sosyal yapacak. Dolayısıyla barınma krizini çözecek. Bakın bu üç kalemde kamu üretici olduğu zaman ne olacak? Ya o zaman sağlık için para vermeniz gerekmeyecek. Okul için, ya özel okullar için insanlar sadece özel okula para kazanmak için çalışır hale geldiler. Çocuklarınızı özel okula göndermek zorunda kalmayacaksınız. Yani hayat sizin için daha ucuz, ama daha önemlisi çocuğunuz için de daha nitelikli ve eşit fırsatlarla sosyal adaleti sağlayan bir eğitime gelecek. Özetiyle bu programın içerisinde köprüler de var. Bu programın içerisinde mutlu ve güçlü çocuklar da var. Bu programın içerisinde kreş ve bakım hizmetleri kamulaşacağı için özgürleşen kadınlar da var. Bu programın içerisinde güçlendirilecek olan çiftçi de var. Bu programın içerisinde dijital yatırımlarla teşvik edeceğimiz genç girişimciler de var. Bu programın içerisinde halk var ve halkın hep birlikte zenginleşmesi var."

"CHP İTTİFAKININ ADI TÜRKİYE İTTİFAKIDIR"

Genel Başkan Yardımcısı Ensar Aytekin de şunları dile getirdi:

"Bugün Cumhuriyet Halk Partisi'nin ittifakının adı Türkiye İttifakı'dır. Genel Başkanımızın yerel seçimde de sık sık vurgu yaptığı, kırmızı beyaz diye bayrağımızdaki renklerle adlandırdığı Türkiye İttifakı'dır. Şu bilinsin bir kere, biz milletimize güveniyoruz, halkımıza inanıyoruz. Başta da söylediğim gibi, bize göre bizim ikna edemeyeceğimiz, inandıramayacağımız, konuşamayacağımız, el uzatmayacağımız, dokunmayacağımız hiçbir vatandaş yoktur. Yeter ki ülkesine ve milletine ihanet etmemiş olsun. Ben inanıyorum, bu Türkiye İttifakı Türkiye'yi o Cumhur ve Millet İttifakı kamplaşmasının çok daha ötesine taşıyacak. Tıpkı Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında olduğu gibi bu ülkede adalete inanan, adaletin herkes için olmasına inanan, kimsenin hakkının yenmesine inanan bir toplumu, insan topluluğunu birleştirecektir. Genel Başkanımız 'Ben size iktidar vaat ediyorum' dedi. Bir önemli daha cümle kurdu ama bu iktidar sanmayın ki güller içinde bir yoldan geçerek erişeceğiz. Kuşkusuz bedel ödeyeceğiz. İşte bugün ödendiği gibi. Bakın burada belediye başkanlarımız, başta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız, Cumhurbaşkanı adayımız. Ki o adayı parti genel başkanı ya da yönetimi bir kapalı kapı ardında tek başına belirlemiş değil. Cumhuriyet Halk Partisi'nin o günkü sayıyla 1 milyon 600 bin üyesi de belirlemedi. Bu adayı Türkiye halkı, milleti, halkımız, seçmenimiz; 15.5 milyon seçmenimiz gitti, adeta bir genel seçim atmosferinde sandıklara koştu, oy verdi, seçti. Diğer belediye başkanlarımız öyle. Peki neden böyle? Geçmişteki seçimlerde Recep Tayyip Erdoğan'a rakip çıkmıyor muydu? Kuşkusuz çıkıyordu. Geçmişte iktidar partisinin ya da Cumhuriyet Halk Partisi'nin kazandığı belediyeler yok muydu? Vardı. Peki bu dönemi geçmiş dönemlerden farklı kılan şey nedir? Artık Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye'nin birinci partisidir. Artık Cumhuriyet Halk Partisi iktidara koşmaktadır. Bu koşu her yönden, her kesim tarafından görüldüğü gibi Recep Tayyip Erdoğan tarafından da görülmektedir. İşte durdurulmak istenen şey bu iktidar koşusudur. O nedenle Cumhurbaşkanı adayımız, belediye başkanlarımız, bürokratlarımız, partililerimiz hapistedir, zindandadır. O nedenle genel başkanımıza fezleke üstüne fezleke düzenlenmektedir. O sebeple bize siyasi yasak getirmeyi amaçlayan fezlekeler düzenlenmektedir. Eğer biz geçmişte olduğu gibi yüzde 20'lere razı olsaydık başımıza bunlar gelmezdi. Eğer biz geçmişte olduğu gibi Türkiye'de işte 400'ün üstünde belediye değil de 100-110 belediyeye razı olsaydık bunların hiçbirisi başımıza gelmezdi. İşte biz birinci parti olduğumuz için, iktidara koşmakta olduğumuz için, iktidar olacağımız için ve bunlardan çok çok daha iyi yöneteceğimiz için başımıza bunlar gelmektedir. Peki biz pes edecek miyiz? Asla. Daha çok kenetleneceğiz. Daha çok bir arada duracağız. Daha planlı, daha disiplinli, daha örgütlü çalışacağız. Bu ülkede hiçbir kimseyi ayrı gayrı yapmayacağız. Bizim için vatandaş vardır. O vatandaş bize oy vermese de Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında hakkını bir tamam alacaktır duygusunu, inancını bu topluma aşılayacağız. Böyle yaparsak biz geçmişten farklı oluruz.

"GELDİKLERİ GİBİ SEÇİMLE GELDİLER, SEÇİMLE GİDECEKLER"

Biz sıradan bir parti iktidarından bahsetmiyoruz. Biz çeyrek asırdır bu ülkeyi tek başına yöneten bir otoriter rejimi, bir tek adam düzenini, bir zalim düzeni seçimle, demokratik bir devrimle yenmeyi hedefliyoruz. Tek başına yıllardır bu ülkeyi yöneten bu otoriter rejimi belki Türkiye'de, belki dünyada bir ilki başaracağız ve demokratik yolla, seçimle, sandıkla yeneceğiz. Hani hep söylüyoruz ya 'Geldikleri gibi gidecekler.' Geldikleri gibi seçimle geldiler, seçimle gidecekler. Sandıkla geldiler, sandıkla gidecekler. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında şu olmayacak: Bir vatandaşın bir ihtiyacı görülecek ama bir ihtiyaç talep edildiği zaman 'Bizden mi, sizden mi, başkasından mı, bize mi oy verdi, şuna mı oy verdi?' asla aklımızın ucundan geçmeyecek. Biz bu ülkenin kaynaklarını bu ülkenin tamamı için ama hakkaniyetli, ama adaletli bir şekilde dağıtacağız."

"TIPIŞ TIPIŞ GİDER"

Salondan yükselen "Giderler mi" sesleri üzerine Aytekin, "Gider gider. Gitmek zorunda. Ayrıca bu topraklarda şunu bilelim. Gider. Paşa paşa gider, tıpış tıpış gider. Bakın bu topraklarda bugüne kadar halk ne dediyse, millet ne dediyse o olmuştur. Bunu unutmayalım. Milletten, halktan büyük hiçbir güç yoktur. Bundan sonra da olmayacaktır" ifadelerini kullandı.

"SUÇÜSTÜ HALLERİ DIŞINDA HİÇBİR BELEDİYE BAŞKANI GÖREVDEN ALINMAYACAK"

Genel Başkan Yarımcısı Gökhan Zeybek, ikinci turda şunları kaydetti:

"Cumhuriyet Halk Partisi'nin programında idari yönetimle ilgili merkez, merkez yönetim, yerel yönetimler arasındaki ilişkiyi düzenleyen çok önemli bir başlığımız var da şu: Suçüstü halleri dışında hiçbir belediye başkanı görevden alınmayacak ve yerine kayyum atanmayacak. Suç üstünden kastettiğimiz, yani bir olumsuz olayın tam içinde ve yakalanmışsa onun dışında yargılama süreçleri tamamlanıncaya kadar ve yargılama süreçlerinin sonucunda da cezası kesinleştiğinde mutlaka seçilmiş belediye meclislerinin iradesine dayalı olarak yönetim devam edecektir. Bakın bugün Türkiye'de ilginç bir şey yaşanıyor. 13 belediyede şu anda kayyum uygulaması var. Bazı büyükşehirlerde DEM Parti'nin, Cumhuriyet Halk Partili Türkiye'nin en büyük ilçesi, 1 milyonun üzerinde insanın yaşadığı Esenyurt'ta kayyum uygulaması var. Belediye başkanı dışarıda, hakkındaki iddiaların tamamı çürütülmüş durumda ama orayı iktidar yönetiyor. Kayyum uygulaması geçmişte kamu görevlilerinin geçici bir süreyle gidip orada var olan sistemin başında belediye yönetmesi anlamına geliyordu. Şimdi kayyum uygulamasını bu iktidar bu dönem içinde, yani bu 2024 seçimlerinden sonra milletin kendisine vermediği yetkiyi doğrudan doğruya atadığı kayyum kaymakamlar ya da valiler eliyle, bütün bürokratları, şeflerinden müdürüne, başkan yardımcısına kadar tüm bürokratları başka AK Partili belediyelerden, seçimi kaybettikleri için çoğu zaten unvansız kaldı. Bu unvansız kalmış, millete ettikleri hizmet dolayısıyla halkın yerel seçimlerde 'Gidin' diye yönetimi elinden aldığı kadrolarla şimdi milletin vermediği yetkiyi buralarda kullanmaya çalışıyorlar. Programımızda kayyumlar, görevden almalarla ilgili çok açık, bağlayıcı hükümler var. Merkezi yönetimle yerel yönetimler arasındaki dengeyi sağlamak açısından Cumhuriyet Halk Partisi'nin hem Avrupa Yerel Yönetimler Şartı hem yerel yönetimlerin güçlendirilmesiyle birlikte, yani doğrudan doğruya o beldede, ilçede, büyükşehirde yaşayan yurttaşların bütün karar süreçlerine doğrudan katılmasını sağlayacak uygulamaların da yasal anlamda güçlendirilmesi gerekir. Burada çok sayıda ilçe belediye başkanımız var. İlçe belediye başkanlarıyla büyükşehir yasası arasındaki uyumsuzlukları giderecek, büyükşehir belediyeleriyle Çevre Şehircilik Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı arasındaki kimi ilişkileri yeniden koyacak yeni bir yönetim yapılanmasını ortaya koyduğumuzu belirtmek istiyorum. Yine bizim önemli konu başlıklarımızdan bir tanesi, artık Türkiye biraz önce de bahsettiğim gibi risk yönetimine geçeceksek, risk yönetimiyle ilgili de Afet İşleri Bakanlığı'nı oluşturmak ve farklı bakanlıklar, farklı kurumlar, kuruluşlar altında toplanmış olan bütün bu krizleri yönetecek ya da öncesinde riskleri azaltacak olan mekanizmaların da tamamını, kurulların tamamını da bu bakanlığın bünyesine almak diye bir düşüncemiz var.

"TÜRKİYE'DE TÜM YEREL YÖNETİMLER AÇISINDAN KALICI, BAĞLAYICI BİR ADALET DÜZENİNİ KURMAK ZORUNDAYIZ"

Belediye meclislerinin yetkilerini arttırmaya dönük de bir yapısal değişikliğe gideceğimizi belirtmek istiyorum. Yani belediye meclisleri, çünkü onlar da seçilmiş organlar, aynı zamanda mahalle muhtarlarının da kendi mahallelerini ilgilendiren konularla ilgili meclislerde doğrudan doğruya söz hakkına sahip olduğu ama o yakınlığın olmadığı bir yeni düzenlemeyle birlikte daha demokratik, daha katılımcı bir yönetim anlayışını kurmak zorundayız. Şimdi Türkiye aslında bin dokuz yüz seksen sonrasında yerel yönetimlerin büyükşehirlerle birlikte güçlendiği, yeni büyükşehir yasasıyla birlikte il özel idarelerinin, ilgili bakanlıklarının ve kuruluşların da büyükşehirlerden çekilmesiyle birlikte başlangıçta yerel yönetimler güçlendi. Niye güçlendi? Çünkü Türkiye'deki büyükşehirlerin üç beş tanesi dışındakilerin tamamını AK Parti yönetiyordu. Şimdi AK Parti iktidardayken büyükşehir belediyeleri de kendisinde olduğunda belediyelere kaynak ayırma... Burada belediye başkanlarımız var. Hazine arazileri satılıyor bölgesinde. TOKİ eliyle hazine arazileri satılıyor. Hazine arazisini Milli Emlak satsa gelirin yüzde 35-40'ı belediyeye kalacak. TOKİ satarsa sıfır kalacak. Neden? Geçmişte hep hazine sattığında ilçe belediyelerine paralar veriliyordu. Biz iktidar olduğumuzda sadece Cumhuriyet Halk Partili belediyeler için değil, Türkiye'de tüm yerel yönetimler açısından kalıcı, bağlayıcı bir adalet düzenini kurmak zorundayız. Bu aslında Türkiye'de Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında demokrasimiz açısından da çok önemli konu başlıklarından biri olacak.

"SINIFLAR ARASINDAKİ GEÇİŞKENLİĞİ ARTTIRMAK ZORUNDAYIZ"

Türkiye'de konut sahibi olma oranı giderek düşüyor arkadaşlar. Geçmişte yüzde 80'ler, 85'ler seviyesinde olan konut sahipliği, şimdi yüzde 26-28 seviyesinde. Kiracı, aslında bir akrabasının evinde oturup resmi yoldan kira ödemediği için de kiracı gözükmeyenlerle birlikte toplumun üçte biri kiracı pozisyonda. Şimdi yerel yönetim anlayışımızın içinde çok radikal kararlarımızdan bir tanesi de şu: Özellikle şehir merkezlerinde dönüşüme tabi tutulan alanlarda eski, yaşlı ya da eski yapılarda ucuza kirada oturan insanların yeni dönüşümlerle birlikte yüksek konut kiraları sebebiyle yıllardır yaşadıkları mahalleyi tek tek terk ettiklerini görüyoruz. Ve kiracılara bu iktidarın öngördüğü yaşam alanı; şehrin çeperlerinde, genişleme alanlarında ya da gece kondulaşmış alanlarda yeniden kiracı olma pozisyonu.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak parti programını da koyduğumuz biçimiyle kamu çalışanları için lojmanlar, memurlar için, diğer kamu çalışanları açısından düşük gelirli, alt gelir grubunda olan ve hayatı boyunca elde ettiği gelirle bir konuta sahip olabilecek taksitleri ödemekten mahrum kalan tüm yurttaşlar için şehrin sadece varoşlarında ya da kırsalında değil, her noktasında belli bir plan bölgesi oluşturacağız ve bu plan bölge plan anlayışıyla birlikte aynı ilkokula giden, üst eğitim seviyesinde ya da eğitim seviyesi düşük olan insanların çocuklarıyla üst gelir grubunda olanlarla, onların yanında çalışan insanların çocuklarının aynı okullara gidebildiği yeni bir yaklaşım getireceğiz. Yani toplumda var olan katmanlar arasındaki geçişkenliği daha da arttırarak insanların bir ülkenin çocukları zenginlerini dizilerden, fakirini dizilerden, akıllı insanlarını dizilerden ya da ihtiyaç sahiplerini dizilerden görmek yerine yaşadığı sosyal alanların içinde birbiriyle etkileşim içinde olmasını sağlayacağız. Aslında Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında milli sınırlar içinde vatanın bütünlüğünü, ülkenin bölünmez bütünlüğünü ve milletin demokratik yollarla kendi geleceğine karar verebileceği mekanizmayı kurmanın temel yolu da toplumdaki gruplar, katmanlar ya da sınıflar arasındaki geçişkenliği arttırmak, hele de dar gelirlilerin eğitimle birlikte sınıfsal anlamda orta, üst gelir grubuna çıkabilmesine ilişkin Cumhuriyet'in ilk yıllarında başardığı, Köy Enstitüleriyle birlikte başardığı geçişkenliği mutlaka sağlamak zorundayız.

"EĞER 1 MİLYONDAN AŞAĞI FARK ATARSAK YİNE SEN KAZANMIŞ SAYACAĞIZ"

Cumhuriyet Halk Partisi'nin belediyeleri çok başarılı. Biz belediye başkanlarımızı ölçüyoruz. Birinci yılın sonunda ölçtüğümüzde yüzde 38 olan oy oranımız, birinci yılın sonunda bir yerel seçim durumunda yüzde 48'di. Ahmet Akın Başkanımın Balıkesir'de yüzde 60'ların üzerinde bir halk desteğine sahip olduğunu gördük. Diğer belediye başkanlarımızda da gördük. Madem ki Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin başarısız olduğunu, onların sorunları çözemediğini iddia ediyorlar, ben de Sayın Genel Başkanımızın ifade ettiği biçimiyle buradan Balıkesir'den 8 Şubat tarihinde aynı meydan okumayı yapıyorum. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız cezaevinde. İstanbul'daki çok sayıda belediye başkanımız cezaevinde. Ey Adalet ve Kalkınma Partisi, kendine güveniyorsan İstanbul'a getir sandığı, koy. Sana eğer 1 milyondan aşağı fark atarsak yine sen kazanmış sayacağız. Millet bizimledir, halk bizimledir, sokaklar bizimledir, meydanlar bizimledir. İşçi, emekli, emekçi, gençler, kadınlar; tümü Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidarına hazırdır."

Kaynak: ANKA