Aslında 4 ay önce yapmayı planladığım bir söyleşiydi. Geleneksel gazetecilikte böyledir; belediye başkanları bir yıllık sürelerini tamamladıklarında ‘anlatın bakalım, neler yaptığınızı, yapamadığınızı’ diye sorulur ya, ben de öyle düşünmüştüm. Cemil Tugay seçildikten sonra ilk röportajı benimle yaptıysa, bir yılın sonunda tekrarlamalıyız demiştim kendimce. Ama olmadı. Bir yıldır sürdürdüğüm ‘yazı yazmama orucu’, röportaj -ki en sevdiğimdir meslekte- isteğimi de vurdu. Vurdumduymazlık değil, kendi içimdeki anlam yitimi, önceliklerimin değişmesi nedeniyle diyelim…

Yeniden yazmaya İzmir’deki özellikle oturduğum semt Buca’daki çöp dağları nedeniyle başladım biliyorsunuz. Yutkunduğum, içim içimi yiyen ne kadar sorun/dert/tasa varsa, çöp kokusuyla tetiklendi sanki. İçimden dünyanın camını çerçevesini indirmek geçerken, oturdum çöp yazdım ben!

Yazı yayına girdikten sanırım yarım saat sonra telefonum çaldı, siesta halimdeyken. Hiçbir belediye başkanının telefonunu kaydetmediğim, hiçbir başkanı görevdeyken doğrudan aramadığım için, ‘bilinmeyen’ numarayı ‘kim acaba’ diyerek açtım. Cemil Tugay’dı.

Yarım saati aşan (off the record) konuşmayı yazmadım, çünkü yazmam için aramamıştı. ‘O zaman’ dedim, “zaman ayırırsanız sizinle röportaj yapalım, sadece çöpü değil, 1.5 yılı konuşalım.”

İşte o zaman bu zaman… Çöpleri gibi sorunları da dağ gibi olan bir kenti 45 dakikaya ne kadar sığdırabilirseniz, o kadar. Körfez’e, ulaşıma, Kültürpark’a, Kemeraltı’na, genel siyasete, CHP’nin durumuna, tutuklu belediye başkanlarına hiç dokunamadan…

Soyer’den Halk Konut Projesi için mektup: Oysa bu çözüme Türkiye'nin çok ihtiyacı vardı
Soyer’den Halk Konut Projesi için mektup: Oysa bu çözüme Türkiye'nin çok ihtiyacı vardı
İçeriği Görüntüle

Gönül Soyoğul: Sizinle ilk röportajı yaptığımda Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğunda 40’ınız henüz çıkmıştı. Dolayısıyla yaptıklarınız değil, yapacaklarınızdan bahsetmiştik ve hayallerinizi gerçekleştirmek için ‘biraz zaman istiyorum’ demiştiniz. 1.5 yıl geçti; ne az, ne çok… Nasıl geçti bu süre, neleri başardınız, neleri yoluna koydunuz? Sizi zorlayan neler oldu?

Cemil Tugay: Genel anlamda yapabileceğimiz önemli işlerle ilgili önemli ilerlemeler kaydettik. Ama dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyorum, sistemsel eksikler ve düzeltilmesi gereken şeyler var. Oralarda önemli mesafe aldığımıza inanıyorum. İyileşme çabalarımız devam edecek.

Gönül Soyoğul: Sistem derken?

Cemil Tugay: Sistemden kastım biraz da karar alış şekilleri, karar mekanizmaları, kararı veren kişilerin yetkinlikleri, verimli bir şekilde çalışma ortaya koyması gibi konular. Her işi başarıyla yapabilmenin yolu iyi bir sistem, iyi bir ekip, yeterli finansmandan geçiyor. Bunlar olunca her şey tıkır tıkır çözülüyor. Türkiye’de gerçek sorunumuzun kamu yönetimi anlayışında olduğunu düşünüyorum. Bunun en önemli nedeni siyaset üzerinden karar veriliyor olması. Herhangi bir görevlendirme yaptığınız zaman o kişinin mesleki liyakatini, mesleki deneyimini, dürüst bir insan olup olmadığını sormadan önce ilk olarak siyasi görüşünü soruyorlar. Bir parti aidiyeti olup olmadığını soruyorlar.

Gönül Soyoğul: Bu yanlış mı?

Cemil Tugay: Hepimiz istiyoruz ki bizim siyasi görüşümüze yakın insanlarla çalışalım. Bazen gerçekten siyasetin mi yoksa bilginin, liyakatin, dürüstlüğün, çalışkanlığın mı önde olması gerektiğini düşünmeden edemiyorum. Siyaset önemli ama bunu biraz geri planda tutalım diyorum. Hükümette de böyle bir sorun var, maalesef kendi siyasi ortamımızda da böyle alışkanlıklar var. İzmir’de toplumun tüm kesimlerini dâhil ettiğimiz katılımcı bir anlayışla bir yerel yönetim uygulaması ortaya koyarak bunu değiştirebilir miyiz diye düşünüyorum açıkçası. Toplumu kutuplaştırarak kendine siyasi ortam sağlamış anlayışları da rahatsız etmek istiyorum. Kutuplaşmanın ülkenin enerjisini tükettiğini düşünüyorum. Bu sorunlar ben göreve başladığımda belediyede de vardı. Şu anda epey azaldı. Biz iş odaklı bakıyoruz. Uyumlu bir ekiple çalışma gayretindeyiz. Artık bizim belediyenin koridorlarında siyasetten çok iş konuşuluyor diye düşünüyorum.

Gönül Soyoğul: ‘Siyaset üstüyüm’ söyleminizle bunu mu kast ediyordunuz?

Cemil Tugay: Ben siyaset üstüyüm demedim. Söylediklerim çarpıtıldı. Ben şunu söyledim, belediye başkanı belediyenin işlerini yaparken siyaset üstü bakmak zorundadır dedim. Sadece bir parti anlayışıyla bakamazsınız. Eğer böyle bakarsam benim hiçbir AK Partili bakanla, bürokratla görüşmemem lazım. Ancak devletin bir kurumu olarak valiliğe de bağlıyım, koruma kurulu ile de çalışıyoruz, bakanlıklarla da çalışıyoruz. Eğer ben bugün doğrudan bir bakanla iletişim kurma noktasına geldiysem, bunu başarabildiysek bu çok iyi bir şey. Çünkü kendimizi anlatabiliyoruz. Bu konuşmaların içinde ne konuşuluyor diye soruyorsanız, biz birbirimizi siyasi olarak bir şeylere ikna etmeye çalışmıyoruz. Kentimizden ve sorunlardan bahsediyoruz.

Gönül Soyoğul: Peki bu konuşmaların ve yüz yüze diyalog kurmanın sonuçlarını alabiliyor musunuz? Geri dönüşleri oluyor mu ya da olacağına inanıyor musunuz?

Cemil Tugay: Birkaç konuda elbette sonuç aldık. Ancak henüz tam istediğim gibi değil. Ama doğru yönde ilerlediğimize eminim.

Gönül Soyoğul: Bir buçuk sene içinde sizi duygusal olarak çok üzen, canınızı acıtan neler oldu? Bu süreçte ilk aklınıza gelen ne?

Cemil Tugay: Malum grev dönemi beni çok üzdü. Halen hatırladıkça üzülüyorum. İnsanlar zaman zaman o süreçte iyi bir duruş sergilediğimi, mücadele gösterdiğimi söylüyorlar ama beni çok üzdü. Benim düşünce dünyamın çok ötesinde farklı tartışmalar açıldı. Ben beraber çalıştığım insanlara sevgi ve saygı besleyen bir belediye başkanıyım. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Ama ortaya tuhaf tuhaf şeyler çıktı. Ben sonuçta sendikayla bir anlaşmazlık yaşadım. Sendikanın karşılayamayacağımız taleplerine hayır dedim. Kordon gibi bir yerde çok rahatsız edici bir görüntü oluşunca onunla ilgili hesapsızca, plansız bir şekilde bir tartışma yaşadık. Bunun üzerine mesele çok büyüdü ve popüler hale geldi. Bunlardan kimse şunu çıkarmasın, ben çalışanlarımıza kötü gözle bakabilecek bir insan değilim. Nasıl bakabilirim ki? Öyleymiş gibi ifade edilmesinden çok büyük üzüntü duyuyorum. Ne zaman bu konu açılsa halen o üzüntüyü duyuyorum.

Gönül Soyoğul: Bu soruyu sorarken, sizin son dönemlerde AKP’ye geçeceğiniz iddialarına çok üzüldüğünüzü söyleyeceğiniz tahmininde bulunmuştum. Çünkü onur kırıcı bir konu, çok üzüntü duyduğunuzu düşünmüştüm ben.

Cemil Tugay: Ben ciddiyetsiz bulduğum için üzülmeye de değer görmedim açıkçası. Mesela bakana görüşmeye gittik, ardından bir fotoğraf paylaşıldı. Ondan sonra AKP’ye geçiyor lafları edilince kızdım biraz. Yani üzüntüden çok, kızgınlık hissettim. Olaya bu kadar sığ bakamazsınız dedim. Bir belediye başkanı, belediyenin ihtiyacı olan kredilerle ilgili olarak onay alınmasını sağlamak üzere bakanla görüşmeye gitmiş, bundan daha doğal ne var? Alkışlanması gereken bir şey, çünkü bakan bizi kabul etmiş. Ben de o randevuyu öyle veya böyle alabilmişim. Yanımda AKP’nin il başkanı, milletvekili var, doğru. Ama onlar da olayın çözümüne katkıda bulunmak için oradalar. Bundan çıkarılacak sonuç Cemil Tugay gibi bir insanın AKP’ye geçeceği mi? Yani ben bu partiye dün üye olmadım ki, geçmişime de bir baksınlar, ben nereden geldim, bu partiye nasıl girdim? Partiye girdiğim günden bugüne kadar neler yaptım? Ben devlet memurluğu dönemimde de her zaman bir mücadelenin parçası oldum.

Gönül Soyoğul: O zaman kendinizi siyasi olarak nasıl tanımladığınızı sorayım. Sosyal demokrat mı, devrimci mi, merkez sol mu? Cemil Tugay hangisi?

Cemil Tugay: Ben gerçek bir devrimciyim. İnanın yani. İçimdeki o insanı size detaylı olarak tarif etsem gerçek bir devrimci olduğumu çok kolay anlarsınız. Dünyanın içinde bulunduğu sıkıntılardan çıkması için insanı da tüm canlıları da doğayı da gözeten yeni bir düzen tarif etmek zorundasınız. Her birimizin bu dünya üzerinde bir hakkı var. Yani hiç kimse ‘benim dedem buraları satın almış buradaki binlerce dönüm arazi bizim’ gibi bir fikre kapılmasın. Yok böyle bir dünya. Sen kimsin arkadaş? Hangi hakla bu kadar çok şeyin sahibi oluyorsun? Bir tarafta insanların harcayamayacakları kadar paraları, malları mülkleri var, diğer tarafta insanlar aç. Barınma problemleri, sağlık problemleri var. Yazık. Sonuçta insan olarak doğuyorlar, biz bu kadar mı kötü varlıklarız ki herhangi bir insanın aç olmasına, evsiz kalmasına, sağlıkla ilgili sorununa çözüm üretmeye aciziz? Bunların hepsini çözebiliriz. Dünya bu kadar zengin bir yer. Önemli olan adaleti sağlamak. Bunun için çok yeni bir düzen tarif etmek gerekiyor. O nedenle ister istemez diyorsunuz ki ben devrim istiyorum. Yeni bir dünya düzeni istiyorum. Ben devrimciyim diyen bazı insanların oldukça muhafazakâr olduğunu düşünüyorum. Ben buna çok fazla maruz kaldığım için söylüyorum. Biz devrimcisiysek her şeyden önce başka insanların görüşlerine açık olmamız lazım. Ama o kadar tahammülsüz bakıyorlar ki sizi hemen ‘şak’ diye damgalamaya hazırlar. Devrimcilik kanımca böyle insanlar tarafından işgal edilmiş bir kavram. Ben bundan çok rahatsızım. Bunlar yüzünden gerçek devrimciler ortaya çıkamıyor.

Gönül Soyoğul: Bu düzen değişmeli dediniz. Nasıl değişecek bu düzen?

Cemil Tugay: Bilinçle değişecek. Bugünlerde zaman zaman söylediğim bir şeyi söylemek istiyorum. Dünyanın Rönesansları var. Rönesanslar ile beraber uyanışlar gerçekleşti. İnsanlık bu şekilde seviye atladı. Bizim hem ülke olarak hem dünya olarak buna ihtiyacımız olan bir dönemde olduğumuza eminim. Burada biriken bir enerji de var ama adını koyamıyoruz. Yolunu çizemiyoruz. Toplumumuzun akıllı, her şeye objektif yaklaşan, çözüm üretebilen insanları da -bu tabirim için özür diliyorum- ‘ıkınıyorlar’, cesaretle çıkıp bir şeyleri konuşamıyor kimse. Rönesanslar bu insanların konuştuğu ve toplumunda onları dinlemeye hazır olduğu dönemlerde gerçekleşir.

Gönül Soyoğul: Anlaşılamadığınızı mı düşünüyorsunuz?

Cemil Tugay: Benim bu konularda gençlerle iletişimim çok farklı. Gençler inanılmaz, çok iyi dinliyorlar, çok kolay anlıyorlar. Ne demek istediğinizi resmen hissediyorlar. Gençler arasında çok sevildiğimi biliyorum, onlardan çok sevgi görüyorum. Onlarla bambaşka bir ilişkim var. Çocuklarla da öyle. Bunun bende yarattığı bir umut var. Buradan bir şeyler çıkabileceğine inanıyorum. Ben bu dünyayı değiştirebilecek insanlardan değilim.

Gönül Soyoğul: Neden?

Cemil Tugay: Neden mi, çünkü geç kaldık. 58 yaşındayım, memuriyet dolayısıyla başlayamadığımız siyasi yaşantı çok daha önce başlamalıydı. Bu yönde eğitimler almalıydık. Ama şu anda gençlerin önünü açabiliriz. Onlar bahsettiğim dünyayı kurabilirler. Başka türlü insanlık devam edemez. Böyle bir dünyanın 100 yıl daha devam edeceğini kimse beklemesin. Biz birbirimizi öldürmezsek dünya bizi öldürecek, iklim bizi öldürecek. O yüzden mecburuz. Ben ortalama bir insan olmak istiyorum ama bütün insanlar iyi olsun ben de o insanlardan biri olayım istiyorum. Güç sahibi olup insanlara hükmetme anlayışı sakat zihniyetli insanların anlayışı. Gücü sadece kötü insanlara dur demek için istersiniz.

Gönül Soyoğul: Mutlak gücün zehirlediğinden bahsediyorsunuz. Bundan nasibinizi almadığınızı mı düşünüyorsunuz?

Cemil Tugay: Ben haddini bilen bir insanım. Bir insanım sonuçta. Benim de dişim ağrır, sağlık problemim olur, uykusuzluk çekerim, gün gelir üzülürüm, benim de sevdiğim insanlar var. Her insan gibi belirli bir süre yaşayacağımı ve yok olup gideceğimi biliyorum. Gerçek buyken ne için büyükleneceğim, belediye başkanı olduğum için mi? Böyle bir şey olmaz. Büyük olmaya neden özeniyoruz bilmiyorum ama büyük olmanın sonucu, insanın üzerine daha fazla yük binmesidir. Herhangi bir insan kentle ilgili bir problem kendi sorumluluğunda olmadığı için üzülmeyebilir. Daha doğrusu bir şekilde kendini sıyırabilir. Ama ben bunu yapamam mesela. Ben çalışanlarımızdan birinin burnu kanadığında bile onu görüyorum. Bana bilgi geldiği için biliyorum. Yani herkesin bildiğinden daha fazla şey bilmek zorunda olduğum için, herkesten daha fazla üzülüyorum. Yetki sahibi olup sorunları görmeyen, kendi konforunda yaşayan insanlar olabilir. Zaten bu insanlar yüzünden biz bu haldeyiz. Ben bu insanlardan değilim. Benim isyanım bunlara. Herkes belediye başkanı, milletvekili olmasın. Önce belirli filtrelerden geçirelim. Bir vizyonu, kapasitesi, deneyimi, bilgi birikimi olsun. Ön elemelerden geçmiş olsun. İsveç’te yerel yönetimlerde görev almamış birisi milletvekili olamıyor mesela.

Gönül Soyoğul: Siz kendi çalışma arkadaşlarınızı seçerken bunları uygulayabiliyor musunuz peki?

Cemil Tugay: Kurumda görev vereceğimiz insanların kamu hizmetiyle ilgili, belediyeyle ilgili belli deneyimde olmasını çok önemsiyoruz. Bu noktada mümkün olduğunca kendi kurumumuz içinden insanların daha yükselmesi için önlerini açmaya çalışıyorum.

Gönül Soyoğul: Son olarak İZBETON’da bir değişiklik yaptınız. Mesela bu değişikliğin sebebi tüm bu saydıklarınız mı, yoksa başkaca nedenleri mi var?

Cemil Tugay: Hüseyin Sezer Genel Müdürümüzün görevden ayrılma sebebi, yerine bulduğumuz yeni birisi değil. Görevden ayrılması tamamen kendisiyle ilgili bir konu. Değişik boyutları var. Çok fazla konuşmak istemem. Çok saygı duyduğum, değer verdiğim bir insan. Sadece orada karşılıklı olarak birbirimize fayda sağlayamadığımızı düşündüğümüz bir noktaya geldik. Ancak ayrılmasının, yerine yeni birini bulmuş olmamızla ilgisi yok. Ayrılmasıyla ilgili karar verildikten sonra tabii ki bir ihtiyaç vardı. Orada da pek çok aday vardı. Onların içinde en deneyimli, çalışkan ve başarılı olacağına inandığımız kişiyi tercih ettik.

Gönül Soyoğul: Yollarınızı ayırdığınız İzbeton genel müdürü ile yeni genel müdür arasında bir profil farkı olduğu haberleri var. Adaylar arasından seçtiğiniz ismin AKP tandanslı olduğu yönünde. Bundan haberdar mıydınız?

Cemil Tugay: Siyasi kimlik üzerinden herhangi bir karar vermedik. Bana gelen bilgiye göre arkadaşımızın herhangi bir siyasi kimliği de yok. Bundan eminim.

Gönül Soyoğul: Özgür Özel dün İzmir’deydi ve cezaevi ziyaretinden sonra Tunç Soyer’in 19 Eylül’deki duruşmasını izleyeceğini söyledi. Siz de olacak mısınız o duruşmada?

Cemil Tugay: Şu an bu konuyla ilgili bir kararım yok. Burada Genel Başkanımızın isteği önemli. Eğer kendisi gelirse ve benim de orada olmamı isterse giderim tabii ki.

Gönül Soyoğul: Genel Başkan bir şey söylemezse sizin tercihiniz ne yönde olur?

Cemil Tugay: Bazı insanlar bu tür mağduriyet ortamlarını bana karşı öfkesini kışkırtmak için kullanabiliyorlar. Onun için çekincem olabilir. Yani orada asıl konuyla ilgilenmek yerine başka insanların saçma sapan provokasyonlarına maruz kalmak doğru gelmiyor bana. Bu arada ben hapisteki arkadaşlarımızı ziyaret ettim. Sadece Tunç Soyer’i etmedim, o da kendisi kabul etmedi.

Gönül Soyoğul: Zamanımız neredeyse bitti ve ben bu röportaja vesile olan çöp sorununu henüz soramadım. Nasıl oldu da bu sorun böyle derinleşti? Kısa vadede çıkış ve uzun vadeli planlarınız neler?

Cemil Tugay: Ben göreve başladığımdan beri sürekli uğraştığımız bir konu. İlerleme kaydetmeye çalışıyoruz maalesef önü her yerden tıkanıyor. Bir kere çöp denen atığımızı mümkün olduğunca az üretmek, ürettiklerimizi de çevrede zarar oluşturmayacak şekilde bertaraf etmek zorundayız. Bununla ilgili bir Çöp Master Planı hazırladık. Lokalizasyonlarını oluşturmaya çalışıyoruz. Ayrıştırdığımız çöplerin her biri ayrı bir tesis gerektiriyor. Her bir tesis ayrı bir ruhsatlandırma süreci gerektiriyor. Bu ruhsatlar Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından veriliyor. Her türlü çöp tesisi, atık tesisi için bakanlığın onayına muhtacız. Kısa vadede Harmandalı ile ilgili yasak olmasaydı adım adım ilerliyorduk. Harmandalı kapatılınca sıkıntı oldu. Tesisleri kurana kadar geçici çözüme ihtiyacımız var. Bu konuda da bakanlığın kararına ihtiyaç var. Bununla ilgili çalışıyoruz. Amacımız çöpü tamamen bertaraf etmek ve herhangi bir yere dökmemek. Bunun için çöp tesislerine ihtiyaç var. Bu tesisleri kısa sürede hayata geçirmek mümkün. Bu tesislerin yenilerini kuruyoruz ve yaygınlaştırıyoruz. Bir buçuk sene içinde bütün İzmir’de çöpleri evlerden ayrıştırarak toplayacağız. Bu durumda normal çöpün yüzde 40’ı gitmiş olacak. Bunlar birer birer devreye girdikçe otomatik olarak çöplükler azalacak.

Gönül Soyoğul: Ama şu anda akut bir durum var, İzmir’in özellikle bazı ilçelerinde çöpler düzenli toplanamıyor, sorun tam olarak ne?

Cemil Tugay: Bunların hepsi depolama alanının yetersizliğinden kaynaklanan şeyler değil. Bir kısmı bazı belediyelerimizin işleyişinden kaynaklı sorunlarla ilgili. Çöp depolama alanı sorunu başlamadan önce de bazı ilçelerde çöplerin toplanmadığı oluyordu. Bunlar ilçe belediyelerinin kendi iç düzenleriyle ilgili sıkıntılar.

Gönül Soyoğul: Nasıl yani? Nedir bu iç sıkıntılar? Temizlik işçileri paralarını düzenli alamadıkları için iş mi yavaşlatılıyor? Ya da?

Cemil Tugay: (gülümsüyor) Bunlar ilçe belediyelerinin kendi iç düzenleriyle ilgili sıkıntılar Gönül Hanım..
(Soruyu değiştirerek tekrar soruyorum. Cevap yine ‘bunlar ilçe belediyelerinin kendi iç düzenleriyle ilgili sıkıntılar’ oluyor. Bu konuda konuşmak istemediğini üç kez aynı cevabı vererek gösteriyor.)

Gönül Soyoğul: Peki, o zaman yer konusuna geçelim. Yamanlar ile ilgili tartışmalar bitmiyor. Niye bu ısrar, tartışma?

Cemil Tugay: Bunu defalarca anlattım ama iktidarın bazı milletvekilleri ısrarla yalan söyleyerek konuyu çarpıtıyor. Yamanlar ile ilgili 2016’da alınan ÇED raporu 7 yıl geçerli ve 2023 yılında geçerliliğini kaybetmiş durumda. Dolayısıyla yeniden bir ÇED sürecinin başlaması lazım. İkincisi, daha önce alınan izinde DSİ bir şart koşmuş ve bu tesisin kurulacağı alanın altındaki su rezervlerini önce boşaltacaksınız demişler. Yapılması imkânsız şeylerden bahsediyoruz. Ancak iktidar milletvekillerinin kafası şöyle çalışıyor, bunlar Karşıyaka’da güçlü, Karşıyaka’da başları belaya girerse seçmen kaybederler. Bu yüzden buraya yönlendirmeye çalışıyorlar. İnanın uygun değil, uygun olsa yaparız.

Gönül Soyoğul: Çöpten daha hayati olan su konusunda tasarrufa gittiniz. İlçe ilçe bazı saatlerde kesinti yaşıyoruz. İzmir’de suyun ne kadarını yurttaşlar, ne kadarını tarım ve sanayi kullanıyor? Yani büyük su tüketimi vatandaşa mı ait? Neden her zaman sadece vatandaşlardan tasarruf bekleniyor? Niye hep halkın boynunun borcu oluyor?

Cemil Tugay: Yüzde 70’i tarımda, yüzde 20’si sanayide, yüzde 10’u yurttaşlar tarafından kullanılıyor. Dolayısıyla asıl büyük tasarrufun yapılması gereken yer tarım. Ancak Büyükşehir Belediyesi ve İZSU sadece kentsel kullanımdaki suyla ilgili kararlar verebiliyor. Biz tarımla ilgili bir karar veremiyoruz. Sanayiyle de ilgili bir karar veremiyoruz. Bizim yetkimiz değil. O yüzden kendi tasarruf alanımız sadece kentsel alanda. Orada da insanlarımıza mecburen bu çağrıyı yapıyoruz. Çünkü su kaynakları kısıtlı. Asıl önlem alması gerekenler uyuduğu için kısa vadede insanlar susuz kalmasın diye bu çağrıları yapıyoruz.

Gönül Soyoğul: Su kaçaklarıyla ilgili kısa vadede çözüm mümkün mü?

Cemil Tugay: Zaten sürekli tesisat yeniliyoruz. Ama koca İzmir’de binlerce kilometrelik hatların hepsini birden yenilemek teknik olarak mümkün değil. Su kaçakları konusunda İzmir Türkiye’nin en iyi şehri olabilir. 50-60 yıllık su tesisatları var. Bunları da değiştirmemiz gerekiyor. İzmir’in yerleşim haritası çok dağınık. Derli toplu bir altyapıdan bahsedemiyoruz. Dolayısıyla bir anda çözülemiyor. Şu anda İzmir’deki kayıp kaçak oranı belki de Türkiye’nin en düşük oranıdır.

Gönül Soyoğul: Sonbaharda da yağmur yağmazsa her gün su kesintisi yaşayacağımız günler gelir mi?

Cemil Tugay: Tabii ki böyle olmaması lazım. Hem aşırı su tüketimimizi kısıtlayacağız, hem de yeni su kaynakları bulacağız. İzmir’de kaynaklar kısıtlı. Mucize yaratabilme şansımız yok. Deniz suyu gündeme geliyor. Çok pahalı bir yöntem, pahalıya ürettiğiniz suyu pahalıya satmak zorunda kalıyorsunuz. Bundan önce tasarruflarımızla kendimizi en az 10-15 yıl daha idare edecek çözümler üretebiliriz. Daha uzun vadeli çözümler için şehir dışından su kaynakları sağlayabiliriz. Uzun süre su problemi yaşamadan çözebiliriz. Ancak bunun için ya yetkiyi tamamen bize verecekler ya yetki sahibi olan kurumlar üzerine düşeni yapacaklar ve oralardaki aşırı su tüketimini azaltacaklar.

Muhabir: GÖNÜL SOYOĞUL