Boğaziçi Üniversitesi’nde kayyum rektör atamalarına tepki olarak 5 Ocak 2021’de başlayan ve akademisyenlerin her iş günü rektörlük binasına sırtlarını dönerek tuttukları nöbetle simgeleşen 'Boğaziçi Direnişi' altıncı yılına girdi. Üniversite bileşenleri Güney Kampüs’te bir araya geldi. İçeride yapılan basın açıklamasından sonra Etiler Kapısı’na yürüyüş gerçekleşti. Siyasi partilerin temsilcileri CHP Gölge Milli Eğitim Bakanı Suat Özçağdaş, CHP İzmir Milletvekili Yüksel Taşkın, DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk, EMEP Genel Başkan Yardımcısı İskender Bayhan ve Eğitim Sen Yüksek Öğretim Sekreteri Özgür Evrim Gülez, Boğaziçi Mezunları ve öğrenciler basın açıklaması yaptı.

İlk açıklamayı Boğaziçi mezunu Sinan Suner yaptı. Suner açıklamada şunları söyledi:

“ÜNİVERSİTELER SİYASET ARACI OLARAK KULLANILMAMALIDIR”

“Yargının hukuku rehin aldığı kayyım zihniyetinin ülkenin tüm kurumlarını ele geçirdiği bir yılı daha geride bıraktık. 2 Ocak 2021’de üniversitemizin demokratik geleneklerine aykırı bir yolla gerçekleştirilen rektör ataması sonrasında mezunlar olarak yüksek bir sesle itirazımızı dile getirmiş tüm kamuoyunu özgür, özerk, demokratik bir üniversite için dayanışmaya çağırmıştık. Geçen 5 yılda kayyım rektörün hukuka aykırı olarak aldığı yıkıcı yönetim kararları, öğrencilere, öğretim üyelerine ve mezunlara karşı uyguladığı yasakçı ve baskıcı zihniyeti, siyasi kadrolaşma odaklı tepeden inme atamalar gün be gün okulumuza geri dönülmez zararlar verirken, bizler haklı mücadelemizden hiç vazgeçmedik. Ülkemizdeki tüm üniversiteler için verdiğimiz mücadelede dile getirdiğimiz talepleri kamuoyuna tekrar hatırlatıyoruz.

Bilimsel ve toplumsal gelişimin sağlanabilmesi için üniversiteler herhangi bir kişi ya da kuruluşun etki veya baskısına maruz kalmamalı, siyaset aracı olarak kullanılmamalıdır. Kurumsal özerkliğin sağlanabilmesi için üniversitelerde karar alma yetkisi demokratik yöntemlerle seçilmiş, kurullarda ve akademik yöneticilerde olmalı, bu yöneticiler atamayla değil seçimle belirlenmelidir. Bilimsel özgürlüğün ve yaratıcılığın korunabilmesi için özerk anayasal kurumlar olarak üniversitelerin akademik ve araştırma politikaları, öğretim üyeleri ve/veya üniversite kurulları tarafından kararlaştırılmalıdır.

Mezunlar olarak inanıyoruz ki: Üniversite amasız, fakatsız toplumsal ilerlemenin bel kemiğidir. Ve üniversite ancak özerk, demokratik, katılımcı, çoğulcu, özgürlükçü olduğu sürece üniversitedir! Boğaziçi’ne sahip çıkmak üniversitelerimize sahip çıkmak, Türkiye’ye sahip çıkmak demektir. Geleneğimizi, kültürümüzü, akademik özgürlüğümüzü ancak hep birlikte koruyabiliriz. Direnişimizin 5. yılında bizlerle aynı ideali paylaşan herkesi bu demokrasi mücadelesine davet ediyor, çoğalarak bir arada durmaya devam edeceğimizi kamuoyuna bildiriyoruz. Kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz"

Özgür Üniversite Hareketi’nin basın açıklamasını Necati Siyahhan okudu. Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“KAYYUM NACİ'NİN PAŞA GÖNLÜNÜN HIRSI NE DE BOĞAZİÇİ'NE ÖZGÜ BİR DURUMDUR”

“Bundan beş sene önce Saray rejiminin kolluk kuvvetleri tarafından kelepçelenen kampüsümüzün önünden sesleniyoruz bugün. Bugün burada ellerimiz yumruk gibi sıkılı, ısrarımız yanımızda, mücadelemiz ilk gün ki coşkusuyla burada. Birkaç aya biter diye umdukları o direniş ne birkaç güne bitti ne de Boğaziçi ile sınırlı kaldı. 19 Mart'la birlikte artık her üniversite bir direniş alanıdır. Boykotlar örüldü, kayyumluklar kuşatıldı ve hep bir ağızdan isyan diye bağırıldı. Biz öğrenciler kampüslerimizden taştık; şehirlerimizin sokaklarını, meydanlarını eylem alanlarına çevirdik. İnsana, yaşama düşman olan Saray rejimine karşı biz öğrenciler örgütlendik ve bizden çalınan her şeyi geri almak için mücadele ediyoruz, edeceğiz. Bu okuldaki direniş onlarca mezun verdi ve bir o kadar da direnişçi yetiştirdi. Kulüplerimiz, topluluklarımız direnişin rengine büründü, biz öğrenciler safımızı direnişten yana tuttuk. Saray rejiminin kuklası olan kayyum Naci'nin her politikasına karşı da safımızdan cevap verdik. Okulumuzu parsel parsel satmaya çalışan Naci'ye karşı direndik, okulumuzda açmaya çalıştığı zincir kafeyi hep beraber kovduk. Fakültelerimize bir bir el koymaya çalışırken kendisi, biz yine yanıtımızı fakülteyi işgal ederek verdik. Ama biliyoruz bu ne kayyum Naci'nin paşa gönlünün hırsı ne de Boğaziçi'ne özgü bir durumdur.

“BUGÜN BURADA YİNE AYNI SESLE BAĞIRIYORUZ: BİZ BÖYLE YAŞAMAYACAĞIZ”

Saray rejimi, tir tir korktukları biz öğrencileri kontrol edebilmek adına YÖK denen zindan kurumunu inşa etmiş ve atadığı kayyumlarla bizi dize getirebileceklerini sanıyor. Onlara cevabımızı 19 Mart olarak verdik. Binlerce öğrenci barikatların en önünde sarayın biber gazına, Sarayın mermisine, Sarayın kolluk kuvvetine karşı çarpıştı. Bütün üniversitelerden yükselen direniş sesi; liselerden, fabrikalara bir bir yükselen direniş sesi; liselerden, fabrikalara bir bir yankılandı; Bütün bir halk sokakları bir ses bildi. Korku duvarlarını yıktığımızı orada haykırdık biz ve bugün burada yine aynı sesle bağırıyoruz: biz böyle yaşamayacağız. Biz Boğaziçi Özgür Üniversite Hareketi direnişin ilk gününden beri devam ettirdiğimiz şiarımızla yürüyoruz. Örgütlenerek kazanacağız, örgütlenirsek kazanacağız”

Boğaziçi Üniversitesi Öğrenci Temsilciliği Kurulu’nun basın açıklamasını Umut Çetin yaptı. Çetin açıklamada şunları söyledi:

“VERDİĞİMİZ MÜCADELEYİ GÖRDÜNÜZ VE GÖRMEYE DEVAM EDECEKSİNİZ”

“Beş¸ koca yıl, tam bin 825 gün ve yine buradayız. Melih Bulu’nun ve Naci İnci’nin sırtlarını yasladığı Saray rejiminin 'yorulurlar, unuturlar' diye üzerine bahisler oynadığı bu meydandayız. Onlar hafızasız bir toplum, köksüz bir akademi ve sorgulamayı unutmuş nesiller yaratmak için korkunun gücüne güvendiler. Ancak biz, bu beş¸ yılın her bir saniyesini, her bir hukuksuzluğunu aynı kararlı direniş¸ ile karşıladık. 5. yıl bitti ve düzeninizin her katmanına sinen suçlarınızı yüzünüze vurmak, 'bitti, kazandık' dediğiniz her yerden nasıl tekrar filizlendiğimizi haykırmak için toplandık. 4 Ocak 2021’de üniversitemizin kapısına vurulan utanç kelepçesinden bugüne; Güney Meydan’dan Hisarüstü sokaklarına, Taksim’den Vatan Emniyetin önüne kadar ördüğümüz bu direniş¸ yalnızca bir rektör atamasına itiraz olmamıştır. Beş¸ yıldır; kamusal alanlarımızı, geleceğimizi ve onuru savunmak için verdiğimiz mücadeleyi gördünüz ve görmeye devam edeceksiniz. Geride bıraktığımız yıllarda akademik özerklikle beraber hukukun ve en temel insan haklarının da nasıl ayaklar altına alındığını gördük. Üniversiteyi şirket, öğrenciyi müşteri sanan, akademisyenin karşısında duran bu hegemonik zihniyeti tanıyoruz. Onlar, rant hırsıyla kestikleri ormanlarda, diktikleri binalarda işçilerin canını hiçe sayanlardır. Üç yılda zor tamamlanmasına rağmen durduğu yerde dökülen yeni yurdun inşaatında ihmallerle katledilen ve ölümü sessiz sedasız örtbas edilmeye çalışılan Abdülkadir Doğan’ın da, tazminat hakkını aradığı için Çalık Holding tarafından dövülerek öldürülen Erol Eğrek’in de kanı halen bu zihniyetin üzerindedir.

"Eğitim yuvamızın temeli Hamlin Hall’u yurttan fakülteye, fakülteden ofise çevirmeye çalışarak yüzlerce öğrenciyi sokağa atan zihniyet aynıdır”

Sermayeye açılan Kennedy Lodge’da çocuk işçi olarak çalıştırılan ve kampüs içerisinde katledilen Hilal Özdemir’in hesabı halen verilmemiştir. Vereceksiniz. Tekrar ve tekrar: İnsan canı kadar doğayı da kıymetsiz gören sizleri çok iyi tanıyoruz. Gönüllülerin emeğiyle var edilen barınağımızı talan edip can dostlarımızı soğuk bir kıs¸ gününde ölüme gönderen elleriniz suç ortağıdır. Dört bir yanı kameralarla donatıp bize gözlerini diken ama Kuzey Kampüs’te başı kesilen kedinin failini bulamayan yönetim de suç ortağıdır. Ve temizlik diyip tahrip ettiğiniz Güney Kampüsü de unutmadık. Çünkü çok iyi tanıdığımız sizlerin güvenliği; kadınları tacizden, hayvanları şiddetten korumak için değil; öğrencileri fişlemek ve kulüpleri basmak için var. Bu kayyumlar düzeni bizleri sömürülecek birer kaynak olarak görüyor. 'Eğitimde reform' süsü verdikleri MESEM projesinde yoksul halk çocuklarını stajyer adı altında ucuz iş gücü olarak pazarlayan ve atölyeler diye denetimsiz fabrikalarda ölüme gönderenler ile; kampüslerimize Ethos maskesi altında sermayelerini sokmaya çalışan zihniyet aynıdır. Yedi yıllık uğraşlarla sosyal bir hak olarak kazanılan erişilebilir, yerinde, ücretsiz çamaşırhanelerimizi geçiş¸ hükmü dahi olmadan özelleştiren, en temel hijyen ihtiyacını bile pazarlık usulü seçmece kiraladıkları işletmeye yönlendiren zihniyet aynıdır. Barınma hakkımızı gasp edip, eğitim yuvamızın temeli Hamlin Hall’u yurttan fakülteye, fakülteden ofise çevirmeye çalışarak yüzlerce öğrenciyi sokağa atan zihniyet aynıdır.

“KÜLTÜREL VE AKADEMİK BİR KIRIMIN TAM ORTASINDAYIZ”

Padişahı gibi kendisi de daha güzel saraylarda oturmak istediğinden tarihi Nafi Baba Tekkesine çöken zihniyet aynıdır. Uçaksavar Kampüsünün yurdunu, sayısız festival ve konferansa ev sahipliği yapmış¸ kültür merkezini, Türkiye dağcılık tarihinin kolektif emeğini taşıyan tırmanış¸ duvarını, spor sahasını, deprem toplanma alanlarını; var olanı feshedip yenisini kurarak hisselerini kendi vakıflarına aktardıkları 'Teknopark” adıyla betona ve ranta boğmak isteyen, öğrencilerin birlikte nefes aldığı her alanı yok eden zihniyet aynıdır. 2025’in başında ördüğümüz Kafe Direnşi ise nasıl bir bardak kahveye ve sivil inisiyatifle elde edilmiş¸ bir kamusal alan iradesine yenileceklerinin kanıtıdır. Kültürel ve akademik bir kırımın tam ortasındayız arkadaşlar. Öğrencilerin gözünü dünyaya açan hocalarımızı; Can Candan’ı, Özcan Vardar’ı, Volkan Çıdam’ı, Yıldız Silier’i, ve daha nicelerini hukuksuzca uzaklaştırarak; Cem Say’ı ve seçilmiş¸ dekanlarımızı yine hukuksuzca görevlerinden alarak; Esra Mungan’ın ve Sumru Özsoy, Alpar Sevgen, Oya Başak gibi nice emeritus profesörlerimizin kampüse girişini yasaklayarak bizi ışıksız bırakmaya çalıştılar. Kulüp odalarımızı tek tek, resmen bir savaş¸ alanı içerisinde işgal ettiler. Boğaziçi Üniversitesi LGBTI·A artı çalışmaları Kulübünü kapatıp, gökkuşağı bayrağı açtı diye arkadaşlarımızı yerlerde sürükleyerek işkenceyle gözaltına aldılar. Sinema Kulübünün gösterimlerinde elektriği kestiler, çimleri gübrelediler. Sanata bile tahammülleri yoktu. Ama bilmedikleri bir şey var: Bu üniversitede katıldığımız son kalabalık açık hava gösteriminde, hep beraber izlediğimiz öğrenci belgeselinin bize anlattığı iyileşmeye aç ruh içimizde.

“BİZİM DİRENİŞİMİZDE ENGELLEMELERE RAĞMEN ÇALIŞMAK, KAYYUMA RAĞMEN TARTIŞMAK VE ÜRETMEK VARDIR”

Ve aynı yönetim ve aynı yönetimin kulübü; çocuk evliliğini savunan, kadın düşmanı Nureddin Yıldız gibi karanlık zihinleri 13 Mayıs’ta bu okula gizli gizli, öğrencinin iradesini hiçe sayarak davet edip konferans verdirmeye çalıştı. Çocuk ve kadın haklarını, laikliği savunan yüzlerce sıra arkadaşımız oradaydı. Fen-Edebiyat Fakültesini parçalayıp, Yönetim Bilimleri Fakültesini kapatarak üniversiteyi kendi ajandalarına göre dizayn etmeye kalktılar. Karar alma süreçlerinde atlarını diledikleri gibi koşturabilmek için Öğrenci Temsilciliği Kurulunu yok saydılar, kulüplerin ortak iradesi Kulüpler Arası Kurul’u işlevsizleştirmeye, öğrenci öz denetim mekanizmalarını dağıtmaya çalıştılar. Senato toplantılarına asil üyelerini almadılar. Yargı kararlarını sözlü direktiflerle tanımadılar. Artık hukuk dediğimiz her ne ise, bu ülkede tek bir adamın iki dudağı arasına sıkışmış¸ olabilir. Ama onların anayasayı bile tanımayan hukuku, bizim vicdanımızda hükmünü yitirmiştir. Bizim direnişimizde engellemelere rağmen çalışmak, kayyuma rağmen tartışmak ve üretmek vardır. Bizim için alternatifler vardır: Derslerimizi kapattılar, birbirimize anlattık. Yemekhanemize zam yaptılar, kendi yemekhanemizi kurduk. Üniversite tanıtımlarında yalanlar söylediler, yere döşek atıp gerçekleri bağırdık... Toplu mezuniyetimizi yasakladılar, 'Diplomayı veririz ama konuşturmayız' dediler... Biz ne yaptık?

“DEPREMDE ÇADIR SATAN İKTİDAR AKLININ, KAMPÜSLERDE DE KARŞIMIZA DİKİLMESİNDEN KORKMUYORUZ”

Türkiye’nin ilk alternatif mezuniyetini ördük, gelenekselleştirdik. Ve bu yıl; hocalarımızla, ailelerimizle, rengarenk pankartlarımız ve cübbelerimizle; onların diploma teslim seremonilerine inat 4. Alternatif Mezuniyette buluştuk. Üstünde kayyumun imzası olmayan o diplomalarda direnişin alnı ak onuru vardır. Bir arkadaşımız kronik kalp rahatsızlığına rağmen günlerce zindanlarda tutulurken; onlarcamız ev hapsiyle, adli kontrolle, davalarla, burs kesintileriyle, temsilcilik düşürmeleriyle yıldırılmaya çalışılırken tamamladığımız bes¸ yılın sonunda geldiğimiz nokta tükeniş¸ değil güçlenmiş¸ bir iradedir. Ne kapıya vurduğunuz kelepçe ne kayyumun otuzdan fazla makam aracı, ne 1 Şubat’ta kurduğunuz abluka bizi korkutabildi. Evet, o gün aşağı bakmadık, bugün bakmıyoruz, yarın da bakmayacağız. Biz; Gezi’de düşenlerin, Berkin’in, Ali İsmail’in umudunu taşıyoruz. Depremde çadır satan iktidar aklının, kampüslerde de karşımıza dikilmesinden korkmuyoruz. Bu yüzden, bu metin geçtiğimiz beş¸ yılın bir yakarışından ziyade, kararlı mücadelemizin bildirisidir. Boğaziçi Üniversitesi, binalardan, yetkilerden ve makamlardan fazlasıdır. Boğaziçi, bu üniversiteye değer katan hocalarıdır. Boğaziçi, yemekhanede zamlara karşı ses çıkaran öğrencilerdir. Boğaziçi, evinde yaptığı Vegan kekleri satıp parasıyla hayvanları veterinere götüren öğrencinin şefkatidir. Boğaziçi, Gökkuşağı Bayrağını onurla taşıyan eldir. Saray rejimi ve onun kampüsteki gölgesi olan kayyum heyeti şunu iyi bilsin: Sizin görev ömrünüz, bizim direncimizin azmiyle yarışamaz. Siz arkanızda hukuksuz kararnameler ve ihanet ettiğiniz bir akademi bırakarak gideceksiniz. Biz ise kalacağız. Hocamız Oya Başak’ın dediği gibi: Bu güzelim, nadide çiçeğini koparılıp atılmasına izin vermeyeceğiz. Derslerimizle, kulüplerimizle, sanatımızla ve arşivlerimizle, ama en önemlisi gün geçtikçe özümüze perçinlenen özgürlük sevdamızla, burada kalmaya devam edeceğiz. Özgür, özerk ve demokratik üniversitemizi geri alacağız. Kayyumlar gidecek, biz kalacağız”

BİLGE KAĞAN ŞARBAT'IN MEKTUBU OKUNDU

Kadıköy’de asgari ücreti protestosu sebebiyle gözaltına alınan ve hakim tarafından “deliller toplanmadı kaçma şüphesi var” diyerek tutuklanan CHP Kadıköy Gençlik Kolları yöneticisi Bilge Kaan Şarbat’ın yazdığı mektup okundu. Şarbat mektubunda şu satırlara yer verdi:

“Sevgili Boğaziçili dostlarım,

Direnişimizin 6. yılına girerken sizlerin haykırışını koğuşumun penceresinden dinleyecek ve eşlik edeceğim. Sizleri duyacağıma eminim çünkü okulumuza indirilmeye çalışılan her darbe, saplanılmaya çalışılan her hançer biz Boğaziçililerin demirden yüreklerine işleyemedi. Bu yüreği söküp atmak isteyenler onu kaldıramadılar ve hatta altında kaldılar. Öğretmenlerimize, kültürümüze, bizlere yani okulumuza doğrultulan her ok; büyük bir mücadelenin kalkanının kanatlarında bozguna uğradı. Hiçbir Boğaziçili direnişten geri dönmedi. İnanıyorum ki tüm dostlarımızla okulumuzun aydınlık yolunda, medeniyetinden meşaleleriyle yürüyeceğimiz yol tahmin ettiğimizden çok daha yakın, düşünebileceğimizden çok daha şanlıdır. Direnişimizi bugün bir yenilgi olarak görenlerin hayal kırıklıkları mezuniyet cübbelerimizde bir nişane olarak parlayacaktır. Gelecek baskının, irticanın, karanlığın değil; bizlerin inşasıyla çağlayacak aydınlıkların olacaktır. Herkese umut dolu yeni bir yıl diliyorum...

04.01.2026, Bilge Kağan Şarbat, Maltepe 2 No’lu L Tipi Cezaevi"

Eğitim Sen Yüksek Öğretim Sekreteri Özgür Evrim Gülez şunları söyledi:

ABB’ye yönelik konser soruşturmasının ilk davası: Sosyal ihtiyacı karşılıyoruz, bırakın kamu zararını
ABB’ye yönelik konser soruşturmasının ilk davası: Sosyal ihtiyacı karşılıyoruz, bırakın kamu zararını
İçeriği Görüntüle

"DİRENENLERE SELAM OLSUN”

“Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu adına buradaki tüm bileşenleri Boğaziçi direnişinin beşinci yılını bir kez daha selamlıyorum. Benden önceki konuşmacıların tamamı AKP'nin Yüksek Öğretim alanını nasıl bir memuriyet alanına çevirdiğini liyakatsiz kadrolaşmalarla nasıl siyasi saiklerle bu alanı yönettiğini çok güzel ifade ettiler. Ben de çok uzun bir konuşma yapmak istemiyorum. Burada yapılan direnişin başlangıcı yani beş yıl öncesine gittiğimizde, beş yıl öncesinin başlangıcı bir rektör ataması değildi buradaki mesele. Sarayın yaptığı atamaya karşı üniversite bileşenlerinin kendi seçtikleriyle yönetilme itirazıydı buradaki. Bugün beşinci yılında bu itirazı bir kez daha selamlıyoruz. Burada üniversitede akademisyeninden öğrencisine, yükseköğretim emekçilerinin tamamı bizlere bir şey söylüyorlar. Üniversiteler biat etmez akademi biat etmez. Üniversiteleri diz çöktüremezsiniz diyorlar. Bugün burada bu direnişin beşinci yılında bir kez daha bir aradayız. Buradan bir itiraz yükseltiyoruz. Özerk özgür bir üniversite mücadelesini sonuna kadar bütün üniversite bileşenleriyle sürdürmeye devam edeceğiz. Direnenlere selam olsun”

Kaynak: ANKA