İZBETON hakkında yürütülen soruşturma kapsamında tahliye edilen İzmir Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Tunç Soyer, bu kez “zimmet” suçlamasıyla suçlamasıyla ikinci kez cezaevine gönderildi. Yaklaşık 200 gündür tutuklu bulunan Soyer, sosyal medya hesabı üzerinden bir paylaşım yaptı. Açıklamasında tutukluluk sürecini ve yaşananları değerlendiren Soyer, kendisine yöneltilen suçlamaların delilsiz ve hukuksuz olduğunu savundu. 5 Ocak’ta verilen tahliye kararının yeni bir soruşturmayla boşa çıkarıldığını belirten Soyer, ikinci kez tutuklanmasının “keyfi bir iradenin sonucu” olduğunu ifade etti. Cezaevinde geçirdiği sürecin kendisine önemli dersler verdiğini belirten Soyer, “haksız kovuşturmaların insanı güçlendirdiğini, yalnızlığın insanı eksiltmediğini” öğrendiğini ifade etti.
"HAPİSTE 200 GÜNÜN ARDINDAN"
Soyer'in açıklamasının tamamı ise şu şekilde:
"Hapiste 200 günün ardından
Sevgili Dostlar,
Ünlü psikanalist Sigmund Freud hep kötümserlikle suçlanmıştı. Barbarlık ve ilkel yok etme güdüsünün; insan doğasının derinliklerinde bulunduğunu ve bu dürtülerin yok edilmesinin mümkün olmadığını düşünüyordu. Ancak ulusların toplum hayatında, gelecek yüzyıllarda; bu dürtülerin dizginlenmesi için yöntemler bulunacağını ümit ediyordu.
O zamanlar henüz yaklaşmadı mı acaba?
II. Dünya Savaşı felaketinin içinde son yıllarını yaşayan Freud’un tespitleri sayısız kanıtla doğrulandı. Ancak iki dünya savaşı sonrasında oluşturulmak istenen yeni Avrupa ve Yeni Dünya Düzeninde benzer felaketlerin tekrar etmemesi için yeni düzenekler, yeni kurumlar, mekanizmalar oluşturulmasına gayret edildi.
Umutlar yeşermişti..!
Ne yazık ki yaşadığımız çağ;
Avrupa Birliği’nin ilk yıllarındaki coşkusunu ve gücünü kaybettiği, üzerine inşa ettiği değerleri samimiyetle koruyamadığı, iki süper güç ABD ve Çin’in yeni bir dünya tanzim etmeye çalıştıkları bir zamana tekabül ediyor.
"YAŞADIĞIM KİŞİSEL HUKUKSUZLUKTAN ÇOK, ADALET DUYGUSUNUN VE KURUMLARIN İÇİNE DÜŞTÜĞÜ DURUMA ÜZÜLÜYORUM"
Maalesef çoktandır, öldüğünü, gömüldüğünü sandığımız şeyler, hiç değişmeden, aynı biçim ve görünümleriyle birdenbire yeniden karşımıza çıkmaya başladılar.
Bu çok korkunç..!
Binlerce çocuğun, Gazze’de tüm insanlığın gözleri önünde katledildiği, II. Dünya Savaşı yıllarında yaşanan soykırımın benzerinin aynı acımasızlık ve gaddarlıkla yaşandığı; Venezuela’da uluslararası hukukun pervasızca ayaklar altına alındığı; güçlünün, gücü yettiğinin elinden hakkını almasının, barbarlıkların kayıtsızca seyredildiği bir zamana tanıklık ediyoruz.
Biz de bu iklimden payımıza düşeni yaşıyoruz. Merhamet, vicdan, mazlumun hakkı, hakkaniyet, küçüklere sevgi, büyüklere saygı gibi sayısız erdemimizin yok olmaya başladığını, değerlerimizin çürümekte olduğunu görüyoruz.
Hz. Ömer’den beri kadim kültürümüzün en güçlü kurumlarından biri olan “adalet” de maalesef bu çürümeden nasibini almış görünüyor.
Kendimden biliyorum, tamamen suçsuz olarak yaşadığım 6 ay tutukluluğun ardından, artık çıkmama sayılı gün var derken, yeni bir soruşturmayla ikinci kez tutuklandım. 2025’in son günlerine yetiştirilen bu karar 5 Ocak’ta verilen tahliye kararını boşa çıkardı, dışarı çıkamadım. Hiçbir delil, hiçbir belge olmaksızın, tamamen keyfi, vicdansız ve hukuksuz bir irade hapiste tutulmama devam edilmesine karar verdi.
Yaşadığım kişisel hukuksuzluktan çok, adalet duygusunun ve kurumların içine düştüğü duruma üzülüyorum.
"AĞAÇLAR BALTAYLA KESİLSE BİLE, TOHUMLARI KURTARILABİLİR"
İçeride veya dışarıda, memleketimizde ya da genel olarak dünyada neden ve nasıl bu hale geldiğimize dair çok şey söylenebilir, çok şey tartışılabilir.
Sadece iki ihtimalden bahsedeceğim.
Belki; kişisel hak ve özgürlüklerimiz için verdiğimiz mücadeleyi ortak haklarımız ve hepimizin özgürlüğü için yeterince güçlü vermemiş olmamızdandır.
Belki de; adalet, barış ve demokrasi gibi değer ve kurumların kendilerini koruyacaklarına dair kanaatin rehavetine kapılarak, onları korumak için mücadele etmenin gereklerini yerine getirmemiş olmamızdandır.
Daha çok sebep sayılabilir ama bildiğimiz bir gerçekle bitireyim.
Ağaçlar baltayla kesilse bile, tohumları kurtarılabilir. O tohumlardan da yeni tomurcuklar açar, meyveler doğar. Hatta yere düşen tohum, toprak altında çürüdüğü için yeşerip filizlenir. Bizden önceki kuşakların başardıkları hiçbir güzellik tamamen yok edilmemiştir. Sadece ders çıkartıp daha iyisini, daha güzelini yapma gayretini sürdürmek, engellemek isteyenlerin karşısında dirençle mücadele etmeye devam etmek mecburiyetindeyiz.
"BİRLEŞMEYİ BECEREMEZSEK, İŞTE O ZAMAN HER KOYUN KENDİ BACAĞINDAN ASILACAK"
200 gündür hapiste; yaşanan darbelerin insanı kamçıladığını, haksız kovuşturmaların insanı güçlendirdiğini ve yalnızlığın insanı eksiltmediğini öğrendim.
Bu tecrübelerin ve çıkardığım nice derslerin ışığında bir dileğim var;
Hak, hukuk ve adaleti büyütmek için son kırıntılarına sımsıkı sarılmak, barış ve demokrasi mücadelesini büyütmek için olabilecek en güçlü, en geniş dayanışma ağını kurmalıyız.
Birleşmeyi beceremezsek, işte o zaman her koyun kendi bacağından asılacak.
O zaman özgür olmanın, kendini diğerleriyle birlikte gerçekleştirmek demek olduğunu çok geç anlamış olacağız.
Bu güzelim dünyada bu güzelim memlekette özgür, mutlu, el ele barış içinde yaşamak üzere.
Gelecek olsun.!
Sağlıcakla kalın.
İzmir 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu
Koğuş B/63
Buca – Kırklar
17.01.2026"




