Turizm sektöründe çalışanların hafta tatili hakkını fiilen ortadan kaldıran yasa değişikliği, Cumhurbaşkanı'nın onayıyla geçtiğimiz günlerde Resmi Gazete'de yayımlandı. Buna göre, konaklama tesislerinde çalışan turizm işçileri artık haftada 6 gün değil, 10 gün çalıştıktan sonra hafta tatili kullanabilecek. Düzenlemeye göre, turizm işletmesi belgesi olan tesislerde çalışan işçilerin hafta tatili, işçinin yazılı onayıyla 4 gün ertelenebilecek. Ancak bu sürede yapılan çalışmaların normal mesai sayılacağı ve fazla mesai ücreti ödenmeyeceği açıkça ifade ediliyor.
Farklı sektörlere sıçrayabilir!
DİSK Dev Turizm-İş Genel Sekreteri Gökhan Aslan, kararın sadece turizm sektörüyle sınırlı kalmayabileceğini ifade ederek, "Bu model tutarsa, inşaat, sağlık gibi başka sektörlerde de benzer uygulamaların önü açılmak istenebilir. O yüzden bu kararı sadece bir yönetmelik değişikliği olarak değil, işçi sınıfının kazanılmış haklarına yönelik bir tehdit olarak görüyoruz" dedi.
"İşçilerin en temel hakkına bir saldırı"
Turizm işçilerinin zaten zor koşullar altında çalıştığını hatırlatan Aslan, "Bu düzenlemeyi sadece teknik bir değişiklik değil, işçilerin en temel hakkına yapılan açık bir saldırı olarak görüyoruz. Anayasa'nın 50. maddesi, İş Kanunu'nun 46. maddesi ve Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, işçiye haftada en az bir gün kesintisiz dinlenme hakkı tanır. Bu hak patronların sezonluk kazanç planlarına göre ertelenemez, esnetilemez, yok sayılamaz. Oysa bu düzenleme, zorlu koşullarda çalışan turizm işçileri için durumu daha da kötüleştirecek bir uygulamadır" diye konuştu.
Turizmde sendikal örgütlenmeler zayıf
Turizm sektöründe sendikal örgütlenmenin de zayıf olduğunun altını çizen Aslan şunları söyledi: "Bu kararın arkasında hem sermayenin kâr hırsı hem de devletin bu kâra göz yuman tutumu var. Turizm sektörü uzun süredir, uzun çalışma saatleri, düşük ücretler, güvencesiz ve mevsimlik istihdam gibi ağır koşullarla ayakta duruyor. Aynı zamanda sendikal örgütlenmenin de en zayıf olduğu işkollarından biri. Patronlar açısından bu durum bir fırsat olarak görülüyor. Çünkü en savunmasız işçileri en fazla baskıyla çalıştırmak mümkün hale geliyor. İktidar ise bu sömürü düzenine "sektörel ihtiyaç" diyerek yasal zemin hazırlıyor. Ama gerçek şu: Bu düzenleme, işçilerin değil, patronların ihtiyacına göre hazırlanmıştır."
"Yasa meclisten geçerken neredeydiniz?"
Otel ve Turizm İşçileri Sendikası (OTİS) Genel Başkanı Nizamettin Tekin ise, sendika olarak yasanın geri çekilmesi için mücadele edeceklerini ifade ederek, "Bunun adı kölelik sistemi. Otel ve turizm işçileri olarak bu şekilde çalışmayı kabul etmiyoruz. Bundan sonra bu yasanın geri çekilmesi için neler yapabiliriz, bunun mücadelesini veriyoruz. Diğer sendika, sivil toplum örgütleri ve siyasi partilerle bir çalışma yürütüyoruz. Muhalefet partilerine de bir eleştirimiz var. Bu yasa meclisten geçerken siz neredeydiniz? Komisyonda oylamaya niçin katılmadınız? Bu konuyu tekrar gündeme taşımak için Ankara'ya gideceğiz. Maalesef turizm işçileri böyle bir şeyle karşı karşıya kaldı. Zaten turizm emekçilerinin özel sektörde güçlü bir örgütlenmesi yok. İktidar da buradaki açıktan yararlanıyor. Bu durum bir turizm patronu olan Mehmet Nuri Ersoy'un Kültür ve Turizm Bakanı olmasından kaynaklanıyor. Kendisinin de üyesi olduğu iş adamları dernekleri, bunu talep ediyor. Bu şekilde işçi haklarını yok sayan birçok yasa geçti. Turizm işçileri çok uzun saatler çalışıyor. 16 saate varan mesailerden söz ediyoruz. Bir de üstüne haftalık tatil hakları ellerinden alınıyor. Bunu kabul etmiyoruz" dedi.
"Mesai saatleri azaltılmalı, personel sayısı artmalı"
Yaklaşık 12 yıldır turizm sektöründe çalışan turizm emekçisi ise, çalışma saatlerinin insani bir düzeye çekilmesi gerektiğinin altını çizerek şunları söyledi: "Üniversitede Turizm bölümünden mezun oldum, devamında da turizm alanında şu anda yüksek lisansımı bitirmek üzereyim. Kariyerim boyunca 7 farklı otelde çalışma fırsatı buldum. Şu an ise, personeline çalışma şartları ve koşullarını en iyi şekilde sunmaya çalışan, çalışanlarına verdiği değerle sektörde fark yaratan bir tesiste görev yapmaktayım. Yine de tüm bu deneyimlerime ve gördüklerime dayanarak genel bir değerlendirme yapacak olursam eğer, turizm sektörü zaten oldukça yoğun ve tempolu bir çalışma hayatına sahip. Çalışanların 10 gün boyunca kesintisiz çalışması, hem fiziksel hem de psikolojik açıdan ciddi yıpranmalar yaratacaktır. Bu durum, yorgunluk ve motivasyon kaybına neden olurken iş kazalarının artmasına da yol açabilir. Uzun vadede ise kalifiye personelin sektörde kalma isteğini azaltır. Oysa ki misafir memnuniyetini en çok etkileyen unsur çalışan motivasyonudur; yorgun ve tükenmiş personelin performansı doğrudan hizmet kalitesine yansır. Bu durum ayrıca sektördeki iş gücü açığını kapatmak yerine derinleştirebilir ve nitelikli personel bulmayı zorlaştırabilir. Bence sektörün asıl ihtiyacı, personel sayısını artırmak ve çalışma saatlerini daha insani bir seviyeye çekmektir."