CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) Yürütme Kurulu toplantısına başkanlık etti. CHP Lideri Özel, toplantının ardından CAO binasında basın toplantısı düzenledi. Özel, şunları kaydetti:

“Eğitimde sorunları çözmeyenler son günlerde bir kreş meselesini dillerine dolamış durumdalar ve zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalışıyorlar. İstanbul Büyükşehir Belediyemizin (İBB) Eyüpsultan’daki çocuk etkinlik merkezinde oradaki eğitmenimizin tespit ettiği ve aileye bildirdiği bir konu var. Bu çocuk etkinlik merkezinde bir öğrenci üstü değiştirilirken göğsünde bir morluk, bir yara izine rastlıyor öğretmeni. Derhal anneyi arıyor ve diyor ki annesine, ‘Göğsünde bir morluk var. Siz bunu gördünüz mü?’ Annenin cevabı, ‘Çocuktur bunlar düşer, kalkar, morarır’ oluyor. Tutanak altına alıyorlar hem morluğu gördüklerini hem anneye bildirdiklerini ve annenin yanıtını. Daha sonra bundan baba haberdar oluyor, bir anda baba, spor eğitimi veren diğer eğitmeni suçluyor. İBB hemen bu konuda soruşturma başlatıyor ve görüntüler inceleniyor.

“ÇOCUK ETKİNLİK MERKEZLERİMİZİ GÖZDEN DÜŞÜRMEK İÇİN BİR FERYAT FİGAN GİDİYORSA BUNA TESLİM OLMAYIZ”

Bu konudaki bir kargaşaya son verelim: Kreşte tam 35 kamera var ve kreşte kör nokta yok. 35 kameranın görüntülerinin saklanma mecburiyeti kanunen 15 gün, İBB üç ay saklıyor. Gitsinler, 35 kamerayı incelesinler ve ‘Şurası kör noktadır’ desinler. Kurallar gereğince spor yaptıran öğretmenin öğrenciye temas etmesi yasak. Görüntülere göre de hiçbir temas yok. Ama buna rağmen İBB soruşturmayı derinleştirerek sürdürdü, sürdürmeye devam ediyor. Ama görüntülerde hiçbir olumsuzluk yok. Oysa AK Parti medyası hemen bunu haber yapıyor çocuğun üstün yararını falan da gözetmeden. Spor öğretmenini hedef gösteriyor. Savcılık alıyor, sorguluyor, savcı bırakıp gidiyor. Ama AK Parti medyası istiyor ya nöbetçi savcı tutuklama işlemi gerçekleştiriyor. Eğer milyonda bir kadar kusur varsa hiç kimsenin gözünün yaşına bakılmasın, bu konuda bu kadar netiz. Ama CHP’li belediyelerin, bakanların ‘kreş’ dediği, ‘gündüz bakımevi’ dediği çocuk etkinlik merkezlerimizi gözden düşürmek ya da onlara çökmek için bir feryat figan gidiyorsa biz buna teslim olmayız ve bu konudaki gerçekleri herkesle yüzleşmeye hazırız.

“EN ÖZENLİ DAVRANDIĞIMIZ BAKAN, EN ÖZENSİZ DİLLE ÇIKMIŞ ORTALIKTA KENDİNİ YAKIYOR, ‘KREŞTE İSTİSMAR’ DİYE”

Gerçekten üzülerek söylüyorum. Bu meseleden siyasi çıkar uman bir iktidarın bu ülkeye hayır getirmesi mümkün değildir. Ensar Vakfı’nda, iktidara yakın pek çok yapıda, örneğin Aladağ yangınında, Ensar'daki iğrenç istismarda, hatta en son Meclis’teki istismarda susup ‘Kurumun kabahati yok. Yapanın suçu. Bundan Meclis’e ne? Bundan Ensar’a ne? Bir vakfı bir kişinin istismarı yüzünden karalayamazsınız’ diyenler, MESEM’de iki yılda 17 çocuk ölürken susanlar, iki yaşında Sıla bebek istismarında ortada olmayanlar, Yenidoğan Çetesi’ne çıt çıkarmayanlar; bugün çıkmış, CHP’li belediyelerin kreşlerini topyekun kötüleyen bir dil kullanıyor. Bunu Aile Bakanı yapıyor. Özgür Özel’in ‘Kabinede bir tane kadın bakan var. Erkeklerle yapılacak muhalefet yeter. Kadın bakana, özenli davranın’ dediği... Bütçelerinde titizlendiğimiz, doğru bir dil tercih ettiğimiz, polemikten uzak durduğumuz çünkü ‘Yaptıkları görev ailedir, kadındır, çocuğun yüksek yararıdır’ dediğimiz, en özenli davrandığımız Bakan, en özensiz dille çıkmış ortalıkta kendini yakıyor, ‘Kreşte istismar’ diye.

“BUNA MI TALİPSİZSİNİZ”

Varsa bir istismar yapan, onun canına okuyalım. Bütün seninle ilgili vakıflarda, derneklerde denetimsizlikler, yalan yanlış işler. Hepsine sus. 780 kreşimiz var. Git bakalım, veli memnuniyetine bak. O kreşte suçladığın öğretmenlere bir bak. Bir tanesi şehit eşi. Bir tanesi hamile kadın. Bir tanesi birkaç ay sonra bebeği olacak bir anne. Bir tanesi bir başka programdan yerleştirilmiş bir öğretmen ve diyorlar ki -troller yazıyor- ‘Üç yaşında çocukla alay etmişler.’ Kamera kayıtları hepsini yalanladı. Biz yargıyı takip edeceğiz. Er ya da geç bu savcı gitmeyecek mi, 35 kamerayı almayacak mı, kör nokta var mı, yok mu diye bakmayacak mı, sorgulama olmayacak mı, o çocuğun doğru şartlarda, olması gerektiği gibi ifadesi alınmayacak mı, bir yanlış varsa o yara orada mı, başka yerde mi oldu, ne oluyor, bu ortaya çıkmayacak mı? Çıkınca Mahinur Hanım nasıl gözümüzün içine bakacaksınız? Biz bu meselelerde bu kadar hassasken, titizken sırf CHP'li belediyelerden memnuniyet yüksek, en birincisi Anne Kart, ikincisi kreşler. ‘Kreşleri itibarsızlaştıralım’ demişler. Bu iş için de bir kiralık katil tutmuşlar. Buna mı talipsiniz? Gerçekten hiç yakışmıyor. Bu konuda en hassas olması gereken Bakan’ın en yanlış dili kurduğunu hep birlikte üzülerek izliyoruz.

“YOKSUL AİLELERİN FAYDALANDIĞI İBB'DEKİ 127, TÜRKİYE'DEKİ 785 KREŞİMİZİ KARALAMAYA KİMSENİN GÜCÜ YETMEZ”

780 çocuk etkinlik merkezine, on binlerce çocuk, yarın sabah evlerinden çıkacak, gidecek. Siz ne yapıyorsunuz Sayın Bakan? Aklınızı başınıza toplayın. Bu sorumsuz dili, bu siyasi çıkar uğruna tetikçiliği bırakın. ‘Bakan Hanım, Bakanlar Kurulu’nda revize olursa yerini sağlam görmüyormuş.’ Hele hele buna tenezzül ediyorsanız gerçekten çok ayıp. Bugüne kadar bir Aile Bakanına bir kötü söz kurmamış, kurdurmamış bir genel başkan olarak söylüyorum. Gerçekten çok ayıp. Yoksul ailelerin faydalandığı İBB'deki 127, Türkiye'deki 785 kreşimizi karalamaya kimsenin gücü yetmez. Bir numaralı şahidimiz öğrenciler ve aileleridir. Bu kepazeliğe tenezzül edenleri milletin vicdanına havale ediyoruz.

İBB soruşturmasında adı geçmişti: Derya Çayırgan sessizliğini bozdu
İBB soruşturmasında adı geçmişti: Derya Çayırgan sessizliğini bozdu
İçeriği Görüntüle

“SİZDEN SADECE OY VERMENİZİ DEĞİL, SÖZ SAHİBİ OLMANIZI İSTİYORUZ”

Gençlerimizin geleceği bu ülkenin geleceğidir. Ama bugün Türkiye'de milyonlarca genç barınma derdiyle, geçim kaygısıyla, eşitsizlik ve güvensizlikle boğuşuyor. Eğitim artık gençler için bir fırsat değil, hayatta kalma mücadelesine dönüşmüş durumda. Biz bu düzeni değiştirmeye geliyoruz. Biz gençlerin barınma hakkını güvence altına alacağız. Dar gelirli gençler için kira destek fonu kuracağız. 25 yaş altı gençleri koruyan özel bir genç kiracı yasası çıkaracağız. Bölgesel ihtiyaçlara göre planlanmış insani koşullara sahip yurtlar yapacağız. Cumhuriyet yurtlarını bir yıl içinde bitireceğiz. Eğitim kredilerini ihtiyaca göre yükselteceğiz. Geri ödemesiz bursların kapsamını genişleteceğiz. Yerel seçim gecesi şöyle seslenmiştim: ‘Bavullarını toplayan gençler bir seçim daha beklemeye karar verdiler.’ İşte o seçim yaklaşıyor. Sakın umudunuzu kaybetmeyin. ‘Bu ülkeden bir şey olmaz’ diyenlere sakın kulak asmayın. Değişim istiyorsanız hep beraber mücadele edeceğiz. Sizden sadece oy vermenizi istemiyoruz, daha fazlasını istiyoruz. Söz sahibi olmanızı, yan yana gelmenizi, örgütlenmenizi, bu ülkenin yönetiminde yer almanızı istiyoruz. Biz gençlerin hayatta kalmak için değil, kendi ülkelerinde hayal kurmak için ve bu hayalleri gerçekleştirmek için yaşadığı bir Türkiye'yi inşa etmek istiyoruz. Vizesiz Avrupa'yı, yasaksız Türkiye'yi gençlerimizin omuzlarında yükselteceğiz.

“CUMHURİYET TARİHİNDEKİ İLK KEZ ‘ŞÜPHELİ KADIN ÖLÜMLERİ’ RESMİ KADIN CİNAYETLERİNİN ÖNÜNE GEÇMİŞ DURUMDA”

Toplantımızda geçtiğimiz günlerde bir kadın hakimi de hedef alan, kadına şiddet konusunu kapsamlı olarak ele aldık. Bilinmelidir ki kadınların yaşadığı hiçbir sorun tesadüf değil. Yaşananlar baştan sona yanlış kurulmuş bir sistemin sonuçlarıdır. O yüzden çözüm geçici desteklerle değil, köklü ve bütünlüklü bir değişimle mümkündür. Bu bir niyet meselesidir. Biz kadınların hayatını genişleten bir ülke olma niyetindeyiz. Güvende hissetmek en temel vatandaşlık hakkımızdır. Bu bir lüks ya da lütuf değildir. Ama kadınlar ekonomik ve sosyal hayatta maalesef kendilerini güvende hissetmiyorlar. 2025 yılında bu ülkede 294 kadın öldürüldü, 297 kadın ise ‘şüpheli ölüm’ başlığı altında kayda geçti. Cumhuriyet tarihindeki ilk kez ‘şüpheli kadın ölümleri’ resmi kadın cinayetlerinin önüne geçmiş durumda. ‘Şüpheli kadın ölümü’ diye hukuki bir kategori yoktur. Bu siyasetin ve kurumların ürettiği karanlık, şüpheli bir alandır. ‘Şüpheli kadın ölümü’ dediğiniz şey aydınlatılmayan dosyalardır.

“TAYYİP BEY O ZORLA TAKTIRDIKLARI NAZAR BONCUĞUNU BİLE HAK ETMEDİĞİNİ GÖSTERDİ”

AK Parti iktidarında kadına yönelik şiddetle mücadelede, uluslararası bir kazanım olan İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede çıkıldı. 6284 sayılı yasa, kağıt üzerinde bırakıldı. İnfaz düzenlemeleriyle şiddet faillerine yeni kapılar açıldı. Hak arayan kadınlara bambaşka muamele reva görüldü. Ben siyasi hayatım boyunca hep şunu söyledim: Bir nazar boncuğum olsa ve deseler ki ‘Bunu mecbur AK Parti’ye takacaksın. Ne için takarsın?’ ‘İstanbul Sözleşmesi için takarım’ demişimdir. Sağ olsun, Tayyip Bey o zorla taktırdıkları nazar boncuğunu bile hak etmediğini gösterdi. 1 Temmuz 2021 günü Meclis’in tüm parti gruplarının işbirliğiyle, milletvekillerinin oybirliğiyle kabul ettiği İstanbul Sözleşmesi’nden yetkisiz bir şekilde çıktı.

“İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDEN ÇIKMAK, DEVLETİ KADININ ARKASINDAN ÇEKMEK DEMEKTİR”

İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmak, devleti kadının arkasından çekmek demektir. İstediği kadar 6284 yürürlükte olsun. Şunu diyor: ‘Kadına karşı şiddetin önlenmesiyle ilgili İstanbul Sözleşmesi’nden Tayyip Bey Türkiye’yi çıkardı.’ Bu şiddeti uygulayacak bu kötü niyeti olanın da zihninin arkasında var. Onu gelip gözaltına alacak olanın, götürecek olanın, yargılayacak olanın, savcısının, hakiminin de zihninin arkasında var. Diyor ki ‘Beni buraya getiren irade İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmış.’ O yüzden İstanbul Sözleşmesi’nin ilk imzalandığı yıl, kadına karşı cinayetlerin en ciddi şekilde düştüğü yıldır. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldıktan sonra ortaya çıkan tablo hepimizin izlediği, üzüldüğü, kahrolduğu şekildedir. 8 Mart‘ta yürüyen kadınları dahi engelleyecek bir zihniyetle karşı karşıyayız. 25 Kasım’da sesini yükseltenler gözaltına alındı. Yani AK Parti iktidarı kadını korumakta zayıf, kadının sesini bastırmakta ise son derece güçlü ve kararlı.

“CHP İKTİDARINDA KADINLARIN YAŞAM HAKKI TARTIŞMA KONUSU OLMAYACAK”

CHP iktidarında ilk iş, Türkiye’yi İstanbul Sözleşmesi’ne yeniden taraf yapmaktır. Kadına şiddette tavizsiz bir hukuk hattı kuracağız. Koruma kararları kağıt üzerinde kalmayacak. Uyulmayan ve uygulanmayan bir yasa yerine, hepimizin birden sahipleneceği ve güçlendireceği bir anlayışı etkin kılmak durumundayız. Bunlara uymayan kamu görevlileri için etkin yaptırımlar getirilecek. Risk altındaki kadınlar için erken uyarı ve önleyici koruma tedbirleri, mekanizmaları kuracağız. Her ilde, her bölgede kadın sığınma evleri, danışma merkezleri, şiddet-kriz merkezlerini yaygınlaştıracağız. 7 gün 24 saat ulaşılabilen etkin bir şiddetle mücadele hattı oluşturacağız. Şiddete tanık olan çocuklar için kapsamlı psikososyal destek programlarını hayata geçireceğiz. Erken yaşta ve zorla evliliklerin karşısında duracağız. Kadın yoksulluğunda karşı sosyal politikaları hayata geçireceğiz. Çalışma hayatında şiddete karşı ILO 190’ı yürürlüğe koyacağız. ILO 190 işyerinde şiddetle tacizin önlenmesi için bir uluslararası anlaşmadır. 21 Haziran 2019 yılında Cenevre’de kabul edilmiştir. Uluslararası Çalışma Örgütü Türkiye dahil tüm üye ülkelere onu tavsiye etmektedir. Maalesef bu anlaşma henüz Meclisimizde görüşülmemiştir. Türkiye’deki ilerici birtakım sendikalar toplu iş sözleşmelerinde bunu konu etmekte, toplu iş sözleşmelerinin maddeleri arasında ya da temel hükümler arasında yer vermektedir. Ancak ILO 190’ın TBMM’de görüşülmesi ve yürürlüğe konulması gerekmektedir. Bunu CHP olarak biz yapacağız. Şiddetle mücadeleyi yalnızca ceza hukukuna sıkıştırmayacağız. Eğitimden medyaya, siyasetin dilinden kamu politikalarına kadar cinsiyet eşitliğini esas alan bir dönüşümü hayata geçireceğiz. CHP iktidarında kadınların yaşam hakkı tartışma konusu olmayacak. Bu ülkede kadınlar korkuyla değil, güvenle yaşayacaklar.

"TARİHTE İLK KEZ YÜZDE 60’I AŞAN ERKEN SEÇİM TALEBİ İÇİN GAYRET GÖSTERMEYE DEVAM EDİYORUZ”

Bu ülkenin tüm sorunlarını çözmek mümkündür. Eksik olan, milletten taraf olan bir iktidardır. CHP liyakatli kadrolarıyla, projeleriyle, politikalarıyla tüm sorunları çözme iradesine sahiptir. Biz girdiği ilk seçimleri kazanan kadrolarız. Cumhurbaşkanı adayımız dört seçimde bu iktidarı yenmiş olan Ekrem İmamoğlu’dur. Biz de ilk seçimimizde Türkiye’nin birinci partisi olduk. Bundan sonra da kimse bizi yenilgiyle tanıştıramayacak. Şimdi birileri seçimden korkup kaçabilir ama biz tarihte ilk kez yüzde 60’ı aşan erken seçim talebi için gayret göstermeye devam ediyoruz. Bizim safımız milletle birdir. Millet de bizimle beraberdir. İlk girdiğimiz seçimlerde başardık, ilk gireceğimiz genel seçimlerde de başaracağız. Ekrem İmamoğlu bugün hapiste olabilir ama mutlaka çıkacak. O seçime girecek ve bu milletin cumhurbaşkanı olacak. Rakibinden korkan, seçimden kaçan, meşruiyeti bu topraklarda, bu seçmenlerde değil başka yerlerde arayanların devri bitecek, milletin devri başlayacaktır."

Kaynak: ANKA