Aralarında tutuklanarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu'nun da bulunduğu, 53'ü tutuklu 414 sanığın yargılandığı İBB davasının ikinci duruşmasına katılan Yeni Parti lideri Özgür Özel, Silivri'de basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor.

Özel'in açıklamalarından satır başları şöyle:

Kırmızı bültenle aranıyordu: Kırşehir’de yakalandı
Kırmızı bültenle aranıyordu: Kırşehir’de yakalandı
İçeriği Görüntüle

"Hakkında 150'ye yakın örgüt lideri olmakla ilgili suçlama var. Her iddiadan Ekrem İmamoğlu'nu mesul tutuyorlar. Bu konular görüşülürken İmamoğlu itiraz ettiğinde savunma zamanınızda geldiğinde sınırsız savunma hakkınız var demişti. Sonra tutturdu, 9 Temmuz günü bu davayı bitireceğim, 8 Temmuz'da sözü al, beş-altı saatte ne yapacaksınız yapın dedi. Yahu beş-altı saatte ben ve avukatlarım nasıl böyle bir şey yapabilir deyince dedi ki 'O zaman savunma hakkında feragat ediyorsun.' Savunma hakkını kullanmak istiyorsun deyince de 'Yok ediyorsun, tutanağı öyle tuttuk...' Paldır küldür çekti gitti.

Bugünü işaret ettiler. Bugün Sayın İmamoğlu'nun avukatları yapılan yanlışı ve işin doğrusunu hukuki bir dille anlattı. O gün 'Bir daha savunma hakkı vermem' diye çok iddialıydı. Biz de söyledik, doğrudan bozma sebebi. Bu mahkemeyi bozdurmaya mı çalışıyor? Demek ki iddiaları dile getirip İmamoğlu ve arkadaşlarımızın yüzüne, cevapları almaya cesaretleri yok.

Geçen zamandan sonra bugün de gördüğünüz gibi oyalıya oyalıya en son şimdi kararını verdi. Diyor ki 'Savunma hakkını kullandıracağım ama belirsiz bir gün, benim bildiğim bir gün...' Sonra avukatlara diyor ki 'Önceden söyleyeceğim'. Bir de söylemeseydin. Savunma yapacağı günü bilmeyecek. Bir ara diyor uygun yerde, makul zamanda... Yani yerine, zamanına, süresine hâkim karar verecek. Oysa ki asla kısıtlanamaz savunma hakkı. 'Bu haktan yararlandıracağım' deyip bahşetti beyzade. Gerçekten burada artık göstermelik bir yargılama bile yapılmıyor."

"BU REZALETİN DANİSKASIDIR, DİK ALASIDIR"

"Geçen sefer savunma hakkını kısıtladığı zaman Ankara'da NATO toplantısı vardı. 'Tüm televizyonlar NATO'ya kilitlenmişken burada tüm iftiralara o kadar sürede cevap ver.' Tabii sürdüremez o tutumunu, savunma hakkını verecek ama uygun gördüğüm gün ve saatte, benim uygun gördüğüm kadar diyor. Bu rezaletin daniskasıdır, dik alasıdır.

Ayrıca şuna da değinmem lazım, bu meşhur yeni duruşma salonunda ilk gün bugün. Seyircilerden dürbün getirenler var çünkü mahkeme salonunda seyirciler ile sanıklar arasında neredeyse iki futbol sahasına yakın mesafe var. Avukatlar diyor ki 'Müvekkilimle göz temasım yok. Benimle yok, sizin sanıkla göz temasınız yok.' Savcı mahkeme salonuna doğru bakıyor. Oysa hâkime yüzü dönük ve ne söyleyecekse hâkime söyleyecek. Onun sözünü hâkim uygun görüyorsa yerine getirecek.

Avukatlar marangozluk hatalarından mı bahsetmediler... Yargılamanın güya yüz yüze yapılıyormuş gibi olduğu ama İmamoğlu veya herhangi bir arkadaşımız cezaevinde kamera karşısında olsa, ailesi evden televizyonda izlese, avukatı bürodan katılsa, hâkim bey çok isteyip de koşa koşa gittiği tatilinden dönmemiş olsa bir yargılama yine buradaki kadar yapılır. Bir mekanda olunmuş değil burada. Mekânı büyütmek, araları açmak, bariyer koymak suretiyle bu devasa mekanda bir mekânsızlık yaratılmış."

"KORKTUKLARI TEK ŞEY VAR; ETKİLİ SAVUNMALAR YAPILIYOR"

"Korktukları tek şey var; etkili savunmalar yapılıyor ve en etkilisi İmamoğlu tarafından yapılacak. Bu savunmanın etkisinden, gerçekleri ortaya koymasından, iftiraları çürütmesinden, yalancılarla yüzleşmesinden korkuyorlar.

Biz dedikleri yere oturduk, bir daha kaldırdılar bir daha yerimizi değiştirdik, bir daha kaldırdılar bir daha yerimizi değiştirdik... Gittik geldik oturduğumuz yere bariyer çekip daha başka bir yere koymuşlar bizi. Bekliyor ki biz sinirlerimize hakim olamayıp burada bağırıp çağıracağız, ona hak ettiği gibi davranacağız... Bu kadar kini nerede biriktirdiyse... Tanımayız bilmeyiz. Bize bu kadar düşman nereden olduysa; bana, Dilek Hanım'a kini neredense... İstanbul Büyükşehir Başkanvekili ile ne derdi, tasası varsa... Mesele İmamoğlu'nun ilk ifadesinin alındığı gün şu anda Ankara'da Adalet Bakanlığı'nda görevlendirilmiş o zamanki bir başsavcıvekilinin 'Ekrem Bey bu işler böyle. Gün gelir siz iktidar olursunuz, biz oraya geçeriz, bu işler böyle' dedi. Yani adaleti aramak yok da biz ve onlar var. Nerede, ne zaman bu kini biriktirdiler? Biz onlara ne yapmışız? Bizim yaptığımız bir tek şey var. Demokrasilerde olduğu gibi üstüne o cübbe giydirmiş, tokmak vermiş, altına araba çekmişse bize de muhalefet etme, milleti ikna edersek gün gelince iktidar olma hakkı vermiş. Aynı yerden gücü alıyoruz."

Son seçimlerde Tayyip Erdoğan'ı yendik diye kendilerini milletin, devletin cumhuriyetin savcısı değil de hükümetin savcısı, hakimi görenler... O zaman da öyleydi, şimdi de öyle. Bakanlık ile başsavcılık görevini birbirinden ayrı görmeyenlerin biriktirdiği ve bunlara öğrettiği kinle...

"BAŞKAN KİM? BAŞKAN CÜRMÜ KADAR YER YAKAR"

Bir buçuk yıldır eşinden ayrı bir hanımefendiyi dört kere yer değiştir. En son aradan sonra geldiğimizde bu kadar bariyer çekmiş. Ne oluyor dedik, 'Başkan öyle talimat verdi' diyor. Başkan kim? Başkan cürmü kadar yer yakar. Başkan bunu izleyen aileye, siyasetçiye, avukata, gazeteciye zulmetmek için mi var, adalet dağıtmak için mi var? Kendisine tarih önünde teessüf ediyorum. Ergenekon davasında bir kere daha kullanmıştım bu cümleyi. Karardan önce bizi jandarmayla dışarı atmaya kalktığında demiştim, kendisine odasına gidip 'Sen geldiğinde locan hazır. Bizim sana yapmadığımız muameleyi, bu kadar kini nerede biriktirdin? Bugünkü aynı o günkü Zekeriya Öz'ün hık demiş burnundan düşmüş. Hepimizin haysiyetini ve hukukunu milletimize emanet ediyorum, başka kimseye değil. Çünkü tuz koktuktan sonra şimdi ben buradaki hakimi HSK'ya mı şikayet edeyim? Başında Akın Gürlek var. Bu zulmü başlatan, kurgulayan, sürdüren kişi.

Kaynak: HABER MERKEZİ