Muğla’nın Datça ilçesinde kamuoyunda “eski hastane” olarak bilinen ve halen toplum sağlığı merkezi olarak kullanılan arazinin özelleştirme kapsamına alınmasına karşı tepkiler sürüyor.
MUÇEP tarafından yapılan açıklamada, alanın kamusal kullanımda kalması gerektiğini vurgulandı.
Öte yandan MUÇEP kuruluşunun 10. Yıldönümü dolayısıyla basın açıklaması düzneledi.
Açıklamada öncelikle tutuklu bulunan Akbelen Direnişçisi Esra Işık’ın serbest bırakılması gerektiği ifade edildi. “Çiftini, çubuğunu, toprağını savunmak suç değildir! anayasal bir haktır. Esra Işık derhal serbest bırakılmalı, bunların müsebbibi termik santraller, mahkeme kararları uygulanarak acilen kapatılmalıdır. Akbelen çevresindeki köyler ve tüm Muğla’da alel acele çoğaltılan maden ruhsatları da derhal iptal edilmelidir” ifadeleri yer alan açıklamanın devamı şöyle:
“Bugün burada önünde toplandığımız, (Datça) Yat Limanı İnşaatı, tamamı Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak ilan edilmiş Datça’ya, Datça’nın korunması gereken doğal varlıklarına indirilmiş en ağır darbelerden biridir. Senelerdir bu yat limanının Datça’nın korunması gereken denizine, oksijen kaynağı deniz çayırlarına, türü azalmış deniz canlılarına, azalan içme suyuna, göletine, ormanına, plajına, adasına, kültürüne, tarihine, halka açık olması gereken kıyısına, verimli toprağına, istihdam olanağı yaratacağı söylenen yerelde yaşayan insanına vereceği zararları anlattık durduk.
Bu yat limanının vereceği zararlar, uydurulmuş bir masal değil. Yerel Mahkemelerde açtığımız davalarda, çeşitli üniversitelerden uzman bilirkişiler, bu Yat Limanının hem yapım ve hem de işletme sürecinde Datça’ya vereceği zararları raporlaştırdı. Ama adalet, maalesef tecelli etmedi. Üst mahkeme, bilirkişi raporlarına itibar etmedi ve yerel mahkemenin verdiği koruma kararını bozdu. Bu kararla Datça’nın doğal yaşam alanlarını mahvedecek kalkınmacı bir bakışla doğayı sermayelerine katarak zenginleşmeyi kafalarına koymuş parababalarının saldırılarına hukuksal olarak karşı koymanın yolları kapatılmış oldu. Mahkeme, bu koyları, kıyıları, davacı olarak denizi korumak isteyen yaşam savunucularını, bilirkişi raporlarına ve yerel mahkemenin kararlarına rağmen “haksız” buldu.
Çevre davalarında üst mahkemelerin yerelde kazanılan çevre davalarındaki bozma kararları, son zamanlarda pek fazla üst üste geliyor. Sadece Datça’da Yat Limanında değil, Muğla’da korunması gereken Bodrum-Milas Tuzla Sulak Alanında Ağaoğlu’nun ya da yine korunması gereken Marmaris’te Kızılbük Koyunda Sinpaş’ın yaptığı müdahaleler… ya da Muğla’da, Denizli’de, Aydın’da, İzmir’de korunması gereken orman alanlarına yapılan müdahaleler ya da son dönemlerde hızla artan maden ruhsat alanlarına karşı açılan davaların kazanılmış olmasına rağmen üst mahkemelerden sürekli olarak dönmesi… Doğal yaşam varlıklarının korunmasına yönelik çevre mücadelesinin sağlıklı işlemeyen adli kanallarda açılan davalarla kazanılamayacağına dair kaygılarımızı çoğaltıyor.
Çevre (ekoloji) mücadelesinin tıpkı emek, özgürlük, kadın ve diğer hak mücadeleleri gibi toplumsal, siyasal ve iktisadi alanda, tüm demokrasi güçleri birlikte iç içe, yan yana ve sokakta, alanlarda da yürütülmesi gerekiyor.”





