İzmir’in Karaburun ilçesine bağlı Mordoğan Mahallesi’nde, Samsun merkezli Yeşilyurt Demir Çelik Endüstri ve Liman İşletmeleri A.Ş. tarafından yapılması planlanan 240 odalı turizm tesisi ve tatil köyü projesi için ÇED süreci başlatıldı.
TMMOB Şehir Plancıları Odası ve Mimarlar Odası İzmir Şubesi, yayımladıkları ortak açıklamada Karaburun Mordoğan’da yapılması planlanan 240 odalı turizm tesisi projesine tepki gösterdi.
Projeye ilişkin imar planlarının iptali istemiyle açtıkları davanın sürdüğünü belirtilen açıklamada ÇED başvurusunun hassas bir ekolojik bölgeyi tehdit ettiği vurgulandı. Projenin kıyı ve dere ekosistemlerinde tahribata yol açabileceğine dikkat çekildi.
Planların kamu yararını ve yerel katılımı göz ardı ettiğini belirten açıklamada düzenlemelerin “koruma adı altında işlenen bir kent suçu” olduğunu savunuldu.
“TARIM ALANI TURİZM ALANINA DÖNÜŞTÜRÜLDÜ”
Açıklamanın tam metni şöyle:
“TMMOB Şehir Plancıları Odası ve TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubeleri olarak, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından bilimsellikten uzak, parçacıl ve rant odaklı bir anlayışla onaylanan; “İzmir ili, Karaburun ilçesi, Mordoğan Mahallesi 510 ada 6, 7, 8 parseller ile 512 ada 1 parsele ilişkin 1/25000 ölçekli Nazım İmar Planı Değişikliği, 1/5000 ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı”nın yürütmesinin durdurulması ve takiben iptaline karar verilmesi talebi ile 22.06.2026 tarihinde açtığımız dava devam etmektedir.
Kamu yararını ve yerel katılımı tamamen dışlayan söz konusu planların, "koruma" adı altında işlenen bir kent suçu olduğunu 26.06.2026 tarihli açıklamamızda kamuoyuna duyurmuştuk.
Geldiğimiz aşamada 12.10.2026 tarihinde Yeşilyurt Demir Çelik Endüstri ve Liman İşletmeleri A.Ş. tarafından 240 odalı “Turizm Konaklama Tesisi ve Tatil Köyü”ne ilişkin ÇED başvurusunun yapıldığı görülmektedir. Proje alanı, Proje Tanıtım Dosyasında da belirtildiği üzere “Karaburun-Ildır Körfezi Özel Çevre Koruma Bölgesi” sınırları içerisindededir. Böylesine “korunma”sı gereken hassas bir alanda, bölgenin turizm potansiyelini önceliklendiren planlama anlayışı ile plan kararları üretilmesi şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırıdır.
“EKOLOJİK YIKIM GERİ DÖNÜLEMEZ NOKTAYA ULAŞMADAN DURDURULSUN”
Türkiye’de koruma ve planlama mevzuatı, kurumların mevzuatın arkasından dolanması ile delinmektedir. Öyle ki söz konusu proje alanına ilişkin;
Bakanlığın 09.09.2024 tarih ve 10386047 sayılı Olur'u ile onaylanan "İzmir ili Karaburun İlçesi Mordoğan Mahallesi 510 Ada 6- 7-8 Parseller ve 512 Ada 1 Parsel Doğal Sit Alanı Biyolojik Çeşitlilik Araştırma Raporu" doğrultusunda “Hassas B Zonu” kararı, “Tampon Zon” olarak değiştirilmiş, yapılaşmanın önü açılmış,
Bakanlığın 23.02.2026 tarih ve 14983386 sayılı Olur’u ile 1 Numaralı Cumhurbaşkanı Kararnamesinin 109. maddesi uyarınca onaylanan “koruma” amaçlı imar planları ile mevcut plan kararlarında “Tarım Alanı” kullanım kararında kalan planlama alanı “Turizm Alanı” kullanım kararına dönüştürülmüş,
Dava sürerken 07.07.2026 tarihinde askıya çıkarılan parselasyon planı tapuya işlenmiş, dava konusu planlardan önce “Tarım Alanı” kullanım kararında kalan parseller tapuda “arsa” niteliği kazanmış; yeni oluşan 948 ada 1 parselin yüzölçümü (146.760 m²), planda öngörülen tatil köyü alanıyla birebir örtüşecek şekilde belirlenmiştir. ÇED başvurusu da bu yeni parseller (510 ada 32, 33, 35, 36; 947 ada 1; 948 ada 1) üzerinden yapılmıştır.
Bu senaryoda Bakanlığın ÇED başvuru süreçlerini bir prosedür olarak yerine getirdiğini biliyoruz. Oysa ekolojik açıdan bu denli hassas bir alanda Proje Tanıtım Dosyası ile yetinilmemeli, kapsamlı bir ÇED süreci işletilmelidir. Meslek odaları olarak kentlerimizin, doğal alanlarımızın korunması ve bilimsel kararlar ışığında yürütülmesi için mücadelemizi sürdürüyoruz. Ancak geldiğimiz aşamada yürütülen mücadelenin eşiği alınan planlama kararlarının ötesindedir.
Doğayı sömürülmesi gereken bir meta olarak gören bu aklı gayet iyi tanıyoruz.
“Karaburun-Ildır Körfezi Özel Çevre Koruma Bölgesi”nde ekolojik yıkım geri dönülemez bir noktaya ulaşmadan, bu yıkımın acilen durdurulması konusunda yetkili kurum/kuruluşları sorumlu davranmaya, “koruma” adı altında yürütülen talan projelerinden vazgeçmeye çağırıyoruz. Aksi takdirde, 240 odalı bir tesisin su ihtiyacıyla derinleşecek kuraklık, artacak trafik yükü, atık sulardan kaynaklanacak koku sorunları, tarım alanı ve zeytinlik kaybı ile kıyı ve dere ekosistemlerinde yaşanacak tahribat “doğal afet” ile açıklanamayacaktır. Bu sorunların sorumluluğu, kararların altında imzası bulunanlara ait olacaktır!
Geleceğe bırakacağımız en değerli miras, yaşanabilir bir kent ve korunmuş bir doğadır. İzmir’i bilim, teknik ve kamu yararı doğrultusunda savunmak yalnızca meslek odalarının değil, geleceğe karşı sorumluluk duyan her yurttaşın görevidir. Tüm İzmirlileri kent mücadelesinde sesimize ses olmaya, sözümüzü birlikte çoğaltmaya çağırıyoruz.
İzmir’in geleceğinin, bütüncül planlama ilkeleri yerine sermaye gruplarının noktasal yatırım taleplerine göre şekillendirilmesine izin vermeyeceğimizi, hukuki sürecin sonuna kadar takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz!”





