Tarihler 15 Mayıs 1919’u gösteriyordu, gün yeni yeni ağarmaya başlamıştı, Yunan nakliye gemileri, İzmir Limanı’nda demirlemişti…

Pasaport civarındaki Palikaryalar, sahile dizilmiş “Zito!” sesleri ayyuka çıkıyordu…

Türk düşmanı Metropolit Hrisostomos’un adamlarından Kör Yani, Efzun Alayı’nın önüne Türk Bayrağını attı. Yere atılan Türk Bayrağını çiğneyen haysiyetsiz ve şerefsizler Rıhtım boyunda ilerlemeye devam etti.

Yağma edilecek evler, öldürülecek Türkler, yıkılıp yakılacak yerler, önceden belirlenmişti.

Plana göre bir Rum askeri tabanca ile havaya ateş edecek, ondan sonra, Türklerin mukavemeti bahane edilerek facialar başlayacaktı.

DERGİNİN TAMAMINA ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Nitekim plan aynen tatbik edildi...

Patlayan bir silah sesi üzerine, Palikaryalar tabanca, mavzer, süngü, kama ve el bombalarıyla Türklere, evlerine hücum ettiler. Feryatlar ayyuka çıkıyordu. Sel gibi Türk kanı akıyordu.

Müfreze Komutanı, ağzından köpükler saçarak, teslim olun, eller yukarı, “Zito Venizelos!” diye bağırın diyerek emirler yağdırıyordu...

Kumandan Ali Nadir Paşa bu emri yerine getirdi. Kumandana, diğer Türk zabitlerinin de takip edeceği sanılıyordu. Ali Nadir Paşa’nın hemen arkasında bulunan genç bir Miralay, bu aşağılanmaya yüreği kanayarak izliyordu. Müfreze Kumandanı, kendisine başını eğmeden bakan bu heybetli Türk zabitinin gözlerine bakarak hiddetle bağırdı:

Çıkar kalpağını!

Miralay Süleyman Fethi Bey, bu tehdide şimşek gibi çakan gözleriyle cevap verdi…

“Benim ordumun ve milletimin şerefini temsil eden o kalpak ancak başım boynumdan ayrıldıktan sonra çıkar!”

Müfreze kumandanı, deli gibi ağzı köpükler saçarak şu emri verdi…

Öldürün bunu…

Palikaryaların süngüsü Süleyman Fethi Bey’in imam tahtasına girip çıkıyordu…

Aldığı derin süngü yaralarına rağmen ilk anda ölmeyen Süleyman Fethi Bey hemen o civardaki bir Rum Hastanesi’ne kaldırıldı, durumu ağırdı, yaraları sarılarak koğuşa yatırıldı…

Bunu haber alan Karşıyaka yalısındaki Köşkte yaşamlarını sürdüren İplikçizade ailesinin büyük oğlu Süreyya İplikçi, hemen hastaneye koştu… Süleyman Fethi Bey onu görünce gözyaşları içinde ağır bir sesle başının üstünde asılı duran haçı ve Yunan sancağını göstererek, “Ben bunların arasında mı öleceğim?” dedi...

Süreyya İplikçi hemen hastanenin başhekimine koştu durumu anlattı, başhekimin izni ile gidip bir “Türk Sancağı” getirdi…

Yunan sancağının yerine, Türk Sancağını koyup haçı indirdi… Süleyman Fethi Bey bunu görünce gözünden süzülen iki damla yaş ile gülümseyerek, “Allah’ım sana çok şükür!” sözleriyle son nefesini verdi.

15 Mayıs 1919 Perşembe günü sabaha karşı, İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan savaş gemilerinin İzmir’e döndürdükleri topların koruyuculuğundaki Yunan Kolordusuna bağlı Larissa Tümeni kısaca güzel İzmir’i böyle işgal etti…

İzmir’in işgaliyle bütün Anadolu’da karamsarlık hakim olmuştu, emperyalistler güzel İzmir’i işgal etmişti, ama vatanseverler bu şerefsiz işgale kayıtsız kalamazdı, Konak Meydanında Hasan Tahsin’in tabancasından çıkan kurşunla yere serilen “Teğmen Yani” kanlar içinde kaldı, Yunanlara ilk kuşunu sıkan Osman Nevres nam-ı diğer Hasan Tahsin, düşmanın makineli tüfeğinin hedefi olarak son nefesini verdi…

Yunana ilk kurşun sıkılmış, ulusal direnişin ilk kıvılcımı çakılmıştı, genç yaşta ayağına giydiği postalı hiç çıkarmayan, şayak kalpaklı adam Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919’da Bandırma Vapuruyla Samsun’a çıktı ve Milli Mücadele’yi başlattı…

Milli Mücadele’nin Karşıyakalıları

Karşıyaka Spor Kulübü’nün kuruluşunu gerçekleştiren kahramanlar ve Karşıyakalılığı onur madalyası gibi yüreklerinin üzerinde taşıyan nice yiğit, canlarını bu ülke uğruna feda etme pahasına gözünü kırpmadan Mustafa Kemal Paşa’nın saflarında yerini aldı…

Kadızade Zühtü Işıl

İşte o kahramanların önderlerinden Kadızade Zühtü Bey; 1 Kasım 1912’de bir avuç vatansever arkadaşı ile birlikte “direnişin, başkaldırının ve özgürlüğün” simgesi olarak Karşıyaka Spor Kulübü’nün kuruluşunu gerçekleştirdi ve kurucu başkanı oldu…

Lise son sınıf öğrencisiyken eğitimini yarıda bırakıp henüz 17 yaşında 1914 yılında askere alındı…

1916’da asteğmen rütbesiyle Rus orduları ile çarpışmak için Galiçya Cephesi’ne gönderildi. Galiçya Cephesi’ndeki bütün çarpışmalarda bulundu. 12 Haziran 1917’de Galiçya Cephesi’nden vatanına geri döndü ve tamamen başka bir coğrafya olan Filistin’e, Filistin Cephesi’ndeki Nablus cehennemine gönderildi.

Tarih bu kez 19 Eylül 1918’i gösteriyordu, Mustafa Kemal Paşa’nın da önemli görevler üstlendiği, Birinci Dünya Savaşı’nın en çok kan dökülen cephelerinden olan Filistin Cephesi’nin Nablus şehrinde İngilizler Osmanlı ordusuna karşı bütün kuvvetleriyle saldırıya geçti. İngiliz hava filosuna ait bombardıman uçakları mühimmatı bulunmayan Osmanlı askerlerinin üzerine bomba üstüne bomba yağdırıyordu Nablus’ta, taş üstünde taş kalmamıştı, kan su gibi akıyordu.

Zühtü Bey, Nablus’taki savaşın en ön saflarında vuruşuyordu, vücuduna isabet eden bir şarapnel parçasıyla ağır yaralandı, cephe gerisindeki sıhhiye çadırına kaldırıldı, 23 Eylül 1918’de İngiliz birliklerinin baskınında yaralı olarak esir alındı. Önce Zekazik Esir Kampı’na gönderildi, bir süre orada kaldı, daha sonra Kuveysna Esir Kampı’na nakledildi…

Zühtü Bey, esir kampında Osmanlı esirlerinden oluşan bir futbol takımı kurdu, ismini Karşıyaka koydu, esir maaşlarından biriktirdiği parayla yeşil-kırmızı renklerde forma yaptırdı. Takımının yöneticisi, hocası ve futbolcusu olarak her maçta oynadı…

Mondros Mütarekesi ile esir hayatı sona erdi, Rio Pardo adlı küçük bir savaş gemisiyle 3 Mayıs 1920’de İstanbul’a ayak bastı, daha sonra İzmir’e doğru yola çıktı, yıllar sonra gözyaşları arasında Karşıyaka’sına ve Kaf Sin Kaf’ına kavuştu…

Anavatan’ın tehlikeye girdiğini gören Mustafa Kemal Paşa’nın tam bağımsız bir Türk devleti kurmak için Kurtuluş Savaşı’nı başlatmasıyla yorgun ve dinlenmeyi unutan bütün gençler gibi Kadızade Zühtü Bey’de vatan savunması için cepheye koştu.

Yunan Kralı için Karşıyaka İplikçizade Köşkü’ne el konuldu

İzmir’in işgal edildiği günlerdi…

Yunan Kralı Konstantin generallerine kendisine İzmir’de konaklayabileceği güvenli bir yer bulunmasını emretti.

Yapılan araştırmaların sonucunda Konstantin’e en uygun yerin İplikçizade İsmail Bey’in Karşıyaka yalısındaki köşkü olduğu tespit edildi. Yunan Yüksek Komiseri Aristidis Stergiadis köşkün sahiplerinden Süreyya İplikçi’yi makamına çağırdı, köşkün kendilerine kiralanmasını istedi. Süreyya Bey, köşkü vermemek için uzun süre direndi ama Stergiadis’in emriyle yalıdaki muhteşem köşke zorla ek konuldu. Kral Konstantin gelmeden önce köşk tepeden tırnağa elden geçirildi, hatta yatak odasına Kraliçe Sophie’nin bir resmi çerçeveletilip asıldı.

Süreyya Bey ise bazı arkadaşları ile tutuklanarak idam edilmek üzere Atina’ya gönderildi.

30 Mayıs 1921’de Konstantin ve Kraliçe Sophie, Rumların taşkınlığa varan büyük gösterileri arasında İsmail Bey’in Köşkü’ne geldi. İşgalci askerlerin köşkün girişindeki mermerin üzerine serdikleri Türk bayrağını çiğneyerek içeri girdi. Bu çirkin olay, İplikçizade ailesi ve Karşıyakalılar için çok büyük üzüntü ve nefret kaynağı oluşturdu.

Şeyh Hüsnü Tonak

Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’da yaktığı özgürlük ateşi, bütün Anadolu’yu kasıp kavurmaya başlamıştı, bu duruma Karşıyakalılar ve Kaf Sin Kaf’lılar duyarsız kalamazdı, Kaf Sin Kaf’ın kurulması için öncülük edenlerden, Fahrettin Hüsnü Tonak, işgalcilere karşı Milli Mücadele’ye destek amacıyla kurulan silahlı direniş hareketi Kuvayi Milliye’nin İzmir örgütlenmesi için çalıştı.

Cemal Ahmet Umar

Ülkemizin en önemli tarihçilerinden Bilge Umar’ın babası Cemal Ahmet Umar, henüz 15 yaşındayken askere gitmek için yaşını büyüttü. İzmir’in işgalinde Akhisar’da örgütlenen Kuvayı Milliye direnişçilerine katıldı. İşgal güçleri ile Akhisar’ın Arpalı Köyü’nde girişilen savaşta sağ bacağının diz kapağından yaralandı ve yaralı halde Yunanlara esir düştü. Hastaneye kaldırılan Cemal Bey ameliyata alındı ve sağ bacağı kesildi, ömür boyu sakat kalmaya mahkûm oldu. İzmir’in kurtuluşuyla özgürlüğüne kavuşan Topçu Asteğmen, Kuvayı Milliye kahramanı Cemal Ahmet Umar, İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi.

Cumhuriyetin İlanından Sonra Karşıyaka’nın İlk Belediye Başkanı Fikri Altay

Mustafa Kemal Paşa’nın en güvendiği komutanlarından Fahrettin Altay Paşa’nın kardeşi Fikri Altay ve ailesi, İzmir’in işgalinde Fahrettin Paşa’nın kardeşi olduğu için Yunan askerleri tarafından baskı gördü, zulüm ve tacize maruz kaldı. Bununla yetinmeyen işgalci askerler evin büyük kızı Nermin’i kaçırmaya kalktı. Akıl almaz baskılara dayanamayan Fikri Bey, ailesini yanına alarak önce İsviçre’ye oradan İtalya’nın Roma şehrine daha sonra Rodos’a kaçtı… Milli Mücadele’nin en ateşli günlerinde Roma’ya silah almak için gelen Mustafa Kemal’in kuryelerine aracılık etti. İtalyanlardan satın alınan silahların Anadolu’ya sevk edilmesini sağladı.

İzmir’in kurtuluşundan sonra Mustafa Kemal Paşa’nın emriyle anavatanına döndü. Cumhuriyet’in ilanından sonra Karşıyaka’nın ilk belediye başkanı oldu.

Mülkiyeli Tahir Bor

Karşıyaka Spor Kulübü’nün kurucularından olan Tahir Bor, Asteğmen rütbesiyle Çanakkale Savaşı’ndaki cephelerde savaştı. İzmir’in işgali sırasında İzmir Gümrük Müdürü olarak görev yapıyordu, Kurtuluş Savaşı’nın başlamasıyla Kuvayı Milliye ‘ye katıldı, savaşın şiddetini artırdığı günlerde İzmir’deki Türk yeraltı örgütünde önemli görevlerde bulundu. Anadolu’daki cephelere cephane ve mühimmat sevkiyatı yapanlara öncülük etti. Kurtuluş Savaşı’ndaki gösterdiği kahramanlıklardan dolayı Beyaz Şeritli İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi.

Sadrettin İşçimenler

Karşıyaka Spor Kulübü’nün tüzüğündeki kurucularında Sadrettin İşçimenlar, Nam-ı diğer Saraç Sadri, İzmir’in işgal edildiği günlerde düzenli ordu kuruluncaya kadar Yunan birliklerine karşı savaşmak için Batı Anadolu’da kurulan Kuvayı Milliye hareketinin öncülerinden ve teşkilatın başkanlarından birisiydi. Kurtuluş Savaşı’nda Kemeraltı’nda işlettiği saraç dükkânının bodrumunu silah deposu olarak kullandı ve Kuvayı Milliye’de mücadele eden direnişçilere ölüm pahasına silah sevkiyatı yaptı.

Örnekköylü Hüseyin Efendi

Karşıyaka Spor Kulübü’nün kurucularından ve takımın ilk futbolcularından olan Hüseyin Sever, Nam-ı diğer Örnekköylü Hüseyin, 1914 yılında askere gitti. Hüseyin Efendi, Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle baba ocağına geri döndü. Mustafa Kemal Paşa’nın Kurtuluş Savaşı’nı başlatmasıyla tekrar askere alındı. Kurtuluş Savaşı’nın çeşitli cephelerindeki göğüs göğse geçen savaşlara katıldı. İzmir’in kurtuluşundan sonra Karşıyaka’ya geri döndü, Örnekköy’ün ilk muhtarı oldu… 1935 yılında Gazi Mustafa Kemal Atatürk yaşarken ülkemizde yaptırılan üç büstten birisinin Örnekköy’ün Meydanı’na yaptırılmasına öncülük etti.

Bombacı Ali Çavuş

Karşıyaka’nın simge isimlerinden Bombacı Ali Çavuş, 1875’de Girit’te doğdu, Girit’te Türk Halkı’na yapılan Rum saldırılarının acısını yaşayarak İzmir’e geldi, Karşıyaka’ya yerleşti. Yunan işgali sırasında Kurtuluş Savaşı’na katıldı. Akıncı Müfreze Komutanlığı’na yükseldi. Herhangi bir askeri rütbesi olmayan, Bombacı Ali Çavuş, beline doladığı bombalarla önemli çatışmalar katıldı. Kuzey İzmir’in şirin ilçeleri Dikili, Bergama, Menemen, Çiğli ve Karşıyaka’nın içine sızarak Yunan mevzilerine yaptığı akınlarla tanındı. Albay Suphi Kula komutasındaki 14. Süvari Tümeni’nin en önünde savaştı, Tümen’in kurtardığı her kasabaya ve köye Türk Bayrağını çekti.

9 Eylül 1922’de Menemen ve Karşıyaka’ya kuzeyden yalın kılıç girerek düşman çizmesi altından kurtaran Kurmay Albay Suphi Kula’nın komutasındaki süvarilerin arasında Üsteğmen Zekai Kaur, Karşıyaka Spor Kulübü’nün Kurucu Başkanı Teğmen Zühtü Işıl ve Bombacı Ali Çavuş vardı…

Kurtuluş Savaşı’nda isimli isimsiz, birçok Karşıyakalı ve Kaf Sin Kaf’lı gözünü kırpmadan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün saflarına katıldı ve bütün cephelerde savaştı…

Mustafa Kemal Paşa, Ulusun Kurtuluşunu Karşıyaka’da Kutladı

15 Mayıs 1919’da Emperyalistlerin desteğiyle Yunanlar tarafından işgal edilen İzmir’in esareti, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğindeki Türk ordusunun 9 Eylül 1922’de İzmir’e girip düşmanı Ege Denizi’ne dökmesiyle sona erdi…

İzmir kurtulmuştu, Anadolu’da sevinç gözyaşları akıyordu… Günlerden 10 Eylül 1922 Pazar’dı Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, İzmir’e geldi… İzmirliler Hükümet Meydanı’nı tıklım tıklım doldurmuştu. Gazi Paşa balkondan yaptığı konuşmasında:

“…Bu Başarı Milletindir” diyordu…

İzmir Hükümet Konağı’nda tebrikleri kabul eden Gazi Paşa, kurmaylarıyla birlikte İzmirlilerin kendisine armağan ettiği üzeri açık bir arabayla kurtuluşun ilk gecesini geçireceği Karşıyaka’daki İplikçizade Köşkü’ne gitmek için yola çıktı… Karşıyakalılar Gazi Paşa’yı görmek için ellerindeki Türk bayraklarıyla yolları doldurmuştu…

Bitmek, tükenmek bilmeyen alkışlar arasında İplikçizade Köşkü’ne geldi, köşkün girişine yere serilen Yunan Bayrağını gördü. Kaşlarını hafifçe çatarak bu nedir diye sordu.

“Karşıyakalılar, Paşam Kral Konstantin, işgal günlerinde zorla el koydurduğu bu Köşk’e bayrağımızı çiğneyerek girdi”, dedi…

Gazi Paşa bu kez gülümseyerek; “O, geçmişte hata etmiş. Bir milletin istiklalinin timsal, olan bayrak çiğnenemez! Ben onun hatasını tekrar edemem” diyerek, bayrağı yerden kaldırttı ve içeri öyle girdi.

Gazi Paşa, yıllar sonra ilk kez bütün yorgunluğunu unutup, İplikçizade Köşkü’nde huzur içerinde uyudu…

Paşa, 11 Eylül 1922 Pazartesi gecesi Köşkte onuruna verilen yemekte Karşıyaka Spor Kulübü’nün yöneticilerine: “Beyler biz asker olarak üzerimize düşen görevi canımız pahasına yerine getirdik. Ülkemizi ve İzmir’imizi, düşmandan kurtardık. Sevinç ve gurur doluyuz… Ayrıca yapacağımız daha birçok işimiz var. Şimdi artık sıra sizlere geldi. Bir an önce Kaf Sin Kaf’ı tekrar harekete geçirin” diye emir verdi.

Mustafa Kemal Paşa’nın emrini hemen yerine getiren Karşıyakalılar, Kaf Sin Kaf’ı tekrar sahalara döndürdü…

Dönemin zorlu şartlarına rağmen sahalara yeniden dönen Kaf Sin Kaf, başarılarıyla adından söz ettirmeye başladı ve 1926 yılında gol yemeden İzmir şampiyonu oldu…

Gazi Paşa 24 Haziran 1926 akşamı Karşıyaka Belediye Başkanı Fikri Bey’in verdiği yemekte çok keyifliydi. Gecenin ilerleyen saatlerinde o dönem kulübün başkanı Kadızade Zühtü Bey’i ve yöneticileri, masasına davet etti, Karşıyakalıların ve Kaf Sin Kaflıların Kurtuluş Savaşı’ndaki kahramanlıklarını ve gol yemeden İzmir Şampiyonu olan takımın başarısını uzun uzun anlattı ve “Bundan sonra armanızda ay-yıldızı” kullanacaksınız emrini vererek “Kaf Sin Kaf’a” yüzyıllar boyu sürecek olan onurların en büyüğünü verdi…

9 Eylül Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğinde onurlu bir direnişin, bir ulusun direnişinin, bir kentin kurtuluşunun ve bir devletin küllerinden doğuşunun müjdelendiği gündür...

Ne Mutlu Türküm Diyene!