Özdemir Hocayla; bütün atlar ve Caligulalar için

2019 yılında kaybettiğimiz duayen Sanatçı Özdemir Nutku’nun doğum günü nedeniyle, Yazarımız Seval Deniz Karahaliloğlu’nun daha önce Özdemir Hoca ile yaptığı söyleşiyi İz Gazete okurlarıyla paylaşıyoruz

KÜLTÜR SANAT 20.01.2021, 14:01
Özdemir Hocayla; bütün atlar ve Caligulalar için

Seval Deniz Karahaliloğlu - Macar yazar Gyula Hay’ın kaleme aldığı ve Prof. Dr. Özdemir Nutku’nun sahneye koyduğu “At” oyunu Antik Roma döneminde yaşanan gerçek bir olaya dayanıyor. Roma İmparatoru Caligula’nın konsüllüğe bir “atı” getirmesini eksen alan oyun totaliter devlet anlayışını kara mizah yoluyla eleştiriyor. Günümüz toplumlarına ve yönetim biçimlerine göndermeler yaparak demokrasi, çıkar ilişkileri, iktidar mücadeleleri, tüketim toplumu ve özgür birey gibi kavramları irdeliyor. Özdemir Hocayla At oyununu konuşuyoruz.

“At” oyununda neler anlatılıyor?

Macar yazar Gyula Hay’ın faşizmi eleştiren ve yöneticilerin ellerindeki gücü ne kadar yanlış kullandıklarını gösteren bir oyun. At, dönemin Roma İmparatoru Caligula’nın bir atı İnkitatus’u Roma Senatosuna konsül seçtirttikten sonra yaşananları konu alıyor. Toplumda birdenbire her şey değişiyor. Kadınlar son modaya göre saçlarını at kuyruğu yaptırıyorlar, kişner gibi gülüyorlar ve atın rahvan yürüyüşünü taklit ederek ortalarda dolaşıyorlar.

Neden “At” oyunu bu kadar önemli?

Son derece alaycı bir oyun. Yumuşak eldiven giymiş gibi bir taşlama. Hiç acıtmıyor gibi görünüyor ama içinde çok sert eleştiriler var. Burada, halk diktatörü kendi kendine seçiyor. Gyula Hay, Caligula’dan yola çıkarak Hitler, Mussolini ve Stalin’in faşizmini eleştiriyor. Oyunda Caligula’nın “Ben Tanrı’yım. Ben herkesten üstünüm” demesindeki aşağılık kompleksini, yetersizliğini ve yalnızlığını görüyoruz.

“At” oyunu neden normal bir sahnede değil de ortada oynanıyor?

“At” fantastik bir yapıya ve hayal gücüne dayandığı için bu oyuna “büyüklere masallar” da diyebiliriz. Burada anlatılan politika dünyası tıpkı bir “sirk atmosferine” benziyor. Bu nedenle, bu oyun ortada oynanmalı ve seyirci de sahneyi çevreleyerek izlemeli diye düşündüm. Ankara İrfan Şahinbaş Deneme Sahnesi bu oyun için çok uygundu. Elbette çerçeve sahnede de oynanabilir. Bundan önceki sahnelememde çerçeve sahneyi kullandım.

‘KÜÇÜK DEĞİŞİKLİKLER’

Oyun müzikleri ve danslarıyla da müzikal bir yapıya sahip değil mi?

bir “persiflaj”. Yani olayları karikatürize ederek alaya alıyor ve hicvediyor. İnce esprileri olan çok eğlenceli bir eser. Bizim izleyicilerimizin danstan ve müzikten çok hoşlandıklarını bildiğim için neden bu oyunu danslar ve müziklerle birlikte sergilemiyoruz dedim ve sonuçta Haluk Işık’ın sözlerini yazdığı ve Can Atilla’nın müziklerini bestelediği müzikli bir oyun ortaya çıktı. Ankara Devlet Opera ve Balesi’nden Altan Tekin de dansların koreografisini yaptı. Oyunun dekorlarını da Sertel Çetiner hazırladı. Oyunun kostümleri Roma dönemi kıyafetleri baz alınarak hazırlandı ama üzerlerinde küçük değişikler yapıldı. Mesela Caligula’nın komutanı Macro imparatorun yanında süklüm püklüm dururken imparator olmadığı zamanlarda ise halkın önünde horoz gibi kabarıp şişiniyor. Bu nedenle Macro’nun kostümünü horoza benzettik. Oyunun kostümlerini Nursun Ünlü tasarladı.

Oyunda çok hoş, incelikli espriler var. Öyle değil mi?

Oyun zaten sirk atmosferi içinde geçiyor. Roma İmparatoru Caligula, yetersizlik duygusu ve aşağılık kompleksi altında ezilen yalnız bir karakter ve bu nedenle oyun boyunca at terbiyecisi gibi elinde bir kırbaç taşıyor. Oyunun bir yerinde Caligula “Roma’nın aslanları” diyor. Ben de yuvarlak halkalar yaptırttım. Caligula “Roma’nın aslanları” deyince, askerler bu halkalardan atlıyor. Burada aslanların saçları yele gibi salınmış. Oyunda böyle küçük, hınzır espriler var: Mesela, orada üç senatör var. Onları üç maymuna benzetiyoruz. Bunlar, “konuşmayan”, “duymayan” ve “görmeyen” üç maymun. Hareketleri ve makyajları ile üç maymunu anımsatıyorlar. Askerler ise fırça gibi miğferler takıyorlar. Oyuncular oyun boyunca ayaklarını, atın ön ayağını yere sürdüğü gibi sürüyorlar ve sürekli başlarını atın başını sallaması gibi oynatıyorlar. “At” yani İnkitatus konsül olduktan sonra dalkavukluk eden kesim “konsül bizim idolümüz, ona tapıyoruz” diyor ve “at dansı” yapıyorlar.

‘MASAL DİYEBİLİRİZ’

Oyunun içinde çok çarpıcı sahneler var. Örnek vermek gerekirse en akılda kalan sahneler sizce hangileri oluyor?

Oyunun bir yerinde, Atın halk tarafından çok beğenilmesi üzerine Caligula çok kıskanıyor. Ve balkondan bakarak “Ya, son zamanlarda hiç ‘çok yaşa Caligula’ diyen olmadı” deyince, metresi Lollia ‘Hemen evlendir modası geçiverir’ diyor. Atı, Roma’nın en güzel kızı ile evlendirmeye karar veriyorlar. Bu kız da Roma’da at modasına uymayan, direnen tek kişi ve gönlü de atın sahibi Selanus’da. Selanus geliyor ve kızı bir şekilde evlenmeye ikna ediyor. Sonra, meyhanecinin eşeği Milonya var. O da İnkitatus’a vurgun. Sonra olaylar çok eğlenceli bir şekilde gelişiyor. Bu arada oyun hep atın çevresinde dönmesine karşın biz oyun boyunca At’ı hiç görmüyoruz.

Yazar Gyula Hay eseri sanki antik dünyadaki hayvan masalları gibi tasarlamış, öyle değil mi? Oyunda komutan Makro gibi her bir karakter özellikle bir hayvana mı karşılık geliyor?

Başbakanı at olan bir ülkede, elbette ona tapanlar hayvan kisvesi içinde olacaklar ‘Roma’nın Aslanları’, at modasına uyan kadınlar. Caligula’nın deliliğine karşı çıkamayan üç maymun kisvesindeki senatörler… Evet buna bir La Fonten masalı bile diyebiliriz. Evet Roma halkı, Naziler tarafından aldatılan Alman halkını temsil ediyor.

‘CAHİL ALKIŞLAR’

Peki oyun boyunca karakterlerden hiçbiri olaylara karşı çıkmıyor mu? Neden hiç kimse ortaya çıkıp “siz delirdiniz mi hiç at konsül yapılır mı” demiyor?

Yağız bir Roma köylüsü olan Selanus bu saçmalığa karşı çıkan tek kişi. Zaten Konsül yapılan Inkitatus Selanus’un atı. O bu saçmalığa karşı dursa da azınlıkta olduğu için elinden hiçbir şey gelmiyor. Bir diktatöre biat edenler, elbette azınlıkta kalmış aklı ve mantığı dinlemeyeceklerdir.

Bu toplumsal deliliğin, “akıl tutulmasının” ya da “beyin uyuşukluğunun” nedeni ne olabilir sizce?

O dönemdeki Roma İmparatorluğu’nun başındaki kişi mutlak güce sahip kişidir. Buna karşı durmak canından olmaktır. Bu bir “akıl tutulması”ndan çok bir korku imparatorluğu olmanın getirdiği bir travmadır. Halkın çoğunluğu kendi çıkarları için buna göz yummaktadır. Üstelik eğer halkın büyük bir kısmı cahilse, aklını kullanmayı bilmiyorsa, elbette, diktatörün en saçma davranışını bile alkışlarla karşılayacaktır.

Sonra oyunda neler oluyor? İnsanlar nasıl “normale” dönüyorlar? Akıl tutulması yaşayan toplumlarda insanların “normale” dönmeleri için “ne olması” lazım?

Oyunun sonunda, Konsül olan at, diktatör Caligula’dan daha popüler olunca, Caligula’nın hışmına uğruyor ve öldürülüyor. Son sahnede, Meyhaneci, öldürülen Konsül’ün etinden yapılan sucukları Caligula’ya sunuyor. Caligula, görülmemiş bir ikiyüzlülükle, halkın önünde şu sözlerle sahte üzüntüsünü belirtiyor: “Çok büyük bir attı o!”

Yavşak Komutanı Macro, onu şöyle yankılıyor: “Anısı dünya durdukça yaşayacaktır”. Meyhaneci buna şunu ekliyor: “Yanına birer bayır turpu da ister misiniz?” Caligula bunu yanıtlıyor: “İstemez! Turpsuz da ağlıyoruz ya işte” Herkes hüngür hüngür ağlarken oyun bitiyor. Bu bir persiflaj, yâni sahneye çıkarılmış bir taşlama, bir karikatürdür.

‘FAŞİZME KARŞI’

“At” oyununu nasıl buldunuz? Bu oyun nasıl dikkatinizi çekti?

Gyula Hay, Almanya’da tanınan ismiyle Julius Hay, hemen hemen tüm oyunlarını Almanca kaleme almıştır. Hay, Brecht’in hayranlarından biri olarak ilgimi çekti. Faşizme karşı yazdığı bu oyun hoşuma gitti, ben de Türkçeye çevirdim. “At” oyunu, ezen ve ezileni çocuksu bir üslûpla gösteren, ama değindiği gerçeklerle çağımızın en büyük politik hastalığını vurgulayan bir yapıttır. “At” bu naif görünümü ardında yılların acı deneyimlerinin ve dehşet verici olaylarının bir yankısıdır. Bu oyunda kumar yoluyla devlet yönetimi, halkın körü körüne bir saçmalığı moda haline getirmesi, yönetici kadronun yozlaşıp cinsel sapmalara girmesi yer alır.

Oyunu sahneye koyarken eserde sizi en çok etkileyen unsur ne oldu?

Faşizme karşı olması, taşlamasını renkli görüntülerle gerçekleştirmesi ve sahneleme açısından büyük olanaklar sağlaması.

‘DÖNEME GÖRE DEĞİŞİYOR’

Oyun Türkiye’de ilk defa sahneleniyor öyle değil mi? Oyunu sahneye koyarken orijinal metinden farklı olarak esere nasıl bir yorum getirdiniz?

Hayır ilk defa sahnelenmiyor. 1984’te çevirdiğim bu oyun ilk önce İstanbul’da Gen-Ar Tiyatrosu tarafından sahnelendi. Ama bu tatmin edici olmadı, sonra ben bu oyunu, 1986 - 1987 döneminde Uluslararası İstanbul Festivali için hazırladım. Temsil, Devlet Tiyatrosu Taksim Sahnesi’ inde oynandı ve ilk kez bu temsilde yaygınlık kazandı. Bu oyunu bir de, 2003 -2004 döneminde, Ankara Devlet Tiyatrosu, İrfan Şahinbaş Sahnesi’ inde sahneledim.

Seyircilerin oyuna tepkisi nasıl oluyor?

Seyirci tepkisi o günün sosyo-politik durumuna göre olur. Diktatörlüğü tanımamış bir seyirci için eğlenilecek ve gülünecek bir oyun olarak görülür. Ama diktatörlük altında ezilen, hiçbir kişisel özgürlüğü olmayan bir seyirci için bu oyunun anlamı daha da derinlik kazanır. Ama kanımca hangi dönemde oynanırsa oynansın söyleyeceği olan bir oyundur. “At” oyunundaki dramatik olay, duyguları sömürülerek uyutulan halkın, başına geçirilen bir atı bile konsül olarak kabul etmesi, bu atı putlaştırması ve hatta bu ata (konsül olduğu için) kızlarını bile peşkeş çekmekten kaçınmayan soylu ailelerin olmasıdır.

Neden Gyula Hay’ın “At” oyununu çevirme gereği duydunuz?

Gyula Hay Macar yazının en güçlü kalemlerinden biri olduğu için önemli olduğunu düşünüyorum. “At” oyunu, onun Türkçeye çevrilen ve Türkiye’de oynanan tek eseridir. Gyula Hay bu oyunu, Doğu Berlin’de hapiste olduğu 1959 yılında tasarlıyor. 1960 yılında hapisten çıktıktan sonra da yazıyor. Yazar hayatı boyunca, Macaristan’da sol faşizm ve Almanya’da sağ faşizm ile mücadele ettiği için uzun yıllar eserlerinin basılması ve sahnelenmesi yasaklanıyor. Daha sonra bu yasak kalkıyor ve eserlerinin basımı serbest bırakılıyor. At oyunun dünya prömiyeri ilk defa 1970’li yıllarda Salzburg Tiyatro Şenliğinde gerçekleştiriliyor. Gyula Hay 7 Mayıs 1975’de İsviçre’de hayata gözlerini yumuyor.

12 Ocak’ta Özdemir Hoca’nın doğum gününde, aziz hatırası önünde saygıyla eğilirken onu sevgi, minnet ve giderek artan bir özlemle anıyoruz.

Yorumlar (0)
Günün Karikatürü Tümü
banner96
banner178
18°
açık
Anket Tümü
Sizce Türkiye'nin en önemli ana gündemi ne olmalı?