Gençlere ilham veren, hocaların hocası Özdemir Nutku'nun son röportajı

Öğrencilerinin çok sevdiği, çok sayıda sanatçıyı yetiştiren ve ‘hocaların hocası’ olarak kabul edilen, 8 Kasım’da ise aramızdan ayrılan Prof. Dr. Özdemir Nutku’nun yayınlanan son röportajını okurlarımıza sunuyoruz.

KÜLTÜR SANAT 17.11.2019, 11:31 17.11.2019, 11:39
Gençlere ilham veren, hocaların hocası Özdemir Nutku'nun son röportajı

SEVAL DENİZ KARAHALİLOĞLU / İZ GAZETE - Güneşli bir bahar günü. Cam balkonda, Özdemir Hoca ve Hülya Hoca ile masanın çevresinde toplanmışız. Sohbet ve çay keyfi çok güzel. Özdemir hoca elinde piposu, yüzünde gülümseme, öğrencilik günlerinden bahsediyor. Konu hayatı kaliteli ve iyi yaşamak. Özdemir Hoca’ya her zaman dinç, her zaman dinamik ve her zaman üretken olmanın sırrını soruyorum. Cevap gençlik yıllarında yaptığı spor oluyor. Üstelik Hoca’nın atletizmde kazandığı çok sayıda kupası olduğunu biliyorum. Sıkı bir Fenerbahçeli. Fenerbahçe aşkına, İstanbul Boğazı’nda motordan denize atılmışlığı bile var. Üstelik hocanın arabalara düşkünlüğü herkesçe malum. Her yıl arabasını yeniler. Son model arabaları biz Özdemir Hocadan takip ederiz. Bu araba sevdasının gençliğe dayanan bir hikayesi var. Almanya’da öğrencilik yıllarında, para kazanmak için Fransa’da katıldığı araba yarışlarının anısı çok renkli. Bütün hayatını olumlu yönde etkileyen spor aşkı ise Robert Kolej’de okuduğu yıllara dayanıyor. Üstelik çok iyi bir sporcu. Özdemir Hoca ile gençlik yıllarına uzandık. İlgilendiği atletizm, eskrim, basketbol sporundan, renkli anılarından ve unutulmaz hocalarından konuştuk.

GENÇLİK YILLARI

İlk defa ne zaman spor yapmaya başladınız?

İlk defa spor yapmaya Robert Kolej yıllarında başladım. O zamanlar atletizm takımındaydım. Koşuyorum, çok yoruluyorum diye annem çok korkuyor. İlerde kalp hastası olurum diye endişelenen annem koşucu olmamı istemiyordu. Sporu bırakmam için doktora yalan söylettiriyor. Kalp büyümesi var dedirttiriyor ama ben dinlemedim tabi. O dönem, Robert Kolej’de 1949 ve 1950’li yıllarda atletizm kaptanlığı yaptım. 1949 yılında İstanbul’da Cross County 10.000 metre şampiyonluğum var.

Siz atletizmin yanında eskrim sporuyla da ilgilediniz sanırım.

Okulda atletizmin yanında eskrim ve basketbolla da ilgilendim. Çok değerli hocalarımız vardı. Eskrim hocamız Nadolski, Çar Nikolay’ın muhafız alayında yüzbaşıydı. Nadolski askeri eğitimden geldiği için çok disiplinliydi. En öncebizleri ısınmak için koştururdu. Beden hareketleri yaptırırdı. Eskrim derslerimizde belimizin üstü çıplak olarak antreman yaptırırdı. Ucu köreltilmiş eskrim kılıcı üzerimizde kırbaç gibi şaklardı. Çok iyi bir hocaydı ve o dönemlerde Eskrim Milli Takımını Nadolski çalıştırırdı. İyi bir eskrimciydi. Nadolski sadece atletizm hocamız değildi aynı zamanda bizim spor hocamızdı. Bize nefes çalıştırıyordu. Özellikle, diyafram ve karın nefesi egzersizleri yaptırırdı. Yer jimnastiği, barfiks ve paralel çalıştırırdı. Bizi çalıştırırken adale yumuşatma ve rahatlama konusuna çok dikkat ederdi.

Eskrim hocanız Nadolski çok yönlü bir insan öyle değil mi?

Nadolski Robert Kolej’de bize hoca olarak geldiğinde, 50’li yaşlardaydı ama 30 yaşında gibi görünürdü. Öylesine formdaydı ki, 80 yaşındayken kış mevsiminde Boğazda Yüzme İhtisas Kulübü’nün oradan, 8 metre yükseklikten denize atlar ve yüzerdi. Tam bir beyaz Rus’tu. Zarif, esprili ve çok yakışıklı bir beyefendiydi. Kambur duran bir arkadaşımızı gördüğünde, “Yok böyle, question mark position” derdi. Okul bittikten sonra da, Ankara’dan İstanbul’a geldiğim zamanlarda evine ziyaretine giderdim. Bebek’te bir evleri vardı. Nadolski’nin oğlu Nikola ve kızı Tatyana çok güzel Türkçe konuşurlardı. Karısı Fransız’dı ve güzel piyano çalardı.

BAŞARI DOLU BİR ÖMÜR

Atletizm şampiyonluğunuzdan bahseder misiniz?

Okulda mezuniyetten 2-3 hafta önce Mayıs başında Field Day yapılırdı. Yani saha günü demek. Atletizm günü olarak kutlardık. Öğrencilerin arasından bir kral ve bir kraliçe seçilirdi. Ben yarışlarda Fenerbahçe atleti olarak koşuyordum. Gençlerde 400 metreyi 46 saniyede koştum. 400, 800 metre yarışlarına katıldım. 1949 yılında, Fenerbahçe Kulübünün atleti olarak, 10.000 metrede Cross Country İstanbul koşusunda kupa aldım.

Robert Kolej’de atletizm takım kaptanı olmak çok havalı bir durumdu sanıyorum. Öyle değil mi?

Beyaz üzerine kocaman R harfinin işli olduğu kollarında kırmızı şeritler bulunan çok güzel bir kazağım vardı. Bu kazağı sadece atletizm takım kaptanları giyebilirdi. Bu kazak okulun spor mağazasında satılırdı ama sadece takım kaptanlarının giyme hakkı vardı. Kızlar arasında bu kazak çok popülerdi. ( Kahkahalarla gülüyor)

Başka hangi hocalarınız vardı?

Basketbol koçumuz Amerikalı Hasbruck çok kaba saba bir adamdı ama bizi çok güzel çalıştırırdı. Ben Robert Kolej basketbol takımındaydım. 1.72 boyum olduğu için genelde yedekteydim, beni sürekli oyuna sokmazdı ama oyun sırasında çok seri ve hızlı hareket ettiğim için beni oynatırdı. Diğer takım arkadaşlarımın arasından kayarak ilerler, onlara pas verir ve basket atardım. Basketbola 1946’da başladım, 1950’ye kadar oynamaya devam ettim. Hasbruck çok ilginç bir hocaydı. Daha sağlıklı olmamız ve bağışıklığımızın daha güçlü olması için idmandan sonra terli terli, büyük vantilatörlerin önünde terimiz soğuyana kadar bizi bekletir sonra duş almamıza izin verirdi. Bu yöntemin çok büyük faydasını gördüm. 60 yaşıma kadar nezle olduğumu bilmem. Ama önce bütün arkadaşlarımın ailelerinden yazılı izin almalarını istemişti. Birçok aile buna izin vermedi. Sadece beş kişinin ailesi izin verdi. Benim babam denizciydi. O nedenle, koçun ne yapmak istediğini anlamıştı ama annem şiddetle karşı çıktı. Hastalanmamdan korkuyordu. O sırada, ailede bayağı bir arbede çıkmıştı. Sonra babam izin verdi ve biz beş arkadaş idmandan çıktıktan sonra terli terli büyük vantilatörlerin karşısında terimizin kurumasını beklerdik. Uzun yıllar, nezle grip hiç bilmedim. Rüzgardan ve kışın soğuk havadan hiç etkilenmedim.

Sanırım İstanbul’da Boğaz’da arkadaşlarınız tarafından motordan suya atıldığınız hikayesi var. Bu nasıl oldu?

1 Temmuz Kabotaj Bayramı’nda, İstanbul Boğazı’nda Galatasaraylı arkadaşlarım beni topluca denize attılar. Denizcilik Bayramı nedeniyle, yelken, kürek, alamana yarışmaları yapılıyor. Biz de Boğaz’da Galatasaray motorundan kürek takımı yarışlarını izliyoruz. İçlerinde Lale Oraloğlu’nun da bulunduğu bir arkadaş grubuyla birlikteyiz. Ben arkadaşlarım orada olduğu için Galatasaray Kulübü’ne takılırdım. Onlar benim Fenerbahçeli olduğumu bilmiyorlardı. Galatasaray Kürek Takımı yendikçe ben yalandan yavaşça “yaşa” filan diyorum ama içten içe Fenerbahçe kazansın istiyorum. Fenerbahçe Kürek Takımı çok iyiydi ve sonra şampiyon olunca kendimi tutamadım “yaşa” diye bağırdım. Bir anda kendimi denizde buldum. Sonra beni denizden çıkardılar üzerime battaniye verdiler, konyak içirdiler. “Böyle şaka yapılır mı?” dediklerini hatırlıyorum.

Yüzmeyle ilgilendiniz mi?

Yüzmeyle profesyonel olarak ilgilenmedim. Sadece yaz aylarında Boğazda arkadaşlarla yüzerdik. Bebek’te rıhtımdan atlardık. Yanımıza sandal alır, sırtımızı akıntıya verir, Kandilliye kadar yüzerdik.

Okuldan sonra spor yaptınız mı?

Okul yıllarında, esneklik kazanmak ve sağlıklı olmak için eskrim yaptım, basketbol oynadım. 1990 yılına kadar her sabah koşuyordum ve beden hareketleri yapıyordum.

OTOMOBİL TUTKUNU

Hocam arabaları çok seviyorsunuz ve arabalara çok meraklısınız. Eğitim için gittiğiniz Almanya’da araba yarışlarına katılmıştınız değil mi?

1957 yılında Almanya’ya doktora yapmaya gittiğim dönemde, öğrenci olarak aldığım burs parası çok azdı. Para kazanmak için bir gazete ilanına yanıt verdim. Alman araba firması Porsche bir hafta boyunca, piyasaya sürdüğü yeni arabasının deneme sürüşleri için gazeteye ilan verdi. Deneme sürüşü için bir şoför arıyorlardı. Görüştüm kabul edildi. Alman firması Porche deneme sürüşü için arabayı bana verdi. 6 silindirli, 6 karbüratörlü küçük bir arabaydı. Haftada bir kere gidip arabayı ayarlatıyordum. Benzin paramı veriyorlardı, arabanın bakımını onlar yapıyorlardı. Üniversiteye o arabayla gidip geliyordum. Müthiş havalıydı. Kızlar arasında çok popüler olmuştum. Fransa Cortina’da dayanıklılığın test edildiği bir araba yarışı vardı. Bu yarış dağlık, taşlık arazilerde, uçurum kenarındaki bir parkurda yapılıyordu. Derin uçurumlu bir yerdi. 1957’de Fransa’nın kuzeyinde yapılacak yarışlar için oraya trenle gittim. Dayanıklılık ve performansın test edildiği bu yarışta profesyonel sürücülerle birlikte yarışıyordum. Kıyasıya bir mücadele vardı. Ben ilk başlarda önlerde yer aldım. Baktım arkadan çok ciddi sıkıştırıyorlar. Yarışın bir yerinde arkamdan gelen bir araba beni uçuruma doğru itecek şekilde arabanın arkasından tampon atmaya başladı. Benim amacım yarışı kazanmak değil. Para kazanmak için yarışmaya katılıyorum. Arkadan gelen sürücülere yol verdim. Sonuç olarak, yarışı ortalarda bitirdim. 1957’de 38. ve 1958’de 30. olarak yarışı tamamladım. İki senede kazandığım parayla bir araba aldım hatta param bile arttı.

Hocam siz piponuzla simgeleştiniz. Sizin gibi sporu çok seven ve yıllarca spor yapmış bir insan pipoya nasıl başladı?

1957’de Almanya’ya eğitim için gittiğim dönemde, pipo içmeye başladım. Sigarayı hiç sevmedim. Pipo içmenin daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum. 63 yıldır kafamı toplamak için pipo içiyorum. Pipo içerken daha çok konsantre oluyorum.

Yorumlar (0)
banner96
banner177
12°
kısa süreli hafif yoğunluklu yağmur
Günün Karikatürü Tümü
Anket Tümü
İstanbul hezimetinin ardından AKP iktidarı erken seçime gider mi?