Fikret Otyam'ın anılarından İsmet İnönü...

Otyam, Köy Enstitülerinin kapanmasına neden mani olunmadığını, İsmet Paşa’nın, “Kim dedi her şeyin benim iki dudağımın arasında olduğunu. O zamanlar Meclis’te toprak ağaları vardı. Yapamazdım” diyerek açıkladığını söyledi.

KÜLTÜR SANAT 23.12.2020, 09:54 23.12.2020, 10:01
Fikret Otyam'ın anılarından İsmet İnönü...

Seval Deniz Karahaliloğlu - Aralık 1926 Fikret Otyam’ın doğum tarihidir. Geçtiğimiz hafta, ressam, yazar, gazeteci, fotoğrafçı Fikret Otyam’ın doğum günüydü. Tarihe tanıklık etmiş özel gazetecilerden biridir Fikret Otyam. Özellikle, gazetecilik yaptığı dönemde İsmet Paşa’ya olan yakınlığı ile tanınır. İsmet Paşa ile ilgili hatıraları başlı başına bir kitap olabilecek zengin belgeler ve anılar içerir. 25 Aralık 1973 tarihi, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ilk Başbakanı, 2. Cumhurbaşkanı, I. İnönü ve II. İnönü Savaşlarının kahramanı, Lozan Anlaşması’nda Türkiye’nin çıkarlarını sonuna kadar savunan donanımlı bir devlet adamı İsmet İnönü’nün aramızdan ayrıldığı tarihtir. Tarihler böylesine yakın olunca, bir dönem çok yakın olan bu iki değerli insanı birlikte anmak istedik. Yıllar öncesine, İzmir Fuarına bir sergi açılışına geldiği dönemde yaptığımız söyleşiye döndük. Fikret Otyam’ın gözlerindeki hınzır çocuk pırıltıları ve kahkahalar eşliğinde anlattığı İsmet Paşa hikayelerini bir kez daha anımsayalım istedik. Bu ülkeye büyük bir sevgiyle hizmet etmiş bu iki özel insanı İsmet İnönü ve Fikret Otyam’ı sevgi, saygıyla, minnet ve özlemle anıyoruz.

PAŞA’YI TEDAVİ ETTİ

Babanızın İsmet Paşa ile askerlik yaptığı dönemde bir ilgisi vardı değil mi?

Babam emekli bir askerdi. Askerliğini Yemen’de İsmet Paşa’nın emrinde yapmış. Babam 11 yıl Yemen’de asker olarak bulunmuş. Dayım Yemen’de askermiş, orada dayımın kafasını kesmişler filan. İsmet Paşa, Yemen’e geldiğinde ishal olmuş, çadırında hasta yatıyor. İlaçlarını babam eczacı teğmen olarak hazırlıyor, iğnelerini de yapıyor. Babam, bize askerlik anılarını anlatırken o dönem İsmet Paşa Milli Şef, ülkenin Cumhurbaşkanıydı. Babam bize “Ben onun iğnelerini yapıyordum” dedikçe, ben de “Koca Cumhurbaşkanını babamı nereden tanıyacak?” deyip, babamın bize anlattıklarını uydurduğunu düşünüyordum.

İsmet Paşa ile ilk defa ne zaman nerde karşılaştınız?

24 Temmuz 1942’de İsmet Paşa, arabayla Adana’dan Ankara’ya gidiyor. Aksaray’da mola verecek. Öğlen yemeği Kaymakamlık Konağı’nda yenecek. Bizim evimizde yemekler yapılıyor. Bizim evde su böreği çok güzel yapılırdı. Bir de Halk Evinin Faulklander, körüklü, 6 /9 çeken bir fotoğraf makinesi var. Babam aynı zamanda Halk Evi Başkanı, tam Cumhuriyet adamıydı. Babam “Bana bak, eğer makineye bir şey olursa kafanı kırarım, bu halkın malıdır, ona göre dikkatli ol” derdi. Çok eski dışa doğru açılan alengirli bir makine. İsmet Paşa bizim eve geldi, pencerenin önüne oturdu. Işık karşıdan geliyor. Yani, ters ışık alıyor. Fotoğrafı çektim. Bu sırada, ablam ve arkadaşları hizmet ediyor. Yemek yiyorlar. Su böreğine sıra geldi. Babam da biraz göbekli. Tam 110 kilo. “Paşam, biraz daha su böreğinden lütfetmez miydiniz?” dedi. İsmet Paşa’da “Yiyeyim, yiyeyim de eczacı sana döneyim” dedi. Hiç kulağımdan gitmez. Babam da “Ne yapalım Paşam. Sivil hayat böyle” deyince, İsmet Paşa “Asker miydin, nerelerde bulundun?” diye sordu. Babam “En son Yemen Sana’daydım” dedi. İsmet Paşa hemen babama kumandanının kim olduğunu sordu. Derken babam “Ben, Mülazım-ı evvel Vasıf İbrahim Kuruçeşme. Sıtmadan ve diyareden çadırda rahatsızlandığınız zaman ilaçlarınızı ben hazırlar içirir, iğnelerinizi ben yapardım” dedi. İsmet Paşa “Yahu, tığ gibi bir delikanlıydın sen. Şu haline bak. Nereden nereye” dedi ve başladı askerlik anılarından bahsetmeye. Mutfağın kapısında heyecandan işediğimi biliyorum. Babam gözümde beraat etmişti. Yani, yalan söylemiyormuş. Hakikaten, İsmet Paşa’yı tedavi etmiş.


‘ARADA TAKILIRDIM’


Ama ileride, gazetecilik yaptığınız dönemde siz bu gerçeği İsmet Paşa’ya söyleyerek en küçük bir istekte dahi bulunmadınız. Öyle değil mi?

O’na, Vasıf Bey’in oğlu olduğumu hiç söylemedim. Gazetecilik yaptığım dönemde, arada bir İsmet Paşa’ya takılırdım. ‘Paşam, Yemen’de diyare, sıtma oldunuz. Bir mülazımevvel sizi tedavi etti, iğnelerinizi yaptı’ derdim. İsmet Paşa ‘Askerliği beraber mi yaptık? Nereden biliyorsun bunları? Kim söyledi sana?’diye sorardı. Ben de ‘Söylemem’ derdim. Hiç söylemedim. Herkes biliyordu bu hikayeyi. Sonra, bana iltimas geçtiğini düşünebilirlerdi. Ben de bunu katiyen istemezdim. Bir gün Paşa uzun süreli bir rahatsızlık geçirdi. Köşk’e davet ettiler bizi. Paşa şeker hastasıydı. Sordular. ‘Paşam, kaç yıllık şeker hastasısınız?’ Durdu. “Otyam’ın yaşı kadar” dedi. Ben o tarihte 46 yaşındaydım.

Siz, tam bir Cumhuriyet çocuğuydunuz. Köy Enstitüleri, Halk Evleri dönemini bizzat yaşamıştınız. Neden birer birer ortadan kaldırıldıklarını hiç Paşa’ya sordunuz mu?


Bir gün İsmet İnönü’ye “Paşam, her şey iki dudağınızın arasındaydı. Neden toprak reformu yasasını çıkartmadınız? Köy Enstitülerinin kapanmasına neden mani olmadınız?” diye sordum. Bana, “Kim dedi her şeyin benim iki dudağımın arasında olduğunu. O zamanlar Meclis’te toprak ağaları vardı. Yapamazdım Otyam. Köy Enstitülerinin kapatılmasına mani olmaya gücüm yetmezdi” dedi.

‘TARİHİ HAZİNE’

İsmet Paşa yaptığınız söyleşilerde çok titizdi değil mi? Bununla ilgili olarak unutamadığınız anınız var mı?


İsmet Paşa yine hasta. Kumandanlarından birisi ölmüş. Yine, Köşk’e röportaja gittim. “Kusura bakma Otyam. Seni böyle karşılıyorum” dedi. Üzerinde robdöşambrı var. Konuşmayı yaptık. Çıktım. Ertesi sabah, saat 8.30’da Mevhibe Hanım, telefonla beni aradı. “Paşa Hazretleri acele seni Köşk’e bekliyor” dedi. “Allah Allah, beni rüyasında mı gördü. Mevhibe Hanım. Ne istiyormuş?” dedim. Mevhibe Hanım “Yazıyı merak etmiş” dedi. “Geliyorum” dedim. Oradan İsmet Paşa bağırıyor. “Çabuk, gelsin!” diye. Acele yazıyı daktiloda yazdım araya karbon kağıdı koydum. İki kopya yaptım. Köşke gittim. Daktilo şeridim iyi basmıyor. Karbon kağıdı olan daha iyi gösterdiği için İsmet Paşa’ya ikinci kopyayı verdim. Orhan Birgit de yatağın kenarında oturuyor. Paşanın elinin kenarı, karbon kağıdından siyah oldu. İsmet Paşa bana, “25 kuruş vereyim de, git kendine bir daktilo şeridi al be adam” dedi. Ne düzeltiyor biliyor musun? 1921 değil, 1923. Akşam, yaptığı yanlışları düşünmüş, o yanlışları düzeltebilmek için sabah erkenden beni Köşk’e çağırıyor. Bir de baktım. İsmet İnönü diye zımbalı bir defter. Yazmış. Bir, Fikret Otyamla konuşulacak. İki, o tarih bu değil, bu. Üç, dört, beş sıralamış. Orhan Birgit’e ‘Orhan Abi yaa, şu defteri bana versene’ dedim. ‘Yaa. Olmaz. Paşa’nın defteri’ dedi. ‘Ulan benim için tarihi bir belge. Vallahi ben anlamam’ dedim. Bir öksürdüm ve o arada o sayfayı yırttım. Çantama attım. Benim için tarihi hazine. Bu belge son kitabımda var.

‘VURDU KAPIYI GİTTİ’

Bu kadar iyi geçinmenize rağmen, İsmet Paşa’yla hiç çeliştiğiniz anlar oldu mu?


Gelelim, kuyudan adam çıkarmaya. Babamın bana vasiyeti var. ‘İsmet Paşa’ya çatmayacaksın, bankadan borç para almayacaksın ve politikaya atılmayacaksın’ Çok çekti Demokrat Parti İsmet Paşa’dan. “Baba, seninki kemiklerini sızlattı” diye bir yazı yazdım. O gün, İsmet Paşa’nın Meclis’te konuşması var. Meclis’ten çıktı. Fötr şapkasını da giymiş. Bir yanında Bülent Ecevit, öteki yanında Ali İhsan Gür var. Elimi tuttu. “Otyam, nasıl buldun konuşmamı” dedi. Ne diyeyim şimdi ben? Çok iyi buldum desem yalan. Tamamen boktan bir yazı yazmışım. Kötü buldum desem olmaz. Cevap vermeyince. Paşa kızdı. “Sana söylüyorum. Sağır mısın?” dedi. Ben de Paşam, “Bu konudaki görüşlerimi bugün yazdım” dedim. Bir durdu. Ecevit’e döndü. “Bülent, ne yazmış bu?”dedi. Bülent Ecevit “Efendim, bugün Cumhuriyet’i göremedim” dedi. Ali İhsan da basın işlerine bakıyor. “Ben de Cumhuriyet’i göremedim Paşam” deyince, durdu. “Yahu, bugün bana Cumhuriyet gelmedi” dedi. Nasıl elimi itti. “Demek iyi şeyler yazmamış” dedi. Vurdu kapıyı gitti.

Size kızdığı zaman nasıl bir tepki verirdi?


Kızdığı zaman, ‘öpüyorum’ diye takma dişiyle kulak mememin ucunu ısırırdı. Acıdan gözlerimden yaş gelirdi. Fotoğrafları bile var. Böyle komik bir adamdı. Hele bir şeye çok kızdığı zaman beni evine çağırırdı. Benim şekerden nefret ettiğimi çok iyi bilirdi. “Buna bir sütlü kahve getirin şekeri bol olsun”. Bir sütlü kahve gelirdi. Bardağın yarısından fazlası toz şeker. İçmenin imkanı yok. İlla içeceksin. Masanın üzerinde cevizli on parça lokum. Bunlar yenecek. “Paşam, izin verin arkadaşlara da götüreyim” diyecek olsam. “Olmaz, sen bunları yiyeceksin, ben onlara gönderirim” derdi.

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner218
Günün Karikatürü Tümü
banner96
27°
açık
banner177
banner178
Anket Tümü
Koronavirüs aşısı olmayanların sinema, tiyatro, spor müsabakaları, konser vs yerlere girişi kısıtlanmalı mı?