Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, 22 Mart Dünya Su Günü nedeniyle açıklama yayımladı.
Derneğin açıklamasında, “Küresel sermaye ve ulus-devlet iş birliğiyle kuşatıldığı, yaşam kaynaklarının “meta” haline getirildiği tabloya sesimizi yükseltiyoruz” ifadeleri yer aldı.
“SU FAKİRİ OLMAYA DOĞRU KOŞUYORUZ
Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği’nin yaptığı açıklamanın tam metni şöyle:
“Bilimsel veriler ve tarihsel süreç, su varlıklarımızın geri dönülemez bir eşikte olduğunu göstermektedir:
Dünyada su varlıklarının toplamı sabit olsa da, yenilenebilir tatlı su potansiyelimiz hızla azalmaktadır. Türkiye’de 2000 yılında kişi başına düşen yıllık su miktarı 1652 m3 iken, 2025 yılında bu miktar 1302 m3’e gerilemiştir. Nüfus artışı ve yanlış kullanım politikaları nedeniyle bu rakamın 2050 yılında 1069 m3’e düşmesi beklenmektedir; bu da ülkemizin resmen "su fakiri" olması demektir.
Derelerimiz HES’lerle kelepçelenmiş, “dere ıslahı” adıyla da beton kanallara çevrilmiştir. Irmaklarımız barajlarla boğulmuştur.
Müşterek varlığımız olan pınarlarımız su şirketlerine satılarak, sular pet şişelere, damacanalara hapsedilerek ticari meta haline getirilmiştir.
Derelerimiz, denizlerimiz kirletici sektörlerin, arıtma tesislerinin alıcı ortamı haline getirilmiş ve kirletilmiştir.
Bin Pınarlı İda’nın Can Damarları kurumuştur.
SERMAYE KUŞATMASI
Su varlıklarımızın üzerindeki en büyük tehdit, doğayı bir hammadde deposu olarak gören kapitalist birikim modelidir.
Su tüketimi, endüstrinin gelişmeye başladığı 1800’lerde itibaren artış göstermiştir. Madenciliğin, enerji sektörünün ve endüstriyel tarımın gelişmesi ile şirketler adeta vampir gibi yeraltı ve yüzey sularını çekmeye başlamıştır.
ADALETSİZ DAĞILIM
Toplam su kullanımının %69'u tarımda, %19'u sanayide gerçekleşirken, evsel kullanım yalnızca %12'dir. Bireyleri tasarrufa zorlayan sistem, asıl tüketimi yapan devasa üretim çarklarını gizlemektedir.
Madencilik, hem su varlıklarına el koyarak, hem de hem yeraltı sularının beslenme alanlarını yok ederek ve ağır metallerle suları zehirleyerek, su varlıklarına en fazla zarar veren sektördür.
Çan ilçesinin can damarı olan Kocabaş Çayı ve Hacıbekirler Göletleri Cengiz Holding’in Halilağa Bakır Madeni Projesi’ne, Kumarlar Göleti, Alamos Gold’a tahsis edilmiştir.
Muğla’nın su varlıkları Yatağan, Yeniköy, Kemerköy Termik Santrallarına ayrılmıştır.
SUYA “KAYNAK” DEĞİL, “MÜŞTEREK VARLIK” OLARAK BAKILMALIDIR
Su kıtlığına karşı kalıcı çözüm, suyun tüm canlıların ortak hakkı olarak görülerek sıkı koruma politikalarının hayata geçirilmesidir.”
Dernek, acil taleplerini şu şekilde sıraladı:
1. Komünal ve Doğa Dostu Yönetim: Su yönetimi; şirketlerin kârı için değil, doğa ve toplum yararına "komünal" bir anlayışla yürütülmelidir. Suyun tüm canlılar için bir hak olduğu gözetilmelidir.
2. Tarımda Radikal Dönüşüm: Tarımda vahşi sulama terk edilmeli; damlama ve yağmurlama yöntemlerine geçilmeli, susuz tarım yöntemleri geliştirilmeli, kuraklığa dayanıklı ürün yelpazesi seçilmelidir.
3. Sanayide ve Endüstride Dönüşüm: Enerji ve maden üretimi halkın gerçek ihtiyacına göre sınırlandırılmalı, şirketlerinin aşırı su kullanımı ve su varlıklarını kirletmeleri önlenmelidir. Termik santrallar acilen kapatılarak su kullanımları engellenmelidir.
Su sorunu küreseldir. Kazdağları’ndan Mezopotamya’ya, Bolivya’dan Hindistan’a uzanan "dayanışma ağları" kurarak su vampirlerine karşı birleşmeli ve su varlıklarımızı korumak için mücadelemizi büyütmeliyiz.
Dünya yalnız bizim değildir; kuşların, ağaçların ve gelecek nesillerin hakkını sermayeye teslim etmeyeceğiz!”




