Karşıyaka Alaybey’de küçük bir dükkân… İçeride yanık metal kokusu, kararmış tencereler, tamir için bekleyen çaydanlıklar, raflarda yılların izi… Dışarıda ise sıra sıra müşteriler.
49 yaşındaki Yusuf Sevinçler, tam 26 yıldır çaydanlık, tencere ve mutfak eşyası tamiri yapıyor. Babası Süleyman Sevinçler’le birlikte başladığı mesleği bugün tek başına sürdüren Sevinçler, artık bu işin yavaş yavaş yok olduğunu söylüyor: “Biz öldükten sonra herkes gidip yenisini alacak. Bu kadar basit.”

“YOLU TAMİRDEN GEÇEN ÇOK”

Alaybey’deki dükkânın önünde duran tabelada şu yazıyor:

“Her türlü düdüklü, çaydanlık, tencere tamiri yapılır.”

İçeri giren çıkan eksik olmuyor. Kimi yıllardır kullandığı çaydanlığını getiriyor, kimi annesinden kalan bakır tencereyi parlatıyor, kimi de sapı kırılan düdüklüsünü tamir ettiriyor.

Sevinçler, ekonomik koşullar nedeniyle tamire ilginin yeniden arttığını anlatıyor:

“Parası olan yine yenisini alıyor ama bir süre sonra aynı şey yine kırılıyor, yanıyor. O kadar para vereceğime yaptırırım diyen çok oluyor.”

Çaydanlık parlatmayı 350 liradan yaptığını söyleyen Sevinçler, kaynak, kalay ve gümüş işlemlerinin ise ürüne göre değiştiğini belirtiyor.

Karşıyaka'da 26 Yıllık Çaydanlık Tamircisi Yusuf Sevinçler Bizden Sonra Herkes Yenisini Alacak!

“YURT DIŞINDAN TAMİRE GETİRENLER VAR”

Mesleğin sadece mahalle müşterisiyle dönmediğini söyleyen Yusuf Sevinçler, gurbetçilerin de eski eşyalarını tamir için Türkiye’ye getirdiğini anlatıyor:

“Almanya’dan, Fransa’dan gelenler oluyor. Çaydanlıklarını, tencerelerini getiriyorlar. Burada tamir ettirip geri götürüyorlar. Orada da hayat pahalı.”

Tamirin aynı zamanda bir geri dönüşüm işi olduğunu vurgulayan Sevinçler, “Bir eşya çöpe gitmiyor, yeniden kullanılıyor” diyor.

BALKONDA BAŞLAYAN HİKÂYE

Sevinçler’in hikâyesi aslında baba-oğul dayanışmasıyla başlamış.

2000 yılında önce küçük bir tezgahta işe başladıklarını anlatan Sevinçler, ilk zamanlar parlatma işlerini evlerinin balkonunda yaptığını söylüyor.

Asıl mesleğinin altın-gümüş imalatçılığı olduğunu belirten Sevinçler, “Babam emekli olmuştu. Müşteriden aldığı işleri başka yerlere yaptırıyordu. Ben de ‘Bunu neden biz yapmıyoruz?’ dedim. Sonra birlikte başladık” diye konuşuyor.

Bir süre sonra dükkân açılıyor. Kaynak, polisaj, parlatma işleri Yusuf Sevinçler’de, müşteri ilişkileri ise babasında oluyor.

Babası Süleyman Sevinçler, 2020 yılına kadar dükkânı işletmeye devam ediyor. Vefatının ardından ise dükkânı yeniden Yusuf Sevinçler devralıyor.

“BABAMIN USTASI BENİM”

Röportaj sırasında gülerek anlattığı bir cümle ise mesleğin aile içindeki hikâyesini özetliyor:
“Babama hep ‘Benim çırağım sensin. Bir tane çırak yetiştirdim. O da sen oldun baba ’ derdim. İşin doğrusu babamın ustası benim."

18226739 De18 43C3 Bfe7 2309B4539939

İzmir’de emekçi direnişi büyüyor: Karşıyaka’dan Bayraklı’ya destek
İzmir’de emekçi direnişi büyüyor: Karşıyaka’dan Bayraklı’ya destek
İçeriği Görüntüle

“BU İŞLER PİS İŞ DİYE GÖRÜLÜYOR”

Yusuf Sevinçler’e göre mesleğin en büyük sorunu artık çırak yetişmemesi.

Bugünün gençlerinin masa başı iş istediğini söyleyen Sevinçler, tamir işlerinin emek yoğun ve zor bir alan olduğunu belirtiyor:

“Bizim işimiz masabaşı işi değil. Pis iş. İnsanlar çocukları doktor olsun, öğretmen olsun istiyor. Kimse böyle işlere yönlendirmiyor.”

Dükkânın içindeki is, metal tozu ve ağır çalışma koşullarının gençleri uzaklaştırdığını söyleyen Sevinçler, buna rağmen bu işin gerçek bir zanaat olduğunu vurguluyor:

“Burası ne olursa olsun ekmek teknesi. Bu bir meslek.”

“KAYBOLMAYA YÜZ TUTAN ZANAAT”

Karşıyaka’nın ortasında, modernleşen hayatın içinde hâlâ eski çaydanlıkları ayağa kaldıran küçük dükkân; aslında yavaş yavaş kaybolan bir kültürün de son temsilcilerinden biri. Yusuf Sevinçler, son olarak tüm zorluklara rağmen mesleğini keyifle yaptığını söylüyor...

Muhabir: DOĞUKAN FİKRİ FİDAN