Türkiye, son yılların en ağır kuraklık dönemlerinden birini yaşıyor. Yağışların uzun yıllar ortalamasının altında kalmasıyla birlikte barajlardaki doluluk oranı birçok kentte kritik seviyelere gerilerken, Sapanca, İznik ve Tuz Gölü gibi doğal su kaynaklarında da ciddi çekilmeler gözleniyor.
Türkiye’de kuraklığın en ağır hissedildiği kentlerin başında İzmir geliyor. İzmir'e su sağlayan Balçova ve Gördes barajları tamamen kurudu. Tahtalı Barajı'nda doluluk yüzde 0,41 seviyesinde; bu da 1 milyon 188 bin metreküp suya karşılık geliyor.
Başkent Ankara’da ise tablo değişmiyor; ASKİ’nin 8 Ocak 2026 verilerine göre başkentteki barajların aktif doluluk oranı yüzde 1’e kadar geriledi; geçen yıl aynı tarihte bu oran yüzde 19,75’ti.
Kuraklık haritasında en kırılgan büyükşehirlerden biri de İstanbul. İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi'nin (İSKİ) verilerine göre, kente içme suyu sağlayan barajlardaki ortalama doluluk oranı 8 Ocak itibarıyla yüzde 18,8 düzeyinde bulunuyor.
Türkiye verilere göre “su stresi yaşayan bir ülke” olarak kabul ediliyor. Ancak uzman görüşlerine göre mevcut gidişat değişmezse önümüzdeki yıllarda su fakiri kategorisine girme riski var. Su fakiri bölgeleri, kişi başına yıllık kullanılabilir tatlı su miktarının 1000 m³’ün altında olan ülkeler oluşturuyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi Ortadoğu ülkeleri ile Somali, Cibuti ve Eritre gibi Afrika ülkeleri bu kategoride.
Su stresi yaşayan ülkelerde ise kişi başına yıllık su miktarı 1000 ve 1700 m³ aralığında. 2025 verilerine göre, Türkiye'de kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı yaklaşık bin 305 metreküp. Su zengini ülkeler ise 8 bin ila 10 bin m³ üzeri miktarla genelde muson yağmurları alan Ekvator çevresi ülkelerinden oluşuyor. Doğal Hayatı Koruma Derneği’nin (WWF) verilerine göre bu rakamlar, Türkiye’nin su kıtlığı çeken bir ülke durumuna geleceğini gösteriyor.
SUYUMUZ NEREYE GİDİYOR?
Türkiye'de suyun en büyük tüketicisi yüzde 70’e varan paya sahip olan tarımsal sulama sektörü. Sanayide de yaklaşık yüzde 15 ve evsel kullanım ve içilen su miktarı da yüzde 15.
Uzmanlara göre su krizinin başlıca nedeni iklim krizi ve buna bağlı kuraklık. Zira iklim krizinin dünyada en kötü etkilediği yerlerden biri Akdeniz bölgesi. Küresel ısınmaya karşı büyük ölçekte bir gerileme sağlanamazsa Akdeniz havzasında kuraklığın baş göstermesi bekleniyor.
Ancak nüfus artışı, tarımsal sulamadaki verimsizlik ve kirlilik gibi faktörler de çok etkili. Bunlar da değişmeden devam ederse 20 ila 30 yılda, yani 2050'lerde Türkiye’nin de su fakiri ülke konumuna düşmesi mümkün görünüyor.
BİREYSEL ÇÖZÜMLER NELER?
Araştırmalar dünyada yaşanan su sıkıntısının giderilmesi için üç önemli konunun merkeze alınması noktasında hemfikir: Tarıma ayrılan suyun daha efektif kullanılması, şehirlerdeki boru şebekelerinin arasına temiz su havzaları inşa edilmesi ve suyun geri dönüştürülerek yeniden kaynak yaratılması.
NELERE YOL AÇAÇAK?
Su kıtlığı, tarım üretimini düşürerek gıda fiyatlarının artmasına ve gıda güvensizliğine neden olabilir.
Su ekosistemlerindeki azalmalar ve coğrafi kaymalar, su seviyesi ve sıcaklık değişimlerine karşı düşük toleransa sahip olan ve yeni ortama yeterince hızlı göç edemeyen veya uyum sağlayamayan birçok türün kaçınılmaz olarak yok olmasına yol açacaktır.
Hidroelektrik santraller, suya bağımlıdır. Su kaynaklarının azalması, enerji üretimini olumsuz etkileyebilir.
Küresel ölçekte birçok bölgede, iklim değişikliğinin yol açtığı uzun kurak dönemler, milyonlarca canlının ölümüne neden olabilecek kontrolden çıkmış orman yangınlarının olasılığını artırabilir.
Su kıtlığı, temiz suya erişimi daha da zorlaştırarak salgın hastalıkların yayılmasına neden olabilir.
Su kıtlığı aynı zamanda çatışmaları da tetikleyebilir. Bunun bir örneği, 2003 yılında başlayan ve azalan su kaynaklarının sahipliği konusundaki anlaşmazlıkla bağlantılı olan Sudan'ın Darfur bölgesindeki çatışmalarda görüldü ve bu çatışmalar yaklaşık 400.000 Afrikalının ölümüne yol açtı.




