Gizem TABAN/İZ GAZETE- Türkiye’deki siyasi tablo ve gelişmeleri değerlendiren Siyaset Bilimci Prof. Dr. Tanju Tosun, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na siyasi yasak ve hapis cezası verilmesi, 6’lı masanın adayının kim olacağına yönelik tartışmalar, ittifaklar ve ekonomik gelişmelerin seçime etkisi hakkında görüşlerini açıkladı.

1-11

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) hakaret ettiği iddiasıyla siyasi yasak ve hapis cezası verilmesini ‘siyasi’ açıdan yorumlayan Prof. Dr. Tanju Tosun, “Mahkemenin Ekrem Bey’e vermiş olduğu karara, siyaset bilimi ve Anayasa Hukuku açısından bakıldığında dünyada da benzer uygulamalar mevcuttur. Özellikle bu tür uygulamalar, popülist-otoriter rejimlerde siyasal iktidarın, rakiplerini siyasal yarışın dışında bırakmak için başvurduğu yöntemlerden biri… Popülist-otoriter rejimlerin izlemiş olduğu iki türlü strateji var; bunlardan bir tanesi kapsayıcılık, diğeri ise dışlayıcılık… Kapsayıcılık stratejisini özellikle seçim dönemlerinde kendi taraftarları için uyguluyorlar. Kendi taraftarlarını ekonomik ve hukuki olarak korumaya yönelik birtakım uygulamalar söz konusu oluyor. Dışlayıcılık ise, özellikle rakiplerini siyasal rekabet esnasında oyun dışında tutma ve güçsüzleştirme stratejisi oluyor. Yargı kararlarıyla, popülist-otoriter stratejilerini uygulama yolu seçiyorlar. Ekrem Bey’in yargı kararıyla karşılaştığı bu durum, özellikle Cumhurbaşkanlığı adaylığı için adı geçtiği için, popülist- otoriter rejimde siyasal iktidarın dışlayıcı bir stratejiyle oyun dışı bırakma aracı olarak okunabilir” açıklamalarında bulundu. 

‘İMAMOĞLU’NUN GÜCÜNÜ PEKİŞTİRİR’

İmamoğlu’na verilen cezanın toplum nezdinde nasıl bir etki yaratacağını ilişkin soru üzerine ise Prof. Dr. Tosun şunları söyledi: “Türkiye’deki son yarım asırlık seçimlere baktığımızda ilk örnek; 12 Eylül rejimin 1982 Anayasa’sına koyduğu geçici maddelerle 12 Eylül öncesi siyasi yasaklıları oyunun dışına itmesi… Ne oldu bu dönemde? 1987’de Anavatan Partisi (ANAP) döneminde, ANAP’ın karşı çıkmasına rağmen ve çok az fark olmasına rağmen referandumda seçmen tercihiyle bu liderlere siyasal hakları iade edildi. Dolayısıyla seçmenin bu tür engelleyici tasarruflara bakışı olumlu değil. 1998 yılında Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndan alınması sonucunda siyasal kariyerinde basamak basamak yükselişi de benzer bir şey… Ona da seçmen tepki gösterdi. Ardından 31 Mart 2019 yerel seçiminin YSK tarafından iptal edilmesinin ardından 23 Haziran 2019 seçiminde 800 bin farkla Ekrem İmamoğlu’nun kazanmasında da seçmen refleksini görüyoruz. Türkiye’de seçmen, bu tür ayrımcı-yasalcılığın bazı siyasi aktörleri sistem dışına itme tasarrufları karşısında refleksini mağdur olanın yanında değerlendiriyor. Muhtemelen Ekrem Bey’in de siyasal popülaritesi, yargı kararının ardından artacaktır. Ama Danıştay tarafından seçilme yeterliliğini kaybettiği gerekçesiyle görevden alınır ise cumhurbaşkanı adayı da olamıyor, ilk yerel seçimlerde büyükşehir belediye başkan adayı da olamıyor. Bu, seçmen nezdinde yargı kararının siyasetteki etkisinin somut olarak göreceği bir gelişme olur. Dolayısıyla bu tepki daha fazla artar ve orta vadede Ekrem Bey’in lehine bir sonuç yaratır. Zaten Türkiye siyasetinde yakın gelecekte önemli bir siyasal aktör olma sürecindeyken bu durum gücünü daha da pekiştirir.”

‘TARTIŞMAYI ORTADAN KALDIRABİLİR’

Seçim dönemi yaklaşırken 6’lı masanın adayını henüz açıklamamasını değerlendiren Prof. Dr. Tosun, “6’lı masanın adayı henüz açıklamama gerekçelerinin en önemlilerinden biri; açıkladıkları takdirde adayın yıpratılacağı argümanıydı. Fakat aday açıklanmadığı için bu kez Millet İttifakı’nın kendi içinde aday tartışmaları artmaya başladı, liderler düzeyinde olmasa bile teşkilatlar ve seçmen düzeyinde böyle bir tablo ortaya çıktı. Adayı koruma kalkanına almak isterlerken bizzat kendi içlerinde potansiyel adaylar korumasız hale geliyor. Siyasal gündemlerinde önce parlamenter sisteme geçiş sürecinin nasıl olacağına dair bir rapor hazırlanıyor, bunun altyapısı tamamlanıp ocak ayındaki ilk toplantıda sunulacak. Ardından da hükümet programı, seçim beyannamesi muhtemelen kamuoyuna açıklanacak. Baştan beri ısrarları, bunlar olmadan adayı açıklamama eğilimiydi. Bunu da neye dayandırıyorlar; adayı şimdi açıklarsalar daha sonra açıklayacakları hükümet programı, seçim beyannamesini aday nasıl seçmene anlatacak? Ayrıca çok güçlü bir aday, 6’lı masanın aktörlerini yürütmenin çok güçlü bir figür olması dolayısıyla devre dışı bırakıp kendi başına hareket etmek isterse bu takdirde 6’lı masada kendi durumları ne olacak? Dolayısıyla bu ilişkiyi adayın da kabul edebileceği bir informel hukuki çerçeveye oturtup sonrasında adayı açıklama eğilimindeler ve açıklama konusunda seçim takvimi düşünülüyordu. Ama adayın açıklanması konusunun bir miktar öne çekilmesi, 6’lı masanın birbirleri arasındaki bu aday üzerinden oluşan tartışmayı ortadan kaldırabilir” diye konuştu.

‘KILIÇDAROĞLU ÖNE ÇIKIYOR AMA…’

Bir taraftan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 6’lı masanın Cumhurbaşkanı adayı olmak istediğine yönelik sinyal vermesi, diğer taraftan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu veya Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın aday olması yönünde sinyal vermesini değerlendiren Prof. Dr. Tosun, 6’lı masanın bu konuda nasıl hareket etmesi gerektiğine dair görüşlerini açıkladı. Tosun, şöyle konuştu: “Masada aday isimleri tartışılıp bir uzlaşmazlık ortaya çıkmadı ama henüz bir uzlaşma da yok. Dışarıdan bir aday gösterilmediği takdirde Millet İttifakı’nın elinde seçenek kalmamış görünüyor. Niye? Kemal Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş isimleri üzerinde duruluyor. Mansur Bey’e yönelik özellikle kamuoyundan gelen çekince, Kürt seçmenin oy vermeyeceği yönünde… Ekrem Bey için ise, diyelim ki aday oldu ancak siyasi yasak geldi. Bu durumda yarışma ihtimali yok. Stratejik olarak mutlaka tek aday belirlemeleri gerekiyor. Çünkü çoklu aday olması halinde, dünya örnekleri gösteriyor ki; ister birinci ister ikinci turda olsun, iktidar adayının kazanma ihtimali daha yüksek… Bu açıdan bakıldığında tek aday üzerinden bu süreci yönetmeleri gerekir. Burada aday kim olabilir diye baktığımızda masada da fazla seçenek kalmıyor, Kemal Bey’in aday olma isteğini de düşündüğümüz zaman… Bu tabloda alternatifler iyice azaldığı için Kemal Bey öne çıkıyor. Ama bunun seçimi kazanma ilişkisi nasıl olmalı diye baktığımızda; Kemal Bey, olası adaylığında İmamoğlu faktörünü çok etkin bir biçimde kampanya sürecinde kullanmalılar. Hatta Ekrem Bey ve Mansur Bey’in dahil olduğu üçlü bir kampanya yürütülmesi, iktidar adayı ile yarışta avantaj yaratabilir. Seçim coğrafyasına göre, adayın yanında yer alacak isimlerin söylemleri üzerine çalışmaları gerekiyor.”

 ‘SEÇİMİ İKİNCİ TURA TAŞIYABİLİR’

Memleket Partisi, Zafer Partisi, Doğru Parti ve Adalet Partisi’nin ittifak kurmasının seçimi nasıl etkileyeceğine yönelik açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Tosun, Cumhurbaşkanlığı seçiminde muhtemelen üç tane ittifak adayı olacağı görünüyor. Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı var. Bir de Zafer Partisi ve Memleket Partisi ittifak yapıp aday çıkardığı takdirde ki bu ittifaka birkaç küçük partinin de dahil olacağı görünüyor, bu partilerin toplamda yüzde 5 civarında oy potansiyelleri var. Yüzde 5’lik oy dahi seçimin ikinci tura kalmasına neden olabilir. Dünyada 81 başkanlık sisteminde başkanlık seçimleri iki turlu oluyor, bunların 36 tanesi ikinci tura gidiyor. Dolayısıyla ikinci tura gidebileceği ihtimalini göz ardı etmemek gerekiyor. Üçüncü bir ittifakın yüzde 5 oy alması seçimi ikinci tura taşıyabilir” ifadelerini kullandı.

 ‘İSTEDİKLERİ ADAY GÖSTERİLMEZSE…’

HDP ve sol-sosyalist partilerin içinde bulunduğu Demokrasi İttifakı’nı değerlendiren Prof. Dr. Tosun, “Bu ittifakın, adaya göre kendi seçmenini yönlendirmesi söz konusu olacaktır. Eğer, istedikleri bir aday Millet İttifakı tarafından gösterilmezse o takdirde kendi adaylarıyla seçim yarışına girecek ve bu noktada da ikinci tur ortaya çıkacak. İstedikleri bir aday gösterilirse o zaman birinci turda Millet İttifakı adayının seçilme imkanı var. İkinci tura kalırsa, ikinci turda, yapılan araştırmalara göre HDP seçmeninin tercihi Millet İttifakı’nın adayı lehine olacaktır. Bir de homojen bir Kürt seçmen yok, onun içinde birtakım muhafazakar Kürtler var, ki muhafazakar Kürtler de ağırlık olarak AKP’ye oy veriyor” dedi. 

EKONOMİ SEÇİMİ NASIL ETKİLER?

Ekonomik gelişme ve iyileştirmelerin seçmenin tercihini nasıl etkileyeceğine ilişkin açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Tosun, “Etkili olmayacağını söyleyemeyiz. Nitekim seçim sürecine yönelik siyasal iktidarların popülist ekonomi politikaları ve uygulamaları, öyle ya da böyle iktidar partisine oy vermeyi düşünmeyen bir miktar seçmeni bile yönlendirebiliyor. İktidara bir miktar avantaj yaratabilir ama seçim yaklaştıkça iktidar ve muhalefet arasında oy makası, özellikle muhalefet açık olursa iktidarın bu oy makasını kapama isteği popülist ekonomi politikalarına rağmen yeterli olmayabilir. Ancak, Türkiye’de siyasal kutuplaşma nedeniyle hem ittifakların hem partilerin oy bagajları önemli ölçüde dolmuş durumda… Dolayısıyla bir bloktan diğer bloğa oy geçişleri çok kolay yaşanmıyor. Bu tür popülist ekonomi politikalarına rağmen bu geçişi zorlaştıran en temel etken siyasal kutuplaşmanın yaratmış olduğu seçmen tercihlerindeki donma durumu… Oy hareketliliği kolay kolay olmuyor. Oy hareketliliği daha ziyade, kararsız seçmenlerde yaşanıyor. Dolayısıyla bu seçimde de kararsız olan seçmenin özellikle bu ekonomi politikaları uygulamalarıyla Cumhurbaşkanlığı seçimini kimin kazanacağını belirleme gücü var” diye konuştu. 

‘SİYASAL YORGUNLUK VE BIKKINLIK VAR’

Siyasi konjonktür açısından geride kalan 2022 yılı ve bu bağlamda Türkiye’de 2023 yılında nasıl bir tablo ortaya çıkacağı hakkında görüşlerini açıklayan Prof. Dr. Tosun, “Siyasal kutuplaşmanın yol açtığı bir siyasal yorgunluk var, seçmen nezdinde de adeta siyasal bıkkınlık söz konusu… Türkiye’de bu hep böyle ama son dönemde daha da arttı. Çünkü Türkiye’de hem siyasal elitler hem de seçmenler nezdinde siyaset bir savaş olarak algılanıyor. Ve siyaset Türkiye’de ister yerel ister genel seçimlerde, toplamı sıfır olan bir oyun şeklinde kurgulanıyor. Yani kazananın her şeyi kazandığı, kaybedenin her şeyi kaybettiği bir seçim rekabeti oluyor. Hal böyle olunca da seçimler, tarafların birbirlerini adeta düşmanlaştırdığı, siyasal kutuplaşmanın çok sert biçimde yaşandığı bir süreç olarak ilerliyor. Mevcut tabloda bu kutuplaşma 2023 yılında da devam edecek gibi görünüyor. Çünkü iktidardan düşmenin maliyeti, bu toplamı sıfır olan oyunlar nedeniyle çok yüksek… Kutuplaşma da bu nedenle devam edecek” dedi. Tosun, iktidarın değişmesi durumunda ise ortaya çıkacak tabloyu şöyle özetledi: “İktidar değişirse Türkiye normalleşir. Hem demokrasi olağan bir şekilde işler hem de ekonomik performans etkilenir. Çünkü ekonomi alanında Türkiye’nin yaşadığı en önemli sorunlardan biri uluslararası güvenin Türkiye’deki siyasal duruma ilişkin çok düşük olması… Yabancı yatırımcı gelmiyor, çünkü bir istikrarsızlık var ve Türkiye öngörülebilir bir ülke değil. Çünkü kutuplaşma yaşanıyor. Kutuplaşmanın azalması ve demokratikleşme yönünde atılacak adımlar uluslararası güveni artırır. Bu da hem siyasi hem ekonomik açıdan normalleşmeyi sağlar.”