Hayata yoksulluk, işsizlik, evsizlik, eksiklik içinde dahil olmaya çalışıyoruz. Toplum olarak bizim acı gerçeğimiz bu: karnımızı doyuramıyoruz, barınamıyoruz, yaşamıyoruz ve hepsine alışıyoruz.

“İlerlemenin negatif tarih olarak anlatılan” kısmını somutlaştırıyoruz...

Henüz ilk ve temel evrede debelenirken ve hayata iştirak edemezken; geçen bahar yaşanan hayal kırıklığının ağırlığı altında yeni bir “bahar ayinine” doğru ilerliyoruz.

Evet, Eskilerin tabiriyle bir kez daha “seçim sath-ı maili”ndeyiz. Aşağı yukarı şöyle bir anlamı var: seçime doğru, eğimli yüzeye girmek… bir çeşit yokuş aşağı hali yani… 14 Mayıs sonrasını düşündüğümüzde durumumuz bundan daha iyi bir tabirle anlatılmaz. Partisi, lideri, seçmeni, adayı, gündemi, ekonomisi… dilimizde, halimizde ne varsa her biri o eğimli düzeyde tepetaklak yuvarlanıyor.

Hiçbirini durduracak irade, kontrol edecek bir kapasite şimdilik ortalarda görünmüyor.

İşte, bazı şehirlerin adayları veya rakiplerin ideolojik paralelliği bu seçim sath-ı mailini de enteresan kılıyor.

Örneğin Yavaş-Altınok yarışı veya Hatay, Antalya, Bolu, İzmir adayları gibi.

Eşyanın tabiatına aykırı denir ya; bazı partilerin varoluşunu kuran, o temeli boşa düşüren isimler seçiliyor.

CHP bağlamında Tanju Özcan, Muhittin Böcek, Lütfü Savaş veya çeşitli ilçe belediyelerinin adayları partinin politik ve ideolojik temeliyle ve toplumun isteğiyle de tamamen uyumsuz bir yerde kalıyor.

Lütfü Savaş tek başına değerlendirilmeli elbette. “Deprem bölgesinde 10 kusurun 1’i bizim; ama AKP’nin 9 kusurunu da hatırlatacağız…” diyen Özgür Özel gibi, iktidarın payını hiçe sayarak değil, onu sabit kabul ederek CHP ve Lütfü Savaş bağlantısı ve deprem gerçeği ortada, orta yerde duruyor.

Aynı Özel, “Hatay, Başkan hakkında ne düşünüyorsa o karara biz uymak zorundayız. Zaten eğer Hatay bir şey söylüyorsa, sen onunla inatlaşıyorsan onun bedelini sana sandıkta ödetir” de demişti. Bu 6 Şubat’ta gördük Hataylıların ne düşündüğünü…

Hatırlamakta fayda var Erdoğan 9 kusurun 4’ünden sorumlu tuttuğu başkanları değiştirdi. 

Bir de İzmir, Muğla gibi kıyı şeridinin hali…

“İzmir’de Mehmet Cengiz aday olsa anca bu kadar olurdu” diyen bile var.

Birilerinin çökmek için yarışta olduğu Bodrum’da Muğla’ya aday gösterilen Ahmet Aras’ın halefi 30 yaşındaki adayın, önce genel başkanı dahil herkese adını doğru söyletmesi, sonra Bodrum’a çökmek isteyenlere iradesini, arkasında duranlara rüştünü ıspatlaması gerekecek.

Vahap Seçer’den çok Veli Ağbaba’nın konuşulduğu Mersin meselesi var ayrıca…

Diğer yandan Ankara’da AKP, MHP ve Altınok ilişkisi; eskinin A Takımı meselesi, İYİ Parti adayı danışman eskisinin Mansur Yavaş öfkesi ve sağın kendi içinde katı, sıvı, gaz şeklinde sürekli şekil değiştirebilme yeteneği…(!)

DEM Parti ve Demirtaşların durumu da sürecin kargaşasında bir başka boyutun örneğini oluşturuyor, yalnız mı bırakıldılar, kendilerini mi hatırlattılar soruları akla geliyor…

Cevabını arayan başka sorular da var kuşkusuz…

Kişi olarak Murat Kurum dikkate değer mi; yoksa mesele AKP’nin Erdoğanlı varlığı mı, “seçimi manipüle etmek ve algı yönetimi için her şeyi yaparlar, asıl risk bu” endişesi gerçek mi?

DEM’in eş başkan adayları Beştaş ve Çepni, İYİ Partili Kavuncu İstanbul için neye sebep olur?

YRP ve sağın geri kalan tüm adayları Kurum’un oyunu böler mi…?

Ve “görevi ileriyi görmek değil, mümkün kılmak” olan sol-sosyalist partiler… Hatay için ortak aday talebi, başka yerde böyle bir adım tercih edilmeli mi, geç mi kalındı…?

BirGün'den Esat Aydın, siyasal iletişimci Ateş İlyas Başsoy ile konuştu.

14-28 Mayıs’tan bu yana toplumun seçimlere bakışının değiştiğini düşünüyor musunuz? Bu siyasi partilerin kampanyalarına ve seçim katılımına nasıl yansır?

Ne yazık ki 14 ve 28 Mayıs seçimlerini de doğru dürüst analiz edemeden hemen gündeme gömüldük. Kurultay olsun olmasın, ne zaman olsun filan derken kasım ayında oldu. Üstünden 3 ay geçti, seçime 1,5 ay kaldı ve ben bu soruları yanıtlarken çoğu garantili yerler olmak üzere pek çok belediyede daha aday bile belli değil… Muhalefet tarafı darmadağın, sadece partilerin ayrışması değil partilerin kendi içlerinde de ayrışması gizlenecek boyutu aştı. CHP dört parça, DEM en az iki parça ve İYİ Parti paramparça bir görüntü veriyor. Şu sıralar çok kullanılan bir atasözü var: “Kavgalı eve kız vermezler”… Kız verirler mi bilmiyorum ama önemli bir seçmenin oy vermeyeceğini düşünebiliriz. 

31 Mart yerel seçimlerinde muhalefetin stratejisi, geçmiş seçimlere kıyasla temel bazı değişimler yansıtıyor, bu seçimde muhalefet partileri için ideal strateji neydi?

Bir strateji var mı? Ben şu âna dek bir strateji göremedim. Ama büyük stratejik hataları her gün hep beraber görüyoruz… Bu sorunuza ana muhalefet odaklı yanıt verebilirim, 2019 CHP Kampanyalarının başındaydım ve o zamanla bu zaman neredeyse gece ve gündüz kadar farklı görüyorum. 2019’da adı “Radikal Sevgi” olan ve adına bakıp geçerseniz yanılabileceğiniz derinlikli bir strateji vardı. Şu an bu strateji büyük oranda AKP tarafından uygulanıyor. AKP ve MHP bilinçli biçimde seçim atmosferinden kaçınıyor. Bu bizim 2019’da uyguladığımız stratejiydi. 2019’da Kemal Bey’i geri çekmiş, hatta parti kurmaylarının bile tweet atmasını, basına beyan vermesini durdurmuştuk. Amacımız sadece adayları kahramanlaştırmaktı, çünkü adaylar bulundukları bölgede CHP dışında pek çok partiden ve en başta AKP seçmeninden oy almalıydı. Konuşan, mantıklı şeyler anlatan, kendinden emin belediye başkan adayları imajını hem ulusal, hem de seçim bölgeleri özelinde tek tek çizmeye çalıştım. Böyle bir stratejik bütünlük maalesef bu seçimde görülmüyor. İmamoğlu, Yavaş, Karalar ve Seçer gibi kritik başkanları ayırarak söylüyorum, sanırım bu seçim sadece onların mantıklı stratejileri var.

Tüm partiler için söylüyorum...

İttifak ilişkisi AKP ve MHP dışında çözülmüş görünüyor. Bu durum karşısında CHP ve AKP; İYİ Parti, DEM ve diğer unsurların etkin olabileceği bölgelerde yerel seviyede fikir ve politika birlikteliğine yönelebilir mi, kendi seçim vaatlerini ve hedef kitleye yönelik mesajlarını nasıl güncelleyebilirler?

Parti başkanlarının tepeden aldığı kararlara %100 uyan seçmen yok. Kendi tartısıyla oy kararını en çok değiştirebilen seçmen kitlesi AKP’nin içinde. Türkiye’nin siyasi aidiyetten önce, rasyonel kararlarla oy kararını değiştirebilen seçmen kitlesinin neredeyse tamamı 20 yıldır AKP’ye oy veriyor. Ama aynı seçmen yerel seçimlerde kararını değiştirebiliyor. Bir aday makul ve mantıklı konuşur ve bunu seçmenine aktarabilirse, özelikle AKP seçmeninden geçiş oluyor. İkinci olarak İYİ Parti seçmenini söylerim, birkaç vekil alabilmek için kendini imha etme kararı almamış olsa Ali Babacan ve Deva Partisi seçmenini de söyleyebilirdim. Bu partilere oy veren seçmenler de doğru söylemle bir araya gelip, yanlış söylemle kolayca başka partiye dönebilen ve gidebilen seçmenler. Bu seçim yerelde, her bir seçim bölgesinde, o seçim bölgesinin kararlarıyla en akılcı konuşan adaylar oylarını artırabilir ve seçimi kazanabilir. Tüm partiler için söylüyorum: Merkezler seçim bölgelerine ne kadar az dahil olursa o kadar başarılı olurlar.

CHP tarafından aday gösterilen isimlerin, partinin çoklu kimlik siyaseti ve farklı bölgelerdeki yerel dinamiklere uyum sağlama çabası çerçevesinde seçmen davranışları üzerinde yarattığı etkinin, parti içi ve dışı siyasette değişim yaratıp yaratamayacağı konusunda ne tür analizleriniz var?

Ben dediğin niyeti duyuyorum ama pratikte bir örneğini pek görmüyorum. 2019’da birçok seçim bölgesinde veriye dayalı aday seçimi olmuştu. Bunu da pek analiz etmedik veya bu analiz kendini sonuç değil sebep olarak gören muzaffer başkanların pek hoşuna gitmemiş olabilir. Herkesin en çok bildiği adaylardan örnek vereyim: Ekrem İmamoğlu veya Mansur Yavaş birer sebep değildi. Araştırma şirketleri seçim bölgelerine “Nasıl bir adaya oy verirsiniz?” diye sorduğunda, İstanbul’a İmamoğlu gibi, Ankara’da Yavaş gibi bir aday tarifi yapılıyordu. Bu tariflere en uygun insanlar oldukları için onlar aday gösterildi. Yani belirleyici olan veriydi. “Halk böyle istiyor” deyince akan sular duruyordu. Şu anda öylesine tutarsız kararlar alındı ki, bu adalet hissi de yaratılamadı. Oysa kurultayla seçilmiş genç bir ekip inanılmazı başarıp rüştünü ilk günden ispatlayabilirdi.

İnşallaha maşallaha kalmış gibi görünüyor

DEM Parti ve İYİ Parti’nin kendi adayları ile seçime girmesinin politik atmosfere ve iktidar/muhalefet denge dinamiklerine etkisi ne olur?

Seçimlerin birçok seçim bölgesinde birkaç puan farkla kazanıldığını anımsarsak, AKP ve MHP’nin el ele olduğu bir ortamda muhalefetten mucize beklemek hayalcilik olacak. Siyasetçi başarısı bu dengeleri tutturma başarısıdır. Olumsuz konuşmak istemiyorum ama işimiz biraz inşallaha maşallaha kalmış gibi görünüyor.

Her iki partinin seçmeni zaman içinde diğer partilere evrilebilir mi, bir de bu iki partinin iktidar ve diğer muhalefet partileri ile ilişkilerinde yeniden pozisyonlanmayı getirebilir mi bu süreç?

İYİ Parti de, DEM de şu müthiş zenginliğin kıymetini bilemedi: Yeni nesiller eski nesillerin kinlerini taşımak istemiyor. Kent insanları bir araya getiren bir pota görevi görüyor. İYİ Parti seçmeni bir avukatla, DEM seçmeni bir doktor her sabah aynı saatte çocuklarını aynı servise bindirip, birbirlerini selamlayarak işlerine gidiyorlar. İmamoğlu’na oy veren İYİ Parti ve DEM seçmeni birbirinin pekâlâ farkındaydı, kimse onları kandırmadı. Bu seçmenlerin birbirlerinin farkında olmalarına rağmen İmamoğlu’na beraberce oy vermelerini parti başkanları pek umursamadı.

Peki sizce bu seçmenler yeniden İmamoğlu’na oy verecekler mi?

Verecekler. Çünkü az önce söylediğim İYİ Partili avukat İmamoğlu’nun restorasyon projelerini, DEM Partili doktorsa yeni metro hatlarını hayranlıkla gözlemliyor. Bu insanlar çok büyük oranda yine İmamoğlu’na oy verecekler; çünkü İmamoğlu Büyükşehir kanunu çıktığından beri İstanbul’a gelmiş en başarılı belediye başkanı… Hak edene hakkını vermeyi parti bağlılığının önünde hisseden çok fazla İYİ Parti, DEM, hatta AKP seçmeni var. İmamoğlu bu nedenle, bu insanların çoğunluğunun oyunu alacak. Benzer siyasi dağılımlara sahip Adana, Mersin, Antalya için de aynı şeyleri söyleyebilirim. Vahap Seçer, Zeydan Karalar, Muhittin Böcek vatandaşla siyasi ayrımların anlamsız kalacağı çok sağlam gönül köprüleri kurmuş isimler.

İYİ Parti'nin kendi adayları iktidar ve muhalefetin stratejilerini gözden geçirilmesine yol açabilir mi?

İYİ Parti ayrı adaylar çıkartıyor diye onu şeytanlaştırmak kolaycılık. Her parti kendi bağımsız kararını vermekte özgür. İYİ Parti seçmeni büyük oranda kentli milliyetçi seçmen. Bu seçmeni laf ebeliğiyle çekmek kolay değil, çünkü çapraz bilgiye ulaşabilen ortalamanın üzerinde kültürlü bir kitle. Ama İYİ Parti de örneğin Balıkesir’de Ahmet Akın’a karşı aday çıkartmakla makulluk zeminiden kopup absürde kanat açıyor. Keza DEM’in de kentte yaşayan seçmen kitlesi son derece bilinçli… Bu nedenle her seçim bölgesinde ayrı bir satranç tahtası olacak. Genel seçimlerin vazgeçilmezi “genellemeler” yerel seçimlerde pek işlemez.

Akşener şaşırtıcı bir insan ama bizi hiç şaşırtmadı

2018’den bu yana parti politikasının oturmaması eleştirilerine siz de katılır mısınız, bu seçimde tabanı olan milliyetçi ve merkez sağ seçmene ne tür bir mesaj veriyor İYİ Parti?

Siyasette ters köşeler çağı geride kaldı sanki. Türkeş’in Nâzım Hikmet şiiri okuduğu bir dönem olmuştu. İYİ Parti bu sembolik söylem üstünlüğü arayışına bile girmedi. Bir yerli dizide ona verilen rolü yedi sezondur oynayan bir oyuncu gibi… Meral Akşener aslında şaşırtıcı bir insan ama bizi hiç şaşırtmadı. Altılı Masa’dan kalkması bile beklenen bir hareketti. Siyaset ezber bozmakla inşa edilir. “MHP kötüydü, biz iyiyiz, iyi olduğumuz için buradayız” diye bir tarif yapmadı mesela. Böyle bir tarif İYİ’ye çok güçlü bir kulvar açabilirdi. Hiçbir şey yapmayınca, “o halde senin farkın ne?” diyenlerin sesi yükseldi. Bence AKP haricinde tüm partiler gündemle, hatta “an”la o kadar meşgul ki, geri çekilip derin bir soluk alıp “Ben kimim? Amacım ne? Farkım ne?” gibi yapısal soruları sormaya hiç vakit bulamıyorlar.

Peki, AKP’nin iktidarda bulunduğu süre zarfında gerçekleşen seçimlerdeki algı yönetimi pratikleri, sizce Türkiye'nin siyasal iklimine ve iletişim disiplinine nasıl etki etti?

Yapması gerekeni yapan bir partiyi suçlamaktansa, yapması gerekeni yapmayıp her defasında yenilen bir partiyi eleştirmek daha doğru değil mi? AKP neden kazanıyor, CHP neden kaybediyor diye kafa yoran üç kitap yazdım. Bir yarışı sadece kendi doğrularınızla değil, rakiplerinizin hatalarıyla kazanırsınız. Ve AKP rakibin hataları konusunda hiçbir zaman yoksunluk yaşamadı, birkaç örnek hariç… Bu örneklerden ders çıkarmayan bir rakibiniz varsa, her seçimi rahatça kazanırsınız.

Türkiye'deki siyasi atmosferin yerel seçim kampanyalarına etkisi genellikle nasıl oluyor ve siyasal iletişimciler bu atmosferi kampanya stratejilerine nasıl entegre ediyor?

Yerel seçim öncelikle aday seçimi olduğu için genel dertler daha az belirleyici oluyor. Ve şunu da eklemeliyim, örneğin yoksulluk bir etkense, sosyal belediyecilik vaadini vatandaşa inandırıcı biçimde aktarmanıza kimse engel olamaz. Ama bunun için dertleri bilen, derde uygun derman üreten bir figür olarak ortaya çıkmalısınız.

2009 Antalya ve 2019 Türkiye genel seçim kampanyalarında siyasal iletişimci olarak üstlendiğiniz rolde sunduğunuz özgün strateji ve yöntemlerin başarıya ulaşmasındaki anahtar faktörler hangileriydi, muhalefet bugün bunların neresinde?

 Bugün nereye gitsem siyasi danışmanların benim kitaplarımdan alıntılar (çoğu zaman kaynak göstermeden) yaptıklarını görüyorum ve buna seviniyorum. Çünkü kitap yazmanın amacı da bilgiyi saklamamak, yaymak ve diyaloğu devam ettirmektir. Özgür Özel’in “Türkiye İttifakı”, 2019 seçiminde il il kullandığımız ve seçime günler kala Türkiye’nin geneli için söylediğimiz bir söz, sözden öte fiiliyattı. Bir tavsiye: Partinin 31 Mart’a kadar geri planda kalması ve adayların öne çıkartılması da doğru olacaktır. Umarım bunu gerçekleştirirler. Ben elimden geldiğince SMS filan atarak fikirlerimi paylaşmaya veya anımsatmaya çalışıyorum ama tıpkı 2014 yerel seçimi gibi, bu seçim de sebebini sonra anlayacağımız devasa duvarların gerisindeyim. Ama bu da dert değil, çünkü bildiğim her şeyi kitaplarıma yazmıştım. Bir faydam olacaksa, oradan da olur… Bunu bana sorduğunuz için söylüyorum, dünyanın sırrını keşfetmiş bir âlim değilim. CHP’nin ve muhalefetin yararına olabilecek bazı fikirleri yıllardır tekrarlayan ve uygulama fırsatı bulduğu her durumda başarı kazanan ortalama bir insanım. Bazen söylediğiniz sıradan doğrular yapılan muazzam hatalar nedeniyle abartılı bir ün kazanabiliyor.

Soyer'e ayıp edildi

Siyasal iletişimde kriz yönetimi nasıl ele alınmalı ve kampanyalar sırasında karşılaşılan olumsuz durumlar nasıl hafifletilebilir veya çevrilebilir? Örneğin, CHP’nin 14 Mayıs’ta yaşadığı bir “seccade vakası” vardı ya da şimdi Lütfü Savaş, Tunç Soyer gibi isimlerle tartışılıyor olmasının bir sonucu var mı?

Twitter linçlerin çok da önemsememek gerek. “Seccade vakası” gibi durumlar, sanılanın aksine bu linçleri yapan gruba zarar yazıyor. Çünkü mantıksız ve halk da aptal değil.

Tunç Soyer’e kesinlikle ayıp edildi. Aylarca “araştırma yapıyoruz” diye hem Soyer’i hem de diğer mevcut başkanları oyaladılar. En kapsamlı araştırma bile 5 günde biter. Hani diyorlar ya, “Zeydan Karalar, Vahap Seçer, Muhittin Böcek de karşıtımızdı ama onları tekrar aday gösterdik” diye… Bu aklımızla alay eden bir laf. Onları aday göstermezsen seçimi kazanamayacağın kabak gibi ortada olduğu için aday gösterdin. Tunç Soyer’i de İzmir’in demografik durumundan ötürü, ne olursa olsun kazanılacak yer olduğu için harcadın. Soyer iki yılı pandemi ile geçen, deprem ve yangın felaketleri yaşamış bir şehirde bir dönemde neden başarısız ilan edildi? Bir çocuk bile esas meselenin bu garantili yeri “kapmak” olduğunu bilir. Türkiye’nin en eğitimli seçmen kitlesine sahip CHP mi bilmeyecek? Her şey bu kadar çiğ olunca Soyer’in halefine de haksızlık yapılmış olmadı mı?

Hiçbir parti hiçbir adayı tekrar göstermek zorunda değil ama her ilde her ilçede aşırı kötü bir süreç yönetimine tanık olduk. Bence Hatay’da hiçbir belediye başkanı tekrar aday gösterilmemeliydi, bu benim çok hassas bir bölgede, çok hassas bir konuda öznel görüşüm. Belediye başkanı iyidir veya değildir, bu Hatay özelinde ayrı bir konu. AKP deprem bölgesinde hiçbir belediye başkanını aday göstermedi. Aydın Efeler’de 240 ilçe belediye başkanı içinde belki en başarılı olanlardan birini aday göstermediler, Mersin Tarsus’da ilk dönemini yapan ve sevilen bir adayı sildiler, açık seçim sonuçları ve yapılan işlerin hacmiyle ülkedeki en başarılı belediye başkanına sahip Çankaya’da ne yapacaklarını hâlâ bilmiyoruz… Kadın adaylar konusuna takıntılı olduğumu biliyorsun. Şişli’de açık ara farkla, mevcut başkandan bile iki kat fazla kabulu olan kadın adayı alabora ettiler, Genel Başkan’ın “eşitlik hatta bir miktar düşük puan halinde bile kadın adayı seçeceğim” demecine rağmen… AKP’nin ekonomi politikaları çökmüş durumda, ülke yoksulluk içinde kıvranıyor ve bu şartlar altında rakibini alt etmek üzere olan bir parti, tıpkı kovboy filmlerindeki gibi elindeki tabancayı atıp rakibe bir şans daha veriyor. Çelişkili kararlar, kırık kalpler, kendi içinde Moğol ordusu gibi yıkıcı bir sekterlik içinde seçime giriyor CHP… Maç buradan nasıl çevrilir, bilemiyorum. Bilsem ve söylesem de kimsenin dinleyeceğini sanmıyorum. Özel ve ekibinde Kılıçdaroğlu’nda hiç tanık olmadığım bir defansif duruş, irrasyonel kin hafızası var. AKP şu süreçte 2019’daki hatalarını tekrar etmezse sonuçlar ne olur düşünmek istemiyorum.

Umarım 2024'te dünyaya ilham oluruz

Türkiye'nin siyasal iletişim pratiklerinin uluslararası arenada benzerlikleri ve farklılıkları neler ve Türkiye'den örnekler diğer ülkeler için ilham kaynağı olabilir mi, tam tersi örnekler mevcut mu?

2019 seçimleri tüm dünyaya ilham kaynağı olmuştu. Ben 50’dan fazla yabancı yayına röportaj vermiştim. Seçim stratejimiz o dönem yapılan ABD dahil pek çok seçimde kullanıldı. Umarım 2024’te de dünyaya ilham oluruz.

Kitle iletişim araçlarının yetersizliği genel seçimde Kılıçdaroğlu’nun da yakındığı bir durum olmuştu. Alternatif mecralar ve kullanımları için öneriniz\fikriniz olur mu?

Kılıçdaroğlu bence ayırdığı muazzam bütçeyi ilginç bir şekilde tüketen bazı kurmaylarından yakınmalı. 14-28 Mayıs seçimlerinde CHP, iktidar partisi kadar para harcamış olabilir. Bu paranın ne kadarı doğru şekilde harcandı kimse bilmiyor. Mecra aramak filan işin sonraki kısmı… 14-28 Mayıs’ta Kılıçdaroğlu kazanmasın diye uğraşan ve kazanmamanın kazancına odaklanmış kişileri herkes tanıyordur sanırım.