Türkiye’de neredeyse her gün bir kadın cinayeti işleniyor. 16 Temmuz’da İstanbul’da yol kenarında bir valizde cesedi bulunan 22 yaşındaki üniversite öğrencisi Ayşe Tokyaz, sevgilisi olduğu iddia edilen eski polis memuru C.K. tarafından öldürülürken, Diyarbakır'da da 22 yaşındaki İlayda Alkaş, oturduğu binaya girmek isterken, erkek arkadaşı 30 yaşındaki C.A. tarafından uğradığı tabancalı saldırı sonucu yaşamını yitirdi.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformunun verilerine göre, 2008’den 2025 yılının ilk 7 ayına kadar toplamda 5 bin 343 kadının hayalleri çalındı, hayattan koparıldı. Kadını koruyan ve aile içi şiddeti önlemek için Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açılan ‘Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi’, 2014’te yürürlüğe girerek ‘İstanbul Sözleşmesi’ adını aldı. Bu sözleşmeyle kadına ve aileye yönelik şiddet, baskı ve diğer etmenlerin önlenmesi amaçlanmıştı. Bu sözleşme, Mart 2021’de AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tek gecede fesih imzasıyla yürürlükten kaldırılmış oldu. Buna karşın sokaklara inen kadınlar, tepkilerini dile getirerek İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden yürürlüğe girmesi gerektiğini vurguladı.
Kadının değeri bilinmiyor
Kadın cinayetlerine yönelik İzTV mikrofonuna konuşan İzmirliler, kadın cinayetlerinin önlenmesi için yasaların güçlü ve caydırıcı olmasını söyledi. Kadın ve erkeğin boşanma girişiminde arkadaş olmasının normal karşılanması gerektiğini dile getiren Neşe Yıldız, “Kadın cinayetleri çok korkutucu. Hep kadınlar öldürülüyor, buna mâni olmak lazım. Bunu da durduramıyoruz. Ne kadar söylesek de buna mâni olamıyoruz. Kadın cinayetlerini önlemek için, eşinden ayrılmak isteyen kadın, eşiyle arkadaş gibi kalabilir. Bu belki de ayrılık sonrası ya da ayrılık girişiminde kadının güvende olmasını sağlar. Zaten bu yüzden bu ölümlere ve şiddete şahitlik ediyoruz. Kadının değeri bilinmiyor, ayrıldıktan sonra kıskançlık krizi başlıyor. Bu durumu hazmedemeyince, bu defa da kadını öldürme girişimine başlıyor” dedi.
Erkeğin eğitilmesi lazım
Erkeklerin kadınlara karşı daha saygılı olması gerektiğini söyleyen Belgin Tatarlar da kadın cinayetlerinin artması hakkında “Bu durum karşısında çok üzülüyorum. Aile içi şiddetin de önü kapanmalı. Erkekler, boşanmayı hazmedemeyince şiddete başvuruyor. Kıskançlık da buna dahildir. Kadınlar ise ekonomik durumu olduğunda, hakaretlere, şiddete daha fazla katlanamayıp eşini terk etmek istiyor. Erkeğin bu konuda eğitilmesi lazım” ifadelerini kullandı.
İzlemek zorunda kalıyoruz
Kadının bu ülke için en kıymetli varlık olduğunu belirten Buket Yüksel ise “Doğuran, büyüten bir varlığın sonra da eziyet görüp, şiddetle öldürülmesi can yakıcı. Bizler için çok kötü ve üzücü. Kadınlar bu durum karşısında gereken adaleti de göremiyor. Yasalar olsa da uygulanmıyor. Hiçbir konuda adalet sağlanmadığı gibi kadınlar için de adaletin sağlandığı söylenemez. Kadınların şiddete maruz kalıp öldürülmesini sadece izlemekle kalıyoruz. Bu adaletsizliğe karşı bir ayaklanmanın da olması lazım. Hiçbir canlıya yapılmamalı, ama yapılıyor. Ben, kendimi asla güvende hissetmiyorum. Her an hiç tanımadığımız biri de bizi sokakta dövebiliyor, öldürebiliyor. Bunları gördük, yaşadık. Bu da toplumumuzun acı bir gerçeği” dedi.
Vahşet ötesi bir şey
Şükriye Işık da Ayşe Tokyaz cinayetine atıf yaparak “Gencecik bir kadını öldürdüler. İnsan, insan olmayı unuttu. Son 10 yıldır bu kadın cinayetleri çok arttı, vahşet ötesi bir şey bu. Sokağa çıktığımızda kiminle göz göze geleceğiz diye korkuyoruz. Artık mümkün değil yaşamak. İnsanlar yan yana otururken bir şeylerden rahatsız olduğu an kaçmaya başlıyor. Maddiyattan maneviyata her alanda sorunlar meydana geliyor ve tartışmalar, atışmalar cereyan ediyor” dedi.
Yasalar yetersiz
Kendisini hiç güvende hissetmediğini söyleyen Aynur San da “Biriyle ufak bir göz göze geldiğiniz an başlıyorlar dik dik bakmaya ve sonra bizi öldürüyorlar. Kadınlar hiçbir şekilde güvende değil. Yasalar, kadınları korumak için yetersiz. Yaşıyoruz ama ne zorluklarla yaşadığımızı kimse bilemez. Her an ölümle burun buruna kaldığımız yetmiyor, ekonomik yükün altına itiliyoruz” ifadesini kullandı.
Boşanmak normal olmalı
Kadın cinayetlerinin artmasını önleyebilecek yasa ve yaptırımların olmadığına dikkat çeken Gülgün Ayarcıoğlu, “Ölen öldüğüyle kalıyor. Bugün evlenmek ne kadar normalse, boşanmak da o kadar normal olmalı. Erkek, bir şeyleri beceremeyince öfkesini kadından çıkarıyor. Toplum zaten cahil ve okumaktan uzak. Bu durum karşısında ben de diğer kadınlar da kendimizi güvende hissetmiyoruz. Çocukluğumdan bu yana buradayım, gece gündüz gezen biriyim; ama şimdi belirli bir saatten sonra dışarıda kalmaktan korkuyorum. Yasalara baktığımızda ise kadına yönelik koruyucu bir etkenden uzak. Kanun hükmünde kararnamelerle her şeyi rahatlıkla yapabiliyorlar. Bir insan, başka bir insanı öldürmeyi hak görüyor ama bizi öldüren kişiye hiçbir caydırıcı ceza verilmiyor. Kravat takıp mahkemeye geliyor ve hâkim ‘iyi halden’ indirim veriyor. Mademki iyiydi, neden kadını öldürdü? Sokakta, metroda her an birileri, birilerini öldürebiliyor. Yasalar caydırıcı olmalı” dedi.