İzmir'de Tunç Soyer’in bir günü: '1 Nisan için sabırsızlanıyorum'

31 Mart’ta yapılacak olan yerel seçimlere bir gün kala, bu seçimin en çok tartışılan ve dikkat çeken isimlerinden İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Tunç Soyer’in bir gününe konuk olduk.

POLİTİKA 30.03.2019, 12:26 30.03.2019, 12:46
İzmir'de Tunç Soyer’in bir günü: '1 Nisan için sabırsızlanıyorum'

İki dönem Seferihisar’da belediye başkanlığı görevi yapan Soyer’in Salı günkü programı Seferihisar’ın gözde mahallesi Sığacık’ta başladı. Bu nedenle bir gün evvelinden Sığacık’a doğru yola çıkarak ilçedeki seçim mücadelesine dair bilgi alarak işe başladık.

Seferihisar, CHP’li Tunç Soyer’in projeleri ve kentte kazandırdığı unvanlar nedeniyle son yılların yükselen ilçelerinden bir tanesi… Fakat kentte, özellikle esnafın AKP’nin adayını destekleyeceğine dair söylentilerin yayıldığını öğreniyoruz.

AKP’nin adayı Hamit Nişancı 1999-2009 yılları arasında ANAP adayı olarak girdiği seçimleri kazanarak iki dönem belediye başkanlığı yapmış bir isim. Nişancı, yeniden başkan olur mu bilinmez ama Seferihisar’da dengeleri belirleyecek olan bir diğer unsur, İstanbul’dan göç eden ve Seferihisar’a yerleşen ‘beyaz yakalılar’ olacak.

Soyer ile seçim maratonunun bir gününe başlamadan evvel edindiğimiz izlenim, Seferihisar’da yarışın başa baş geçeceği yönünde. Güne, Sığacak’ın huzurlu ve sakin atmosferinde ‘merhaba’ diyoruz.

Soyer’in programında ilk olarak, tüm ilçelerin Kent Konseyi yöneticileri ile yapacağı toplantı var. Teos Yazar Evi Kültür Sanat Edebiyat Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin lokalinde kahvaltı telaşı ve toplantı telaşı birbirine karışıyor. Soyer, hiç vakit kaybetmeden toplantıya geçiyor.

Kent Konseyleri’nin öneminden ve 1 Nisan’dan sonra nasıl bir forma bürünerek yollarına devam etmesi gerektiğinden bahseden Soyer, bunun yanı sıra ‘mahalle meclisleri’ kurulması gerektiğinin de altını çiziyor.

Bu tür yapılanmaları demokrasinin lokomotifi olarak gördüğünü belirten Soyer, ardından ilçelerden gelen konsey üyelerinin sorunlarını dinliyor. Kent Konseyleri’nin en büyük sorunlarından bir tanesi ise belediye ile yapılan görüşmeler için muhatap bulamamak. Soyer, bu sorunu çözeceğinin sözünü veriyor.

Ardından yine aynı mekânda bu kez İzmir’in tüm kadın kooperatiflerinin bir araya geldiği toplantıya geçiliyor. Bilen bilir, Tunç Soyer için kooperatifçilik olmazsa olmaz bir öneme sahip. Hatta Seferihisar’ın tüm dünyaya ihraç ettiğini mandalinadan yapılmış çeşitli ürünlerin bu denli markalaşmasının nedeni kooperatifleşme sayesinde gerçekleşti.

Soyer, kadınlara şu sözü veriyor:

“Büyükşehir belediyesi olarak kooperatiflerde üretilen tüm ürünleri biz satın alacağız. Onları marka haline getirip tüm dünyaya ihraç edeceğiz.”

Soyer’in kadınlara bu sözü vermesindeki en büyük sebep, kendi deneyimlerinden yola çıkarak sarf ettiği şu cümle: “Seferihisar’da üreten ve kendi ekonomisini yaratan kadınların nasıl güçlendiğini gördüm.”

Kadınlar da Soyer’e sonuna kadar destek olacaklarının sözünü veriyor ve 1 Nisan’dan sonra yeni projeler üreterek kooperatifleşmeyi geliştireceklerini söylüyorlar.

Soyer, seçime sayılı günler kala hem Kent Konseyleri hem de kooperatifçi kadınlarla buluşmayı kendi istemiş. Çünkü Soyer’e göre bu iki yapıdan biri demokrasinin diğeri ise üretimin mihenk taşı.

İki toplantı sonrası sokağa inmeden evvel Soyer biraz soluklanıyor. Fakat o kısacık zaman diliminde sorularımı yanıtlamayı da ihmal etmiyor.

Soyer’in programı genellikle sabah 07.00 gibi başlıyor ve gece 01.’00’e kadar devam ediyor. “Aslında, daha da yorucu olacağını düşünüyordum” diyor ve sözlerine şöyle devam ediyor:

“Bu tempoya o kadar alıştım ki, bittikten sonra boşluğa düşeceğim galiba… Özetle çok iyi gidiyoruz.”

Tunç Soyer’in çocukluğu İzmir’de geçti. Fakat kente bir de büyükşehir yönetmeye aday olarak bakmak, kuşkusuz görmediğiniz birçok şeyi de görmenizi sağlıyor. Soyer, bu süreç içerisinde şehre dair gözlemlediklerini şöyle anlatıyor:

“Kentte yoksulluğun bu denli büyük olduğunu bilmiyordum ne yazık ki… Gerçekten dokunulması gereken, iyileştirilmesi gereken o kadar çok şey var ki. Bir de tabii ümit var… Ben ümidin de bu kadar büyük olduğunu tahmin etmiyordum. Bu da çok güzel ve sorumluluğumuzu arttıran bir şey. O ümide toz konsun istemiyorum. Bu nedenle çok çalışacağım.”

Bütün bu süreç içerisinde halk nezdinde olumsuz bir tepki ile karşılaşmadığını ifade eden Soyer, “Sadece bir kişi elimi sıkmak istemedi. Bu da hiç önemli değil. Biliyorum ki beş senenin sonunda o kişiyle de tokalaşacağız. Çünkü hangi kesimden olursa olsun insanların gözlerine baktığımda ümidi aradıklarını gördüm. Ak Partili seçmenin de gönlü ferah olsun. Bizim çok hakkaniyetli bir yönetim anlayışımız olacak ve herkese eşit hizmet sunacağız” diyor.

Soyer, 1 Nisan sabahı için sabırsızlandığını ve bir an önce hizmete başlamak istediğinin altını çiziyor. Tunç Soyer, bu seçimlerde en çok hedef gösterilen isimlerden biriydi. Bundan nasıl etkilendiğini sorduğumda şu yanıtı veriyor:

“Bu çok üzücü bir süreç. Daha bugün elime bir gazete geçti ve sadece beni hedef göstermek için yayınlanmış. Bunların hiçbirine yanıt vermeyeceğim. Ben, onların istediği siyaset dilini asla konuşmayacağım. Kutuplaştırıcı siyasetin tarafı olmayacağım. Ne yazdıkları ve ne söyledikleri umurumda değil.”

Soyer’e bir kadın olarak sormak istediğim ve kadın arkadaşlarımın da aklına takılan bir soru olduğunu söylüyorum. “İzmir uyuyan güzel ve uyuyan güzelimizi öpüp uyandıracağız” cümlesinin kadınlar tarafından tepkiyle karşılandığını ve erkek egemen siyasetin diline yönelik yapılan eleştirileri dikkate alıp almadığını soruyorum. Soyer, bu soruya şu cevabı veriyor:

“Aslında Victor Hugo’ya ve bir masala atfetmiştim bu cümleyi. Ama kadınların tepkisini çok iyi anlıyorum. Bu tepkinin bir tarihi, bir kökeni var. Yıllardır maruz kalınan ayrımcılık, şiddet bunun temeli. Ama niyetim asla cinsiyet algısı yaratmak değildi. Bu eleştirilerden sonra kendi kullandığım dille ilgili daha titiz olmam gerektiğini fark ettim. Örneğin ‘adam gibi’ lafını kullandığımı fark ettim ve bu kelimeyi hayatımdan çıkarttım. Bundan sonra da çok daha dikkatli olacağım.”

Sohbetimiz biter bitmez hızlıca yola koyuluyoruz. İlk durağımız Seferihisar’ın Ulamış Köyü. Ulamış, yaklaşık 4 bin haneli bir köy. Fakat Ulamış’ı klasik köylerden ayıran pek çok özelliği var. Köyde, Kadın Emeği Evi, kütüphane, üretici pazarı, çocuk merkezi ve bir de köylülerin kurduğu ekipten oluşan Ulamış Tiyatrosu var. Zaten bizi de ‘tiyatrocu kadınlar’ karşılıyor…

Ulamış Köyü, adeta küçük bir kültür sanat kasabası gibi. Birçok evin duvarı şiirler ve resimlerle süslenmiş. Soyer, köye girer girmez doğup büyüdüğü köye gelir gibi karşılanıyor. Sanki seçmenle değil ailesi ile kucaklaşıyor. Örneğin, yaşı oldukça ilerlemiş amcaların birçoğu Soyer’e, “Zayıflamışsın oğlum, çok mu yoruldun? Hiç üzülme biz arkandayız” diyor.

Selam verdiği herkesten şu cümleleri duyuyor Soyer, “Sizi çok özledik, kaç aydır ayrı kaldık sizden.” Kıraathanelerde oyunlar bölünüyor, kucaklaşmalar başlıyor. “Başkanım nasılsın?” diye başlayan cümleler, “Abi, kardeşim, bizim oğlan…” gibi samimi kelimeler eklenerek sonlandırılıyor.

Soyer’e selam veren, onun peşine takılarak yola devam ediyor. CHP Seferihisar Belediyesi Başkan Adayı İsmail Yetişkin’in de gelmesi ile “Ooooo köyümüz bugün başkanlarımızı ağırlıyor” tarzında cümleler ediliyor.

Soyer’in ekibi köydeki çocukları unutmamış. Çocuklar için Küçük Prens kitabı dağılıyor. Kitabını alan İrem isimli bir çocuk “Tunç amcamı göreceğim” diyerek kalabalık arasından sıyrılıyor ve kitabı imzalatıyor.

Seçmenlerden biri “50 yaşındayım, ilk kez bir seçimde bu kadar heyecanlıyım” diyor ve bu heyecanın sebebi olarak Soyer’i işaret ediyor.

Köyde sıkmadık el bırakmayan Soyer ve ekibi ile ikinci durağımız Seferihisar Cemevi. Evinden lokmasını getiren Cemevi’ne koşmuş. Alevi Bektaşi Federasyonu Ege Bölge Başkanı Yaşar Aydın, federasyon olarak Soyer’e destek vereceklerini açıklıyor. Soyer ise bu desteğin kendisi için çok anlamlı olduğunu belirterek, “Canların yaşamını kolaylaştıracak hizmetler yapacağım” diyerek, Alevilere söz veriyor.

Aleviler, kendi yaşadıkları yerlerdeki altyapı sorunlarını ve maruz kaldıkları ayrımcılığa kısaca değinerek, Soyer’e şakayla karışık şöyle sesleniyorlar:

“Seninle gurur duyuyoruz ama peşini de bırakmayız. Bizden kurtulamayacaksın.”

Buradan ayrıldıktan sonra Ürkmez’e doğru yola koyuluyoruz. Çünkü Ürkmez Kültür Merkezi yeni sahnesine kavuşacak ve açılışı Tunç Soyer yapacak. Burada rengarenk ve cıvıl cıvıl bir atmosfere dâhil oluyoruz. Konuşmalar yapıldıktan sonra, kurdele kesiliyor. Fakat asıl başarı hikâyesi sahnede…

Ulamış Köy Tiyatrosu ekibi ve Ürkmez Kadın Tiyatrosu’nun oyunlarını izliyoruz. Her iki oyunun teması da kadın erkek eşitsizliği, adaletsiz gelir dağılımı. Tarlalara ya da eve hapsedilmek istenen kadınlar, sınırları yıkarak sahnedeler ve bu muazzam bir görüntü…

Ürkmez’den sonra artık Seferihisar sınırlarından çıkıyoruz. İstikametimiz Menderes İlçesi. Biraz ilerledikten sonra Soyer’in aracı aniden duruyor ve yol kenarındaki esnaflardan biri elinde iki demet cennet çiçeği ile yaklaşıyor. Programa dâhil olamadığı için Soyer’e bu şekilde ‘merhaba’ demek istemiş.

Özdere’de bulunan Cumhuriyet Mahallesi’ne vardığımızda Soyer halk tarafından coşkuyla karşılanıyor. Menderes AKP’nin başarılı olduğu ilçelerden biri. Soyer içinse Özdere’nin ayrı bir önemi var.

Soyer, uzun yıllar evvel Özdere’de bulunan Sultan Otel’de müdürlük yapmış. Bu nedenle selam verdiği seçmen arasında eski mesai arkadaşlarını, onların çocuklarını ve torunlarını görüyor. Bu nedenle “Kendimi evimde gibi hissediyorum” diyor.

Soyer’in, tarımın merkezi olan ilçelerde yaptığı konuşmaların ana teması ‘üretim.’  Özdere halkından da üretimden asla vazgeçmemeleri için söz alıyor ve çiftçiyi destekleyecek politikalar üretmeye devam edeceklerini söylüyor.

Soyer’in seçim otobüsü üzerinden konuşmaması dikkatimizi çekiyor. Bunun yerine daha minimal boyutlardaki kürsüleri tercih ediyor. Soyer’in basın danışmanı Kıvanç Bey ile yol boyunca yaptığımız sohbetlerde bunun sebebini de öğreniyoruz. Soyer, yalnızca bir kez seçim otobüsü üzerinden konuşmuş ve halka bu kadar yüksekten bakarak konuştuğu için kendisini rahat hissetmemiş.

Kıvanç Bey ile sohbetlerimizde, Soyer hakkında başka detayları da öğreniyoruz:

“Örneğin bize asla ‘belediye yol yaptı, kaldırım yaptı’ şeklinde haberler yaptırtmaz. Çünkü bunlar zaten olması gereken şeyler. Soyer için belediyecilik ve hizmet insan yaşamına direkt temas etmekten geçiyor. Yaptığımız haberlerde önceliğimiz insan yaşamına ne kadar dokunabildiğimiz. Bunun dışında bilgisi, donanımı ve nezaketi ile bizi her zaman etkilemiştir. Bence İzmir halkı ve İzmir Büyükşehir Belediyesi çalışanları çok şanslılar.”

Özdere’den sonra Menderes’in bir diğer önemli beldesi olan Gümüldür’e gidiyoruz. CHP’li seçmen ana caddeyi kapatmış, davullar zurnalar çalıyor, meşaleler yakılıyor. Soyer’in konuşma yapacağı kıraathanenin balkonu AKP’li seçmenin oturduğu kıraathaneye bakıyor. Soyer, konuşmaya başladığı sırada AKP’li seçmen kafasını çeviriyor ve hiç o yöne bakmıyor. Ne zaman ki  Soyer üretimden, tarımdan ve kooperatifleşmeden bahsediyor yüzler hafifçe Soyer’e doğru dönüyor.

Hemen arkamdaki seçmenin kendi arasında yaptığı sohbetten kararsız olduklarını fark ediyorum. İçlerinden biri şöyle bir cümle kuruyor: “Valla bu Tunç Soyer çok mütevazı. Bir yerde denk geldik, beni hiç tanımıyor ama 15 dakika sohbet etti benimle.” Soyer’in üretime dair söylediği cümlelerin hemen akabinde bir diğer kararsız seçmen şunu diyor:

“Bence buna verelim, baksanıza önemli şeylerden bahsediyor.”

Soyer, konuşmasının sonunda, “Sizi hiç bırakmak istemiyorum ama izin verin koşayım” diyor. Gerçekten de koşa koşa karşı sokaktaki Pir Sultan Abdal Derneği’ne geçiyor ve derneğin açılış törenine katılıyor.

Bu kez İzmir’in bir diğer ucuna Karşıyaka’ya doğru yola koyuluyoruz. Soyer’in çay molası verecek, soluklanacak vakti dahi yok. 10 dakika gecikmeli olarak Karşıyaka’daki programa dâhil oluyoruz. İzban’dan başlayan kortej eşliğinde sahile yürüyoruz. İğne atsan yere düşmeyecek olan kalabalığa rağmen, Soyer herkesle tokalaşmaya, herkesle sohbet etmeye çalışıyor. Sloganlar ve marşlar eşliğinde Karşıyaka Çarşı’nın sonuna varıyoruz.

Tunç Soyer ve Karşıya Belediyesi Başkan Adayı Cemil Tugay’ın konuşmalarının ardından Bostanlı Demokrasi Meydanı’ndaki Bahar Şenliği’ne geçiliyor.

Redd’in şarkıları ile coşan kitlenin coşkusu Tunç Soyer’in sahneye çıkmasıyla tavan yapıyor. Alan hıncahınç dolu. “Aşla İzmir, aşkla Gültepe- Arka Sıradakiler” yazılı bir pankart dikkatimizi çekiyor. Soyer’in eşi Neptün Hanım, gece boyunca Gültepelilerin yanından ayrılmıyor, şarkılara onlarla birlikte eşlik ediyor.

Soyer, günün son saatleri olmasına ve onca yorgunluğa rağmen alandan ayrılmak istemiyor. Bir an göz göze geldiğimizde sahnenin arkasındaki merdivenlerde oturduğunu ve müziğe eşlik ettiğini fark ediyorum. Konser, Feridun Düzağaç’ın sahneye çıkmasından sonra bitiyor.

Adeta seçim zaferi görüntülülerini andıran alandan ayrılırken ve Soyer’in ekibi ile vedalaşırken aklıma Küçük Prens’ten şu cümle takılıyor:

“Çölü güzelleştiren, bir yerlerde bir kuyu saklıyor olmasıdır.” 

Soyer, tüm gün boyunca İzmir’in potansiyelini açığa çıkartmaktan ve bu potansiyeli bir demokrasi aracına dönüştürmekten bahsetmişti. Tunç Soyer, çoktan o kuyuyu bulduğunun ve çölü daha da güzelleştirmeye hazır olduğunun mesajını veriyor.

Ceren Karlıdağ/ AHVAL 

 

Yorumlar (0)
Günün Karikatürü Tümü
banner96
banner178
14°
açık
Anket Tümü
İzmir'de de başlayan MHP'nin 'askıda ekmek' kampanyası hakkında ne düşünüyorsunuz?