Gizem TABAN/İZ GAZETE- Türkiye’de kuduz aşısı krizi büyüyor. Sağlık sisteminin çöküşe geçtiği Türkiye’de ilaç yokluğu ayyuka çıkarken kuduz aşısı da en büyük sorunlardan biri haline geldi. Sokak hayvanı tarafından saldırıya uğrayan yurttaşlar, kuduz tehlikesinden dolayı aşı olmaları gerekirken aşı bulamıyor. Kuduz aşısı olmak için hastane hastane dolaşıp bulamayan yurttaşlar, hayatlarından endişe ediyor. Son dönemde özellikle kuduz aşısı ile ilgili gündeme gelen olaylar ise içleri acıtıyor. 

*Bitlis'te sokak köpeklerinin ısırması sonucu kuduz şüphesi ile Ankara'ya sevk edilen 2 çocuktan Mustafa Erçetin yaşamını yitirdi. (09.11.2022)

*Bursa'da tedavi ettiği kedinin ısırdığı veteriner hekim, 24 saat içinde yaptırması gereken kuduz aşısını Bursa'da ve Balıkesir'de bulamadı. (30.12.2022)

*Menemen’de bir sokak hayvanı tarafından ısırılan Hakan Kerimoğlu, İzmir’de başvurduğu hastanelerde kuduz aşısına ulaşamadı. İlk doz aşısını ancak ikinci gün Manisa Şehir Hastanesi'nde yaptırabildi. (03.01.2023)

*Türkiye’de artan kuduz vakaları sonrası aşıda çıkan sorunları Meclis gündemine taşıyan CHP Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi ve “Manisa’da dört gün önce bir sokak hayvanı tarafından ısırılan vatandaşımız, üç hastaneye başvurmasına rağmen bir doz bile kuduz aşısı bulamadı. 1,5 milyondan fazla nüfusu olan Manisa’da kuduz aşısı yok” dedi. (29.12.2022)

*CHP Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül, Aydın’da kuduz aşısı bulunmamasını halk sağlığı problemi olduğunu belirterek, aşının neden tedarik edilmediğini Sağlık Bakanına sordu. (4.01.2023)

*Resmi verilere göre 2021 yılında Türkiye’de 250 bin 375 kuduz riskli temas görülürken, bunlardan 3’ünde kuduz hastalığı gerçekleşti. 2008 yılından bu yana kuduz vakaları incelendiğinde, en fazla 2014 yılında 4 kişinin kuduz olduğu görüldü.

ayşegülerdoğan

‘ŞANSA BIRAKILMAMALI’

İzmir’de, 27 Aralık tarihinde arkadaşlarıyla bir kafede otururken, sevdiği bir köpek tarafından ısırılan İKÇÜ Tıp Fakültesi Öğrencisi Ayşegül Erdoğan, kuduz aşısı ile ilgili yaşadığı mağduriyeti şöyle özetledi:

“Kuduz aşısı olmak için hemen Çiğli ve Eğitim Araştırma Hastanesi’ne gittim, ‘kuduz aşısı yok’ denildi. Ardından Sağlık Bakanlığı’nı aradım, ‘Türkiye genelinde kuduz aşısı yok’ şeklinde bilgi verildi, beklemem gerektiği söylendi. Bunun üzerine Türkan Özilhan Devlet Hastanesi’ne gittim, orada da yok. Özel hastanelere sorduk, onlar aşı yapmıyorlar. Sonuç olarak hastane hastane dolaştım ama kuduz aşısı olmadığı için eve döndüm. Ailemin çabasıyla Eskişehir’den İzmir’e aşı gönderildi ve aşımı oldum. Şu anda gecikmeli de olsa 3 doz aşımı aldım, dördüncü dozu bekliyorum. Ben ailem çabaladığı için şanslıydım. Ancak bu şansa bırakılacak bir şey değil. Sonuçta ölümcül bir durum… Umarım bu sorun bir an önce çözülür ve insanların sağlığı şansa bırakılmaz.”

yüceayhan

‘MERKEZİ TAKİP’ ÖNERİSİ

Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Tıbbi Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Yüce Ayhan, “Kuduz aşısı yurt dışından ithal ediliyor ve Sağlık Bakanlığı tarafından il sağlık müdürlüklerine dağıtılıyor, onlar da elindeki aşıları kendi kapsamındaki hastanelere dağıtıyor. Dolayısıyla burada var da il sağlık müdürlüğü aşı dağıtmıyor değil. Aşı yok hakikatten! Bazı hastanelerde daha çabuk tükeniyor, bazılarında bulunabiliyor. Tek tek aramak gerekiyor. Bunun için merkezi bir takip sistemi yapılabilir, aşı nerede var, vatandaş nereye başvuracak şeklinde e-nabız üzerinden yönlendirme yapılabilir. Çünkü hastanelere tek tek gidip sormak zorundasınız. Dolayısıyla yurttaşların sıkıntısını gidermek için bu yapılabilir. Bu güncel bir çözüm olabilir ama esas sorun tabi niye aşı yok? Sorunun muhatabı da Sağlık Bakanlığı…. Bunu planlamak, stoku yönetmek tabi Sağlık Bakanlığı’nın işi. Ancak Bakanlık, sorunun kaynağını bizimle paylaşmıyor. Neden böyle bir sorun var bilmiyoruz. Bu bilginin şeffaf olarak en azından akademik veya mesleki çevrelerle paylaşılması gerekiyor” diye konuştu.

‘BAKANLIK ÇÖZMELİ’

Türkiye’nin aşıyı bir ticari ürün olarak görme hatası içinde olduğunu belirten Dr. Ayhan, “Aşı ticari bir ürün değil, toplum sağlığı için stratejik bir üründür. Bunu öyle görmek gerekiyor. Bu noktada en önemli sorunumuz Türkiye’de aşı üretim alt yapısının tasfiye edilmiş olması… Aşı konusu, Sağlık Bakanlığı’nın sorumluluğudur. Bir şekilde bulunacak. Yani bunu bulamayan kişinin o makamda başka daha önemli bir işinin olduğunu düşünmüyorum. Kuduz aşısı stratejik bir ürün, eğer kişiler aşılanmazsa hayati tehlikesi var. Dolayısıyla ya bulunacak ya bulunacak. Sağlık Bakanlığı bu sorunu çözmek zorunda, bunu çözemiyorsanız yönetemiyorsunuz demektir” dedi.

NE ZAMAN AŞI GEREKLİ?

Toplumun da konuya dair bilinçlenmesi gerektiğinin altını çizen Dr. Ayhan, “Öncelikle bir ısırılma vakasında hayvanın aşılı olup, olmadığı, sahipli bir hayvan olup olmadığı önemli… Sahipli, aşılı hayvanlarda; vatandaş aşıya başlamadan önce bir 10 günlük gözlem süresi olur ve bu 10 gün içerisinde hayvanın sağlık durumunda bir değişiklik olmazsa, o zaman aşıya gerek yok. Ama takip edemediğiniz veya sahibi olmayan, biraz yaban hayatta yaşayan bir hayvan tarafından ısırılıyorsanız o zaman mutlaka aşıya başlamak gerekiyor. Yani takip edilemeyen bir hayvan ısırdığında mutlaka aşı gerekiyor. Burada vatandaşın yapacağı en önemli şey öncelikle yara veya ısırık bölgesinin sabun ve suyla gayet güzelce yıkaması… İlk müdahale enfeksiyon açısından önemli… Yara yerinin sabunla güzelce yıkanarak temizlenmesi gerekli, eğer bir sağlık kuruluşu tarafından yaranın dikilmesi söz konusuysa yaranın mümkünse açık bırakılması lazım. Çok doku kaybı yoksa, derin bir yara değilse yara yerinin üzerinin kapatılmaması önerilir. Ancak tabi ki bir sağlık kuruluşu bunu değerlendirse daha iyi olur. Ama burada önemli olan bu tür şüpheli ısırık vakalarında mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurup yarayı temizledikten, yıkadıktan sonra; kuduz tedavi merkezine gitmek” açıklamalarında bulundu.

ferideaksutanık

‘EŞGÜDÜMLÜ ÇALIŞILMALI’

Sorunun çözümü noktasında merkezi hükümet ve yerel yönetimlerin eşgüdüm içerisinde çalışması gerektiğini belirten Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Feride Aksu Tanık, şunları söyledi: “Vahşi hayvanlardan evcil hayvanlara geçen kuduzun önlenebilmesi için, sokak hayvanları dahil olmak üzere tüm evcil hayvanların kuduz korunmasının aşıyla yapılması gerekir. Bu noktada hem merkezi yönetimin hem yerel yönetimlerin eşgüdüm içerisinde, kamusal bir bakış açısıyla çalışması gerekiyor. İnsanlarda kullanılan kuduz aşılarıyla hayvanlarda kullanılan aşıların işleyiş ilkeleri birbirinden farklıdır. İnsanlarda kullanılan aşılar; hayvanlardaki gibi hastalanmadan önce değil, bulaş riski söz konusu olduğunda kullanılıyor. Her iki durumda da aşıların tedarik edilmesi gerekiyor.”

İDDİALAR ARAŞTIRILMALI!

Türkiye’de kuduz aşısıyla ilgili geçmişten günümüze gelişen süreç ile ilgili açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Tanık, “Türkiye’de 1970’li yıllarda, 1980’lerin ortasına kadar Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü Aşı Üretim Merkezi’nde kuduz aşısı üretiliyordu. Ama bu aşı hayvan serumlarından elde edilen bir aşıydı ve alerji riski yüksekti. O dönemlerde dünyada insan diploid hücresinden geliştirilen kuduz aşıları üretildi. O aşıların Türkiye’de de üretilmesine yönelik araştırma ve geliştirme çalışmaları yapılmadı. Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü’ne yatırım yapılmadı. İthalata dayalı bir aşı politikası benimsendi. O dönem aynı zamanda neo-liberal sağlık politikalarının, sağlığın ticarileşmesinin ve sağlıkta kamunun tasfiyesinin gündeme geldiği bir dönemdi ve hükümetler, Hıfzıssıhha Enstitüsünü gözden çıkardılar. Halbuki bu kurum, Cumhuriyetin çok önemli değerlerinden bir tanesiydi. Çünkü kamu tarafından stratejik ürünlerin geliştirilmesi çok önemlidir. Ancak Türkiye aşı üretmez oldu ve ithalata dayalı bir aşı politikası benimsenmiş oldu. Bu da hem ekonomik dar boğaz hem de ülkeler arası gerilim söz konusu olduğunda aşıya erişimin riske girmesini anlamına geliyor. Şu anki tedarik süreçlerinde de basına yansıyan şekilde; ‘Ahbap-Çavuş’ kapitalizminin söz konusu olduğuna dair iddialar var. Bununla ilgili elimizde bir kanıt yok ama bu iddiaların açıklığa kavuşturulması ve kamuoyunda meydana gelen kuşkuların giderilmesi, eğer iddialar doğruysa bununla ilgili şirketlerin, kişilerin yargılanması gerekir” diye konuştu. 

‘KAMUSAL SORUMLULUK’

Konunun kamusal bir sorumluluk olduğunun farkına varılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tanık, “Kuduz çok yaygın görülmüyor ama yılda 3-4 vakanın görülebildiği bir ülkeyiz. 2022 yılının sonunda on yaşındaki bir çocuğumuzu kuduz nedeniyle kaybetmiş olmamız çağ dışı bir olaydır ve kabul edilemez. Pek çok ilimizden aşıya erişim sorunları bildiriliyor, kuduz şüpheli ısırık söz konusu olduğunda aşının zaman yitirilmeden yapılması yaşamsal önemdedir. Bugünden yarına, kamu kurumlarında aşı araştırma-geliştirme çalışmalarının artırılması ile ilgili yatırımların yapılması, temel bilim araştırmaları yapılan üniversiteler ve TÜBİTAK’a bağlı araştırma merkezlerinin iş birliği içerisinde aşı çalışmalarını geliştirmeleri sağlanmalıdır. Bunun kamusal bir sorumluluk olduğunun farkına varılması gerekir. Aşı, alınıp-satılan bir meta olmaktan çıkarılmalıdır. Kârlılığı öne çıkarmayan, insanların ve diğer canlıların yaşam haklarını öne çıkaran bir bakış açısına ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.

sokaktayasayanhayvanlar (2)

‘ÖZELEŞTİRİ YAPILMALI’

İzmir Veteriner Hekimler Odası Başkanı Selim Özkan da şunları söyledi:

“Sahipli olan hayvanların hepsinin kuduz aşıları yapılıyor. Sokaktaki hayvanlarla ilgili de yerel yönetimler, kuduz aşısı, iç parazit, dış parazit aşıları yapıyor, sağlık kontrolleri de yapılıyor. Şunu özellikle vurgulamak isterim; sokak hayvanı yoktur, sokağa atılan hayvan vardır. Sokağa atılan hayvanların sebebi de insanların hayvanları alıp ‘bakamıyorum’ diyerek sokağa bırakması… Özellikle büyük şehirlerde sokağa atılan hayvanların sayısı çok fazla... Hayvanların çiplenmesi bu yüzden çok önemli. Buradaki ana sorun, hayvan sahiplerinin hayvanlarını zamanında çipletmemesi, sisteme kaydettirmemesi… Bizler zamanında hayvanı çipletmezsek, sisteme kaydetmezsek sokağa atılan hayvanı kimin attığını bilemeyiz. Siz bakamadığınız çocuğunuzu sokağa atıyor musunuz, atmıyorsunuz. Ama kedinizi köpeğinizi direkt sokağa atıyorsunuz, burada öz eleştiri yapmak gerekiyor. Sokağa atılan hayvan kuduz aşısı oldu mu olmadı mı bilmiyoruz. Yerel yönetimler bunları yakaladığında kısırlaştırıyor ve kuduz aşısını yapıyor ama çiplenmiş olsaydı, o hayvanda kuduz var mı yok mu sistemde görünecekti, o zaman da korkuya gerek kalmayacaktı.”

415

HIFZISIHHA’NIN KAPATILMASI BÜYÜK BİR DARBEYDİ!

Bazı vatandaşların, Sağlık Müdürlüğü, CİMER ve Tabip Odası’na kuduz aşısı bulamadıklarını bildirdiklerini ve nasıl bulacaklarını sorduklarını söyleyen İzmir Tabip Odası Başkanı Dr. Süleyman Kaynak, geçmiş yıllarda Türkiye’de aşıların üretildiği Hıfzısıhha Enstitüsü’nün önemine dikkat çekti. Dr. Kaynak, şöyle konuştu: “Kuduz aşısının ithalatını Sağlık Bakanlığı yapıyor ve aşının ithalatında ciddi bir sıkıntı var. Ama neticede kuduz aşısı önemli ve stratejik bir aşı… Yerine koyacak başka bir tedavi ya da ilaç yok. Aşı yapılmadığı takdirde, kuduz aşısı virüsü kaptıysa hastayı kaybetme riski çok yüksek… Burada özellikle üstünde durulması gereken husus şu; aslında Türkiye’de Hıfzıssıhha Enstitüsü’nde kuduz aşısı uzun yıllar üretildi. Fakat, Hıfzısıhha kapatıldıktan sonra kuduz aşısını ithal eder duruma geldik. Aşılar, ticari değil stratejik maddelerdir. Ancak zamanında maalesef, ‘Nasıl olsa yurtdışından ucuza getiririz, bizim üretmemize gerek yok’ gibi bir yaklaşım oldu. Halbuki ne kadar pahalı olursa olsun aşı gibi stratejik maddeleri kendimiz üretmek zorundayız. Hıfzısıhha’nın kapatılması, Türkiye’de aşı üretimine çok büyük bir darbe vurdu. Dolayısıyla şu an dışa bağımlıyız.”