Kaz olsan kaçamazsın

Hepimizin güven ihtiyacı var. Bize hayat veren annemize sınırsız güvenmekle başlıyor yolculuğumuz. Güveni bir piramit gibi düşünürsek piramidin beşte üçü henüz iki yaşında oluşuyor.

Abone Ol

Büyürken, öncelikle çekirdek ailede deneyimlediklerimizle, sonra da dışarıda başımıza gelen olaylar karşısında durumun değişkenliğini gözlemliyoruz. Anlıyoruz demek daha doğru, çünkü bir anlam da yüklüyoruz yaşadıklarımıza ve böylece gelecek adımlarımızı belirliyoruz. Kriz anları bunu sağlıyor.

Gerekliliğine hep inandığım öğrenmeler başka türlü gerçekleşecek zemini bulamazdı. Piramidin geri kalanı hayat yolculuğu içinde böylece şekillenmeye başlıyor.

Bu hafta boyunca; saatlerce akıl almaz işkencelere maruz kalan bir genç kız, aşkının büyüklüğüne, namusuyla vergisini ödeyen emekliler adalete, oğulları Ahmet Minguzzi’yi cinayete kurban veren anne baba, bilirkişi raporuna, Kartalkaya’daki otel yangınında hayatını kaybeden 36’sı çocuk 78 kişinin aileleri, haklı hukuk mücadelelerine, çocukları gibi baktıkları kazlarını, ‘dolaşıyorlar’ diye birilerinin CİMER’e şikayeti sonucu kümese kapatmak zorunda kaldıkları için kaybeden Erdek’li çift, özgürlüğe, emeğe ve sağduyuya, cesedi parçalanarak valize konmadan önce 22 yaşındaki Ayşe Tokyaz da eski bir polis memuru olan sevgilisine GÜVENmişti…

Sadece geçtiğimiz günlerden birer örnek seçmeye çalışırken bile tüylerim diken dikendi. Şunu unutmamak gerekir, güven soyut bir kavram olsa da sonuçları somuttur. Yapılan çalışmalar bizim toplumumuzda güvenin çok düşük olduğunu gösteriyor. Ülkede adalete ne kadar güveniyorsunuz? Eğitim sistemine, sağlık sistemine, kamu yönetimine, kolluk güçlerine, parlamentoya, medyaya, STK’lere ne kadar güveniyorsunuz? Bu kurumlara güvenin düşük olduğu bir toplumda insanların yüksek güven duygusuna sahip olmaları kolay değildir. Çünkü güven, zarar görmeyeceğine inanmaktır. Düşünür Francis Fukuyama’nın şöyle bir benzetmesi var: “Toplumlar kristal, bireyler de molekül gibidir. Güven de moleküller arasındaki çekim gücüdür. Yüksek güvenlikli toplumlar granit, düşük güvenlikli toplumlar da kum tepelerine benzer.”

Prof. Dr. Acar Baltaş, Mert İnan’la yaptığı söyleşide, toplumda güvenin düşük olmasının dört sebebini işaret ediyor. Hızlı kentleşme insanların tanıdıkları küçük yerleşme birimlerinden kopmasına, tanınmadıklarını düşündükleri yerlerde doğru olmayan davranışlara yönelmesine neden olur. İkinci neden, hukukun üstünlüğüne olan inancın kaybolmasıdır. Cezasız kalacağını bilmek insanları asosyal davranışlara yöneltir. Üçüncü sebep, gelir dağılımındaki adaletsizliktir. Dördüncü neden ise paradoksal olarak toplumdaki din algısıdır. Türkiye, “Günlük hayatta din benim için önemli bir yer tutuyor mu?” sorusuna olumlu cevap veren ülkeler arasında yüzde 88 ile birinci sıradadır. Ancak Dünya değerler araştırmasında Gana ve Peru’nun üzerinde sondan üçüncüdür. Bizden iki basamak yukarıda Malezya ve Fas yer alır.

Bilimsel verilerin ışığında, başımıza kötü bir olayın gelmediği her günün sonunda kendimizi şanslı hissetmemiz boşuna değil. Nefes almaya razı bırakılarak kör edildiğinden kendini iyi olasılıklara layık ve yakın görememek, ‘şükür’ kavramını her şeye boyun eğmek gibi kanıksayıp aslında elinden başka bir şey gelmediğinden sadece şükretmek, ötekileştirdiklerimize çamur atmak da işten bile değil. Sonuçta, zincirleme gelen yanlışlar birbirinin ayrılmaz parçası. Üzerinde biraz düşünürseniz örnekleri hızla çoğalttığınıza şaşıracaksınız. Benim için öyle oldu. İçimde çığ gibi büyüyen bir güven boşluğu duyumsadım.
Son günlerde ülkemizde yaşanan, güvene dair bahsettiğim örneklerdeki detaylara vurgu yaparak yazımı sonlandıracağım. Duvara çarpmışçasına yüzümüz gözümüz dağılsın da bir ihtimal toparlanalım diye…

İlk bahsettiğim aşık genç kızın yüzü, erkek arkadaşı tarafından bıçakla kesildi, kafasında şişe kırıldı, kaburgaları kırıldı ve ciğerleri hasar gördü. Fotoğraflara uzun süre bakamadım, tanınmaz haldeydi. Kısaca, adli tıp raporuyla ispatlı, türlü işkencelere maruz kaldı. Davanın ilk duruşmasında, adam serbest bırakıldı. İkinci konu emeklilerdi. 16 bin 881 lirayla ne yapacakları merak konusu. Yıllarca emek verip var gücüyle çalışan insanlar, güvendikleri adalet karşısında temel ihtiyaçlarını karşılayamayacak duruma geldiler. Her günleri öncekinden daha kötü. Artık şükretmiyorlar. Ahmet Minguzzi’yi vahşice öldürdükten dakikalar sonra sanıkların gülerek verdikleri pozlar ortaya çıktı. Herkeste travma yaratan bu cinayetin işlenişi ve sonrası, çözümsüz kalması sonucu bir kez daha her şeye güvenimizi kaybettik. Grand Kartal Otel yangınında sorumluluğu alan birileri olacak mı? Görev ihmali olan bürokratlar gerektiğince sorgulanabilecek mi? Bizler sesimizi duyurmaya devam edebilecek miyiz? Perşembe günü gerçekleşen duruşmada, tahliyesini istemeyen, otelin genel müdürünün takındığı ‘iyi hal’ ve ‘pişmanım’ sözleri? Yakınlarını kaybeden aileler, hiç olmazsa kendileri hayatta diye şükredemiyor! Erdek’te İlçe Tarım yetkilileri ceza keseceğinden kazlarını kafese kapatmak zorunda kalıyor bir karı koca. Çünkü çok dolaştıkları için kazlar CİMER’e şikâyet edilmiş! Kapatılınca da sıcaktan, stresten 30 kazdan 8’i ölmüş tabii. Sonrası meçhul. Valizde yol kenarına bırakılan bir ceset, Ayşe. Diğerleri gibi unutulacak onun adı da. Yeni Münevver’ler, Pınar’lar, Özgecan’lar arasında… Tozlu raflarda, mürekkebi zamanla silinecek bir dosya daha…

İşte kaz olsak kaçamayacağımız bir giyotin gibi tepemizde yeni gün. Şimdi bu satırlar okunurken sabah kahveleri nasıl içilir, çaydan tat alınır mı bilmem. Gökyüzü mavi, orman yeşil görünmeye devam eder mi? Tek bildiğim, benim anne rahmine dönüp kalasım var. Yapabilsem renklerimi kaybetmekten kurtulur muyum?