İZMİR HABERLERİ

İzmir'deki yangınlarda ‘Damacana’ sembol: Kapsayıcı önlem şart

Video Gazeteci ve Belgeselci Kazım kızıl, İzTV’de Nil Kahramanoğlu ile Gündem Özel’in konuğu oldu. İzmir’de geçtiğimiz günlerde meydana gelen yangınlardaki gözlemlerini ve çektiği görüntüleri anlatan Kızıl, Hatay’daki son durumu da aktardı.

Abone Ol

Çeşme’deki yangını damacana ve su şişeleriyle söndürmeye çalışan yurttaşların görüntülerini ‘Damacana Yüzyılı’ başlığıyla paylaşan Kızıl, “Damacana orada tabii ki bir sembol. Koruyucu ve önleyici tedbirler olmadıktan sonra devasa alanlardaki yangınla, yüksek sıcaklıklar gibi faktörler de devreye girince uçaklar da yetmiyor. Daha kapsayıcı ve tüm yıla yayılan bir müdahale esas alınmalı” dedi.

İzmir’deki yangınlara dair konuşan Kızıl, “İzmir haziranın ortasından beri yanıyor. Bunların bir kısmına gidemedim. En son Çeşme’deki yangına gittim. Yapılan açıklamalara göre yaklaşık 550 noktada yangın vardı. Bu kadar bu büyük ve çok noktada olması dikkat çekici ve müdahalelerin yetersiz olmasına neden oluyor. Tabii ki öncelikler yerleşim yerlerinin olduğu yerlerdi. Bizim gittiğimiz alanlarda müdahale yetersizdi. Çok noktada yangın olması bir bahane değil. Yangınla mücadele dediğimiz şey yangın çıktıktan sonra söndürmek değil. Bu ihmal ve yetersizlik demek ki kış aylarında başlamış, yeterince çalışma yapılmamış, personel alınmamış, temizlikler yapılmamış vs. Sadece temmuz ayına kadar İzmir’de 24 bin hektar alan yandı. İnsanlar, canlılar yaşamını yitirdi” diye konuştu.

"Kapsayıcı önlem şart"

Çeşme’deki yangında ortaya çıkan görüntüleri ‘Damacana Yüzyılı’ başlığıyla paylaşan Kızıl, gözlemlerini şu şekilde anlattı:

“Çeşme’ye gittiğimizde otoban kapanmıştı ve girmemize izin verilmedi, biz de eski yoldan gittik. Ardından haber geldi, Alaçatı Surf Okulu’nun arkasındaki tepelerin yandığı söylendi. Fotoğraf ve videolardan da gördüğümüz tabloda, onlarca genç ve inisiyatif alıp yangını söndürmek için gelen insanlar vardı. Hep Türkiye Yüzyılı diye köpürtülen bir şey vardı ona istinaden ‘Damacana Yüzyılı’ diye servis ettim görüntüleri. Orada tek bir damacana değil, onlarca damacana görüyoruz. Ayrıca oradan ayrıldıktan sonra başka alana geçtik ve orada da damacanalar varı. Sadece damacana değil, traktörleriyle tankerlerini doldurup gelmişti. Sadece İzmir’de de değil, Hatay’da da benzer durum var. Halkın bu seferberliği her noktada varsa demek ki bu tekil bir örnek değil. Orada bir yerde damacana gördüm de çektim, 3 kişiyle konuştum meselesi değil. Damacana orada tabii ki bir sembol. İnsanların hiç anlamadığı bir alanda, yangınla ilgili bir şey yapmaya çalışıyorlar. Orada yüz tane damacana görmeseydim bu videoyu ‘Damacana Yüzyılı’ diye çekmezdim. Halkın müdahalesiyle ilgili çok önemli bir araştırma var. 2021 yılında yapılıyor. ‘Yangına müdahalede sizce en başarılı kurum, kişi, dernek hangisidir’ diye soruluyor. Yüzde 19,2 ile halk çıkıyor. İtfaiyeye güven yüzde 9,6. Devlet-hükümet yüzde 8. Demek ki yıllardır birisi damacanayla, tankerlerle su taşıyor bu yangınlara. Dezenformasyonla Mücadele Merkezi bunu yalanlasa da yangınla mücadele noktasında yetersizlik var. Koruyucu ve önleyici tedbirler olmadıktan sonra devasa alanlardaki yangınla, yüksek sıcaklıklar gibi faktörler de devreye girince uçaklar da yetmiyor. Daha kapsayıcı ve tüm yıla yayılan bir müdahale esas alınmalı.”

Hatay’da da birçok noktada yangın çıktığını hatırlatan Kızıl, “Hatay’da şöyle bir durum var, ormanla yerleşim yerleri iç içe. En son Samandağ’da yangın çıktığını duyduk bu yüzden çok tedirgin oldu. Neyse ki müdahaleyle hemen söndürüldü. Orada daha üzücü bir şey var. 2 buçuk yıl önce bir deprem oldu. Yangınla birlikte üstünden 2 buçuk yıl geçmesine rağmen bir felaketin izleri yeni bir felaketin izleriyle bütünleşti” dedi.

"Hatay'da sorunlar sürüyor"

2023 yılındaki depremden sonra büyük yıkım yaşanan Hatay’daki son duruma dair bilgi de veren Kızıl, “Hâlâ konteynerlerde yaşayan kayıtlı insan sayısı 218 bin. Bu sadece kayıtlı olanlar. Bir de kendi imkânlarıyla kalan ve köylerde yaşayanlar var. Herkes konteynerde kalamıyor. Zaten ulaşım çok büyük sorunlardan biri. Konteyner kent var binlerce insanı aynı yere tıkmışlar ne yazık ki ama doğru düzgün ulaşım yok. Evler yapılıyor ama hangi şartlarda yapılıyor ona bakmak lazım. O kadar dandik inşaatlar yapılıyor ki çünkü bir an önce teslim edilmesi gerekiyor. Denetim yok. Dünyanın en büyük şantiyesi Hatay’da diye övülüyor ama yeterince denetim oluyor mu? O zaman en büyük denetim sahası da Hatay olmalı. Öyle midir? Zannetmiyorum. Olası bir depreme hazırlık kısmı açısından önemli. Bir de teslimat boyutu var. Teslim edilen evlerde hemen oturamıyorsun. Anahtarlar kuralarla dağıtılıyor ama en iyi ihtimalle 3-4 ay bekliyorsun. 7-8 ay bekleyenler de var. Bekledin diyelim imzaladıkları sözleşmelerde ödeme planları belli değil. Çıktıkları eve ne kadar ödeyecekleri belli değil. Bir örnek daire gösteriyorlar ama çoğunda sorunlar var. Altyapı, üstyapı eksik, balkonun korkuluğundan elektik çarpan bile var. Bu sorunlarla ne yazık ki önümüzdeki 10 yıl Hatay’ı ve diğer deprem bölgelerini konuşmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

"Unutulmamalı"

Hem medyanın hem de yurttaşların deprem bölgelerinde yaşananlara dair daha duyarlı olması çağrısında bulunan Kızıl, “Görmediğimiz bir şeyi yok sanıyoruz. Maalesef satmayan, ilgi görmeyen bir şeyi medya da görmüyor. Ama binlerce insanın yaşadığı sorunlar hâlâ var. 2 buçuk yıl geçmesine rağmen görsek de görmesek de sorunlar devam ediyor. Biz hangisini tercih edeceğiz? Ben ısrarla oraya gidip göstermeye çalışıyorum. Orayı biraz takip etmemiz lazım. Vatandaş olarak da takip etmeliyiz. En azından haftada bir bile olsa bir sosyal medya paylaşımını depremle ilgili yapmalıyız” diye konuştu.

"Sisteme güven olmaz"

Son olarak haksız ve hatalı bir şekilde ehliyetine el konulması olayına dair açıklamalarda bulunan Kızıl, yaşadığı mağduriyetin hem haber yapma hem de halkın haber alma hakkına erişimi engellediğini vurguladı. Kızıl, “Hatay’dan erken dönmeme neden olan bir durum oldu. Alkolden dolayı ehliyetime el konuldu. Ölçüm yapıldı ve 0,24 promil alkol çıktı. İşin garip tarafı burada başlıyor, ben alkol kullanmıyorum. Bir gece, grevde Konak Belediyesi işçilerinin anlaşmaya vardığı bilgisi geldi. Kutlamalar vs olacak diye gidip çekim yapmak istedim. Alsancak’ta durduruldum ve polisler tarafından yapılan ölçümde alkol çıktı. O gün geç uyanmıştım. Sadece kahve içip omlet yemiştim. Şaşırdım. Daha önce başıma gelen bir urum olmadığı için üfleyip geçeceğimi düşündüm. Aracım kamyonet olduğu için ceza limiti 0,20 imiş, onu da bilmiyordum. Ehliyetime el konuldu. Ne yapmam gerektiğini sorduğumda kan testine girmem söylendi. 51. dakikada gidip kan verdim. Sonraki gün rapor çıktı ve 0. Adli Tıp raporunda da ‘alkol < 0,1’ diyordu. Bilimsel ve hukuki olarak 0 yazamadıklarını söyledi doktor. Bebeğin ya da yaşlı birinin kanında da alkol olabiliyormuş. Doktor, ‘Mahkemeye başvurun hâkim anlar’ dedi. Anlamadı. Kendince bir hesaplama yaptı ve alkollü olduğumu söyledi. Bu raporla tekrar Adli Tıp’a gittim. İtiraz etmemi söylediler ve rapor hakkında görüş istemelerini söylediler. Tekrar itiraz ettik ve kabul edilmedi. Karar kesinleşti. Ancak bu iş artık gurura döndü ve hukuki sürecimi sürdürüyorum. Çünkü haklı olduğumu biliyorum. 2 aydır ehliyetsizim ve işimi yapıyorum. Böyle trajik bir olayın içerisindeyim. Ama yine de sahadan kopmuş değiliz, ısrarla sahada olacağız. Böyle basit bir olayda bile çözüm üretemeyen bir sisteme güven olsun. Böyle bir tarafı da var. Kurumların, hukukun, belediyelerin bu yıpranmışlığı senin benim hayatımda, hayatın her alanında bir engel yaratıyor” açıklamasında bulundu.