‘Gidecekseniz Çirkince’ye gidin orası çok güzel’

"Şimdi hayat daha zor. Her şey maddeye bağlı. Eskiden daha neşeliydi. Biz bize yaşayıp giderdik. Şimdi şımarıklık var. Ne sevgi kaldı, ne saygı..."

İZ DERGİ 30.11.2016, 15:27 02.12.2016, 12:56
‘Gidecekseniz Çirkince’ye gidin orası çok güzel’

Hazırlayanlar:  Sıtkı Şenerken / Yurdagül Okay Özcan - "Şimdi hayat daha zor. Her şey maddeye bağlı. Eskiden daha neşeliydi. Biz bize yaşayıp giderdik. Şimdi şımarıklık var. Ne sevgi kaldı, ne saygı. Binde bir gülümseyen bir insan geçer önümden..." Evinin bahçesindeki çardakta otururken, sürekli gülen gözleri ile bir çırpıda söyleyiverdi bunları Nemika ana. Nemika Gülümser 15 Mayıs 1927 Şirince doğumlu.

Şirince’den bahsederken burada bir ömür geçirmiş, orada doğmuş, yaşamış, kök salmış yaşayan tarihçilerimize kulak vermemek olmazdı elbette.

"On sekiz köyün insanı kalkmış gelmiş oralardan. On beş gün İzmir’de kalmış bizimkiler," diyor 1940 doğumlu Veysel Bayraktar. Mübadele zamanı Şirket-i Hayriye’nin meşhur vapuru Gülcemal gitmiş Selanik limanına; Kavala'dan, Selanik'ten onca köyün insanını yüklenmiş, İzmir'in Pasaport limanına indirmiş. Veysel amcanın demesine göre birbirlerinden ayrılmak istememiş aynı köyden gelenler. Hısımları akrabaları ile bir arada yerleştirilmek istemişler.

Pasaport’ta barakalarda kalmışlar bir süre, Veysel Bayraktar’ın ailesi de aralarında. Köyün büyükleri gelmişler bakmışlar Çirkince’ye. Güzel yer ama kadın yeri değil demişler: Yol yok, ova uzakta, gitmesi gelmesi zor... Sonra bir bakmışlar ovasından bal (incir), dağından yağ (zeytin) akar! Bin sekiz yüz haneye altı bin kişi yerleşmiş. Bildikleri ne varsa onu ekmeye, biçmeye başlamışlar.

1937 doğumlu Nazmiye Posta, "Tütün bilir, tütün ekerdik," der; "Tarlada, bahçede çalışmaktan yedik bitirdik kendimizi." Aydın Özkaynak amcamız 2 Şubat 1938 doğumlu. Rum komşuları varmış annesinin buralara gelmeden evvel, sever sayarlarmış birbirlerini. Demişler ki komşular, "Gidecekseniz Çirkince’ye gidin, orası çok güzel!" Boşuna değil Yunanlı yazar Dido Sotiriyu 'Benden Selam Söyle Anadolu’ya' romanında, "Şu yeryüzünde cennet diye bir şey varsa bizim Çirkince o cennetin bir parçası olsa gerekti” diye bahseder...

Özkaynaklar Pasaport limanına indiklerinde İzmir hala tütüyormuş. Dumanlar içindeymiş koca şehir. Zor geçmiş ilk zamanlar. Bilinmeyen bir yer, bilinmeyen topraklar... İncir, zeytin bol ama gelenler tütüncü, rençber: Ne zeytini bilir, ne inciri! 1930 doğumlu İsmail Yıldırdı, "Babam 15 yaşında gelmiş. Rençberlik yapardık. Keçilerimiz vardı dağda," diyor. Üç ay boyunca her gün taze sütleri eşeksırtında taşırlarmış Selçuk’a. "Fakir bir köydü. Rumlardan kalma üç tane değirmen vardı," diyor Sadiye Buzcu teyzemiz evinin eşiğine oturmuş eski günleri hatırlamaya çalışırken. "Rençberlik yapardık. Zordu ama mutluyduk..."

Köyün en uzun bıyıklısı Adem Dağlı amcamız da 1930 doğumlu. Onun anlattıkları arasında, insanların zamanla Şirince'deki evleri söküp develerin sırtında aşağıya, Selçuk’a taşıdıkları ve orada ev kurmaya başladıkları var. Köy boşalmış yavaş yavaş. Bir ara 800 keçileri varmış dağlarda ama gençler geriden gelmeyince tükenmiş gitmiş o keçiler de.

Veysel amca da aynı şeyi söylüyor. O, 1950'de 1100 nüfuslu Şirince'yi hatırlıyor. Rumlar zamanında yaşayan 7000 kişi varmış. 1923'te boşaltılan köye 1924'te mübadele ile 6000 kişi yerleştirilmiş. 25 yılda ise bunlardan 1100'ü kalmış geriye. “Gençler dışarıya gitti,” diyor Veysel amca. Tütün para etmez olmaya başlamış. Zeytini, inciri anca öğrenir olmuşlar.

Abidin amca “Tütünün kilosu 1962'de 12,5 lira oldu. Kuzu etinin kilosu 5 lira. Varın hesap eyleyin,” diyor. O zamanlar iyi kazanmışlar. Sonradan tütün para etmez olmuş. Abidin Dereli 1 Temmuz 1937 doğumlu. Onun çocukluğunda, gençliğinde köyde ayakkabıcı, terzi, saat tamircisi, manifaturacı dahil her şey varmış. “İş, yorgunluk, yokluk çektik ama savaş görmedik çok şükür,” der. Şimdi köyün girişinde otopark olarak kullanılan düz alan harman yeri imiş. Eşeklerle ovadan çektikleri mahsulleri orada harman ederlermiş.

1 Nisan 1936 doğumlu Mehmet Ada "O zamanlar köyde okulumuz vardı," diyor: Taş mektep. Bugün köyün girişindeki güzel bina ufak bir müze olarak hizmet veriyor. Bir sınıfta 50 kişi varmış; toplamda 5 sınıf. Köyde zamanında iki okul, bir hastane, bir çamaşırhane varmış; şimdi sağlık ocağında doktoru bile yok. Okulu ise birkaç sene önce öğrenci yetersizliğinden kapandı.

Erdem Dağlı 1936 doğumlu. Anlattıklarına göre iki karakol varmış Şirince'de, biri köyün girişinde biri tepede. Köydeki çeşmelerin şimdiki halini en çok o dert ediyor: Köyün her yerinde şırıl şırıl akan çeşmeler varmış. Şimdi dükkanlardan, yapılardan görünmez olmuş onlar...

Gelenler, gidenlerin sadece evlerine yerleşip yaşamaya başlamakla kalmamış, aynı zamanda onların hatıralarına, geçmişlerine de ortak olmuşlar. Kemal Yalçın’ın “Emanet Çeyiz” romanındakine benzer bir hikaye anlatıyor Erdem amca: Keçi yattığı yeri eşermiş. Her seferinde biraz daha eşeler öyle yatarmış. Bir gün bir bakmışlar keçinin eşelediği yerde toprağın içinde bir tahta parçası. Kazmışlar etrafını, iki sandık çıkmış. Birinde erkek kıyafetleri, birinde kadın kıyafetleri... Gidenler bir gün dönme umuduyla gitmişler besbelli.

Eskiden Şirince'de bayramlar çok neşeli geçermiş. Ama en çok Hıdırellez eğlencelerini özlüyor güngörmüşlerimiz. Oğlaklar kesilir, bir gün önceden sarmalar, tatlılar hazırlanır, salıncaklar kurulur, şarkılar türkülerle hep birlikte eğlenilirmiş. Genç kızlar, oğlanlar o eğlencelerde birbirlerini görür, Hıdırellez sonrası görücüye gidenlerin sayısı bir hayli artarmış...

Düğünler ise üç gün üç gece. İlk gün düğün sahibinin evine dağdan odun getirilir, getirenlere özel içkili sofralar kurulurmuş. İkinci gün bütün köye içki masaları kurulur; üçüncü gün de bütün köye yemek masaları kurulurmuş. Şimdi böylesi düğün yapmaya kimsenin parası yetmez, diyor Şirince’nin eskileri. O zamanlar imece varmış, paylaşım varmış, dayanışma varmış.

""Son kanunla Şirince'nin "köy" statüsünü kaybedip "mahalle" olmasından hiç memnun değil yaşlılar... "Eskiden her işimizi kendimiz görürdük," diyorlar, "yolları temizler, tamir ettirir, sokaklarımızda bekçi gezdirirdik. Okulu temizler, ısıtır, ihtiyacı olana baktırırdık. Şimdi köyün bütün geliri mahalli idarelere gidiyor. Bekle ki gelsinler çöpleri muntazam toplasınlar, yolları yapsınlar..." Yeni durumda Selçuk’un 13 mahallesi var. Şirince’ye de o 13 mahalleden herhangi biri olarak bakılıyor, 570 nüfuslu ufak bir mahalle. Oysa sezonda Şirince’nin günde beş bin kişiye kadar ziyaretçisi oluyor. Tüketiyor ve bol bol artık üretiyorlar. "Bu iş hiç iyi olmadı; kendi suyumuza para verir olduk," demekte köyün yaşlıları...

Köyün kıymetini bilin, diyor Mehmet amca. Yaşlanmayın, diyor Abidin amca. Hepsi bir ağızdan, Birlik olun, dayanışın, diyor. Nemika ana yine o gülümseyen gözleri ile, Hayatı sevin, birbirinizi sevin, selam vermeyi almayı unutmayın, gülümseyin, diyor... 

KASIM SAYISI SUNU YAZISI İÇİN TIKLAYIN

İZMİR'DEN YA DA ŞEHİR DIŞINDAN NASIL ABONE OLUNUR? TIKLAYIN

Yorumlar (0)
Günün Karikatürü Tümü
banner96
banner178
11°
açık
Anket Tümü
Türkiye'de ücretsiz uygulanacağı söylenen Çin menşeli Sinovac aşısını yaptırır mısınız?