Uzmanlar anlattı: İzmir nasıl dirençli kent olur?

Çevre Mühendisleri Odası Şube Başkanı Kınay, Şehir Plancıları Odası Yönetim Kurulu Üyesi Mutluer ve Jeoloji Mühendisleri Odası Şube Başkanı Sonuvar, İzmir’de yaşanan deprem ve sel felaketini değerlendirdi, dirençli kent için yapılması gerekenleri anlattı.

ÇEVRE 04.03.2021, 08:43 04.03.2021, 09:08
Uzmanlar anlattı: İzmir nasıl dirençli kent olur?

GİZEM TABAN/İZ GAZETE - İzmir’de 30 Ekim 2020 tarihinde yaşanan deprem ve 2 Şubat 2021 tarihinde yaşanan sel felaketi, dirençli kent kavramının önemini daha da ortaya koydu. Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Helil İnay Kınay, Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Zafer Mutluer ve Jeoloji Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Bora Sonuvar, afetlere dair değerlendirmelerde bulunurken dirençli kent için yapılması gerekenlere ilişkin açıklamalarda bulundu.

‘SORUN BAŞLAMADAN ÖNLEM ALINMALI’

Sağlıklı ve sürdürülebilir bir kent için yapılması gereken çalışmalara dair değerlendirmelerde bulunan Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Helil İnay Kınay, yanlış çevre politikalarından vazgeçilmesi gerektiğini söyledi. Kınay, “İzmir’de yaşadıklarımız afet midir, neden felaket yarattı sorusunun cevabı; aslında biraz, kentleşmemizle alakalı. Bir sorun oluştuktan sonra yüzde 100 çözmek mümkün değil ancak etkisini azaltabilmek, en aza indirebilmek için birtakım çalışmalar yapılabilir. Tabi ki afetler, sorunlar olabilir ama bu daha oluşmadan planlama aşamasında etkileri, riskleri düşünüp buna ilişkin önlemleri almak ve sistemi bu şekilde yürütmek gerekiyor. Kentlerimizin sağlıklı ve sürdürülebilir olması için doğa ile uyum içerisinde olmamız, ormanlarımızın korunması, sanayimizin, ekonomimizin, turizmimizin, tarımımızın birbiriyle entegre olması gerekiyor. Uygulamaya baktığımızda böyle olmadığını görüyoruz. Yalnız İzmir değil aslında ülkemizin her yerinde bu kontrolsüz tüketmenin planlamamanın, yönetmemenin, kamu yararı değil de farklı çıkarlar gözetilerek yürütülen çalışmaların sonuçlarını görüyoruz ve acısını yaşıyoruz. Doğanın kendi yürüttüğü yağış gibi deprem gibi olası doğal olayların aslında bu politikalarla, insan eliyle afete dönüştürüldüğü bir süreci yaşıyoruz. Hatalar belli, ne yapılması gerektiği belli ve bu noktada artık önlem almaya başlamış olmak gerekiyor” dedi.

‘AFET VE KRİZ YÖNETİMİ OLUŞTURULMALI’

Afet ve kriz yönetimi sürecinin oluşturulması gerektiğini belirten Kınay, “Sorunların temel sebebinde; tarımın, ormanın, yeşil alanlarımızın, doğal sit alanlarımızın ortadan kalkması var. Bu alanların doğal yapısı korunarak mevcut arazi kullanım sınıflarında kalması ve buna yönelik süreçlerini yürütmesi gerekiyor. Tarım alanları eğer rehabilite edilebilecek durumdaysa yeniden kazandırılması sürecine acil olarak girilmesi gerekiyor. Mevcut süreçte hali hazırda eksik olan alt yapı çalışmalarının bir an önce tamamlanması, sorunlu noktalarının belirlenerek düzenleme yapılması gerekiyor. Altyapı çalışmalarının; kentin nüfus yükünün getirdiği ihtiyaçlarla beraber içme ve kullanma suyu ihtiyacı, yağış rejimindeki değişiklikler gibi faktörlerin göz önünde bulundurularak ve bilimsel çalışmalara bakılarak daha uzun vadeli gelecek darbeye dayanabilecek şekilde projelendirilmesi gerekiyor. Aynı zamanda bir afet yönetimi, kriz yönetimi sürecinin ortaya konması lazım. Alınan her önleme rağmen herhangi bir afetle karşılaşılması durumunda neler yapılacağı, afet sırasında ve afet sonrasında yapılacak çalışmalara ilişkin planlamaların, uygulamaların olması, burada görev olacak tüm personelin bu konuda eğitim almış ve bu konuda yetkin olması, kentte yaşayanların da bu sürece hazırlıklı olması gerekiyor” açıklamasını yaptı.

‘FARKINDA OLMAMIZ GERKEKİYOR’

Kınay ayrıca, “Ülkemizdeki son yıllardaki politikalara baktığımızda ciddi bir ekolojik yıkım, ekolojik tahribat ve bun yönetememe süreciyle karşı karşıyayız. Her şeye rağmen kalkınacağız anlayışıyla kamu, toplum ve doğa yararı dışında alınan kararlar, yapılan uygulamalar bizi bugün bu noktaya getirdi ve aslında çok daha ağır kayıplar yaşamak üzereyiz, bunun artık farkında olmamız gerekiyor” dedi.

‘YEREL VE MERKEZİ İDARE YOL GÖSTERMELİ’

‘Kendi afet planlarımızı hazırlamak zorundayız’ diyerek sözlerini sürdüren Kınay, “Kendimiz de bu süreçte neler yapacağımızı bilmek zorundayız, o bizim bireysel sorumluluğumuz. Ancak yerel ve merkezi idarenin bize bu yolu göstermesi, yönlendirmesi gerekiyor. Tüm sektörlerin, kamunun, ilgili idarelerin herkesin kendi sorumluluk alanında üzerine düşeni yapmasıyla beraber bu sorunlarla daha az karşılaşabilir hale gelebiliriz” dedi.

‘HATALI KARARLARA DUR DEMELİYİZ’

Dirençli kent olmak için sermayenin taleplerinin değil kentin çıkarlarının esas alınması gerektiğini belirten Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Zafer Mutluer, sorunlara kamusal bir bakış açısıyla yaklaşılması gerektiğini belirtti. Mutluer, “İzmir’in başına gelenler doğa olaylarında suçu doğa olaylarına yüklemek ve afet kavramını çok ciddi bir biçimde ön plana çıkartmak doğru değil. Bizim öncelikli olarak kente müdahale edecek alanları, geçmişte yapılan hataları ve bunların kaynağını masaya yatırmamız gerekiyor. Çözüm için müdahale etmemiz gerekiyor. Bu sorunların bugüne devretmesinin bir nedeni de sürekli görmezden gelinmiş ve aynı hatalı kararların sürekli devam ettirilmiş olması. Aslında sorunun kaynağına baktığımızda; kentin gelişmesinde de dönüşmesinde de bir tetikleyici unsur olarak müteahhit kârı, sermayenin talepleri veri alınıyor. Dolayısıyla kente, toprağa böyle bakan bir yaklaşım, kentin bu denli betonlaşmasını, insan yaşamını bu denli riske atacak hırsı da beraberinde taşıyor. Doğal olarak yapılaşma olmaması gereken alanlara yapılaşmayı, yüksek katlı olmaması gereken yerlerde yüksek katlı yapılar getiriyor. Tarım alanlarının imara açılması, dere yataklarının yapılaşmaya açılmasının ardında hep bu kaynak var. Kent yaşamının bu kadar olumsuz gitmesi, trafik sorununun olması, kentsel yaşam kalitesinin düşmesinin nedeninde hep bu var. Birileri maksimum fayda sağlarken kent ve toplum zarara uğruyor. Ciddi sorunlar var ve biz bu hatalı kararları uygulamaya devam ediyoruz, hiçbirine dur demiyoruz. Bu kenti geliştiren, dönüştüren mekanizmanın kendisi kamu olmak zorunda, sorunlara kamusal bir bakış açısıyla yaklaşılmalı” diye konuştu.

‘SADECE ZARARI KARŞILAMAKLA OLMAZ’

Kentte yaşanan sel felaketine de değinen Mutluer, “Bir kent selde niye zarar görür? Dere yataklarında yapılaşma yapılmaz, serbest bırakılır. Ama kâr hırsı o kadar ön plana çıkmış ki suyun toprağa ulaşacağı hiçbir alan kalmamış. Doğal olarak biraz ortalamanın üzerinde yağış olduğunda gideceği yolu bulamayan yağmur suyu kenti abluka altına alır. Sel meselesinde kent neden böyle bir sorun yaşıyor, önce bu tespit etmeli. Gerekiyorsa yapılaşmış alanlar tasfiye edilmeli. Kenti yönetmek ya da bu tür doğal afetleri göğüslemek sadece zararı karşılamakla olmaz, böyle bir doğal olayla karşılaştığında kentin zarar görmemesi gerekir. ‘İzmir’de şu kadar kilogram yağış düştüğünde bir noktada bile sel olmadı’ diyebilmektir aslında kentin doğa olaylarını göğüslemesi” dedi.

‘KAMU ELİNİ TAŞIN ALTINA KOYMALI’

Deprem sonrasında gündeme gelen kentsel dönüşüm tartışmalarına ilişkin konuşan Mutluer, “Deprem sonrası yapılan araştırmalara baktığımızda İzmir’de 730 bin konut fazlası olduğunu görüyoruz. Hal böyleyken hala yeni inşaat alanları, müteahhitlerin daha fazla kâr elde edebileceği şekilde emsal arttırma konuşuluyor. Deprem sonrası hemen kentsel dönüşüm tartışıyoruz ama bir parselde yapı yıkıldığında nasıl daha fazla daire elde edilir, geçmişte elde ettiği haktan nasıl geriye düşmez bu tartışılıyor. Bununla birlikte diyorlar ki ‘Bayraklı’da ki depremzede insanlar ne yapsın?’ Bu insanlar o evi alırken, yaptırırken planı onaylayan sizlerdiniz, ruhsatı veren sizlerdiniz. Burada sorumlu olan yerel yönetim veya merkezi idare fark etmeksizin devlettir. O insanlardan kaynaklı olmayan sebeplerle evleri başlarına yıkılıyorsa veya yaşanmayacak hale geliyorsa o konutu siz sağlamak zorundasınız hem de bir kuruş dahi talep etmeksizin. Ama ödemeli olarak yapılıyor. Ödemeli olarak yapılmasa da müteahhitin kâr elde edebileceği, insanların da para vermeyeceği bir şekilde nasıl ayarlanabilir diye planlanıyor. Kamu elini taşın altına koymalı, kenti bir noktaya taşıyabilmek için sermayeye yaslanmamalılar” dedi.

‘YERLEŞİME UYGUNLUK HARİTALARI OLUŞTURULMALI’

İzmir’in deprem ve sel gibi afetleri en az hasarla atlatması ve dirençli kent olması için yapılması gerekenlere ilişkin konuşan Jeoloji Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Bora Sonuvar önemli açıklamalarda bulundu. Sonuvar, “Türkiye’nin geneline baktığımızda maalesef önce yapılaşıyoruz, sonra planlar geliyor. Bu noktada imar planlarına esas jeolojik ve jeoteknik raporlarının önemi ortaya çıkıyor. Çünkü biz bu raporlarla mevcut topoğrafyayı tanımlayabiliyoruz. Planlama işte bu noktada devreye giriyor. Bu imar planlarına esas jeolojik ve jeoteknik raporlara bakılıyor ve o bölgede neyin nasıl yapılması gerektiği ortaya çıkıyor. Eğer burası yapılaşmaya açılacaksa bu raporlardaki kriterlere dikkat edilmesi gerekiyor. Öncelikle yerleşime uygunluk haritaları oluşturulmalı. Yerleşime uygunluk haritaları da imar planlarına esas jeolojik ve jeoteknik etüt raporları hazırlanınca ortaya çıkar” diye konuştu.

‘DOĞAYLA İNATLAŞMAYA GEREK YOK’

‘Doğayla inatlaşmaya gerek yok’ diyerek sözlerini sürdüren Sonuvar, “Eğer biz yerleşime uygunluk haritalarını sağlıklı bir şekilde yapmış olsak, doğa zaten bize nerede neyin olduğunu anlatıyor. İmar planlarına esas jeolojik ve jeoteknik raporlarla eğer sağlıklı bir şekilde doğayı okursak hem sağlıklı bir şehir yaratmış oluruz hem de şehir içinde nefes alabileceğimiz alanlar yaratmış oluruz. Yerleşime uygunluk haritalarının hazırlanması ve şehir plancılarının da buna göre yapılaşmayı oluşturması gerekir” dedi.

‘TALEP YARATMAYACAĞIZ’

Afete maruz kalınabilecek alanlarda talep yaratılmaması gerektiğini belirten Sonuvar, “Talep yaratmadığımız takdirde devletin o bölgelerde yapacağı kentsel dönüşüm çalışması daha kolaylaşır. Bu yüzden talep yaratmayacağız. Kadifekale bu anlamda iyi bir örnek. Heyelan bölgesi olan Kadifekale’de 2007 yılında kentsel dönüşüm yapıldı, gecekondular yıkıldı, orada yaşayan insanlar hak kaybında uğramadan çok düşük maliyete Balçova’da yapılan binalara yerleştirildi. Heyelan bölgesi boşaltılmış oldu, o bölge de kent ormanı oldu. Bu bölgenin rayiç bedelleri düşüktü, bu da bölgenin afet bölgesi olmasına rağmen kentsel dönüşüme girmesini kolaylaştırdı. Eğer yapının rayiç bedeli yüksekse devlet veya yerel yönetim oraya müdahale etmekte zorlanıyor” ifadelerini kullandı.

‘KÖKLÜ BİR PLANLAMAYA İHTİYAÇ VAR’

Türkiye genelinde köklü bir planlamaya ihtiyaç olduğunu söyleyen Sonuvar, “Eğer bölgede diri fay varsa orada bir deformasyon söz konusu olur, o deformasyonu depremin büyüklüğüne bağlı olarak yeryüzünde görürüz. Mesela en büyük depremlerden birini beklediğimiz İzmir fayı; Güzelbahçe’den başlıyor, Narlıdere ve Balçova’dan geçiyor, Buca’ya doğru devam ediyor. Burada 7 büyüklüğünde bir deprem demek 30 kilometre veya daha fazla büyüklükte bir kırılma demek. Kırılma yüzeyde ortaya çıkar. Biz o yüzey deformasyonunun oluşabileceği bölgeleri tespit edebildiysek oradan uzak durmak gerekiyor. Aslında İzmir’in deprem açısından dirençli kent olması için sıfırdan planlanması lazım, sadece İzmir’de değil Türkiye’de yeniden köklü bir planlamaya gidilmesi gerekiyor. Bunun için de toplumsal bir irade oluşması lazım. Çünkü bu köklü planlama içerisinde ‘Ben illa Karşıyaka’da oturacağım, ben illa Hatay’da oturacağım’ deme lüksümüz yük” açıklamasını yaptı.

Yorumlar (0)
Günün Karikatürü Tümü
banner96
banner177
15°
hafif yağmur
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 33 71
2. Fenerbahçe 34 69
3. Galatasaray 33 65
4. Trabzonspor 34 59
5. Alanyaspor 34 52
6. Gaziantep FK 33 51
7. Hatayspor 33 50
8. Sivasspor 33 50
9. Karagümrük 33 49
10. Göztepe 34 46
11. Antalyaspor 34 42
12. Konyaspor 33 41
13. Rizespor 33 39
14. Malatyaspor 33 37
15. Ankaragücü 33 37
16. Kasımpaşa 34 37
17. Kayserispor 33 34
18. Başakşehir 33 33
19. Erzurumspor 34 31
20. Gençlerbirliği 33 31
21. Denizlispor 33 26
Takımlar O P
1. Giresunspor 31 63
2. Adana Demirspor 31 61
3. Samsunspor 30 58
4. İstanbulspor 31 57
5. Altay 30 54
6. Altınordu 31 53
7. Ankara Keçiörengücü 31 49
8. Tuzlaspor 31 47
9. Ümraniye 30 44
10. Bursaspor 30 43
11. Bandırmaspor 30 39
12. Boluspor 30 35
13. Balıkesirspor 31 35
14. Adanaspor 30 34
15. Menemenspor 31 31
16. Akhisar Bld.Spor 31 26
17. Ankaraspor 30 23
18. Eskişehirspor 31 8
Takımlar O P
1. Man City 32 74
2. M. United 32 66
3. Leicester City 31 56
4. West Ham 32 55
5. Chelsea 31 54
6. Liverpool 31 52
7. Tottenham 32 50
8. Everton 31 49
9. Arsenal 32 46
10. Leeds United 31 45
11. Aston Villa 30 44
12. Wolverhampton 32 41
13. Crystal Palace 31 38
14. Southampton 31 36
15. Newcastle 32 35
16. Brighton 31 33
17. Burnley 32 33
18. Fulham 33 27
19. West Bromwich 31 24
20. Sheffield United 32 14
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 31 70
2. Real Madrid 31 67
3. Barcelona 30 65
4. Sevilla 31 64
5. Villarreal 31 49
6. Real Betis 31 48
7. Real Sociedad 31 47
8. Granada 30 39
9. Levante 31 38
10. Celta de Vigo 31 38
11. Athletic Bilbao 30 37
12. Osasuna 31 37
13. Cádiz 31 36
14. Valencia 31 35
15. Getafe 31 31
16. Deportivo Alaves 31 27
17. Huesca 31 27
18. Real Valladolid 30 27
19. Elche 31 26
20. Eibar 31 23
Anket Tümü
Sizce Türkiye'nin en önemli ana gündemi ne olmalı?