Ulaşım meselesine devam edeceğim izninizle… İz Gazete’nin haberinden okudum; İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, geçtiğimiz gün Bisikletli Ulaşımı Geliştirme Platformu (BUGEP) ile buluşmuş. İnciraltı Kent Ormanı’ndaki kahvaltılı buluşmada Kocaoğlu, İzmir’de bisiklet adına yapılan çalışmaların bisikletçilerin ısrarcı, takipçi, itici güçleriyle bir noktaya vardığının da altını çizmiş.

BİSİKLETÇİLER İTİCİ UNSUR

Hakikaten de İzmir Avrupa’da bisiklet şampiyonu olarak adını duyurduysa bu şeref İzmirli bisikletçilere ait. Şimdi, bisikletçiler İzmir Büyükşehir’i daha ileri hedeflere zorluyor. Belediye de yeni çalışmaları “Yaya ve Bisikletli Ulaşım Master Planı” içinde ele alıyor. Malum, bisikletle ilgili bir de birim kurulmuştu ulaşım dairesi bünyesinde.

İzmir’de bisikletli ulaşım gittikçe ivme kazanıyor. Yepyeni gruplar kuruluyor, her yaştan kadın erkek bisikletçi yollara çıkıyor. Tabii, bulabildikler yollara… İzmir’de daha çok bisiklet yolu bu ivmeyle birlikte şart. Çabucak planlanmalı. Sadece sahillerde değil, iç muhitlerde de bisiklet yolları açılmalı. Bisiklete artık İzmir’de alternatif ulaşım aracı gözüyle bakılmalı. Zaten İzmirli bisikletçiler de İzmir ulaşımındaki sıralamanın “önce yaya, sonra bisiklet, sonra toplu ulaşım” şeklinde olması gerektiğini belirtiyorlar. İzmir’in mülki ve yerel yöneticileri -ilçe belediye başkanları, yardımcıları da, mülki amirleri de- bu konuda rol oynayabilirler; sık sık bisiklet kullanarak özendirici olabilirler. Çocuklara, gençlere armağan olarak bisiklet verilebilir.

Lise sona geçen oğlum da bisiklete biniyor, ondan en çok duyduğum, tehlikelerin azalması için trafikteki motorlu araçların bisikletlilere saygılı davranması gereği. Bu konuda da gerek yerel yönetimin gerekse trafik şube müdürlüğünün eğitici çalışmalar yapması gerekir.

Bu arada BİSİM de çok başarılı bir proje. Mustafa Kemal Sahil Bulvarı ve Kordon’da, Karşıyaka’da gördüğüm bu uygulama kentin başka noktalarına, iç bölgelerine de sıçratılabilir. Bisiklet sadece sahillerinmiş gibi bir imajı da yıkmak gerek.

TRAFİĞE KAPALI SOKAKLARDA NE OLUYOR?

Bisiklet konusunu burada noktalayalım ve iki paragraf daha açalım ulaşım bahsinde. Birincisi, trafiğe kapalı sokaklar… Tamam, çok güzel, trafiğe kapatıyorsun ve yayalaştrıyorsun sokağı da sonra ne oluyor? Yaya rahat mı ediyor, nefes mi alıyor? Sadece bir sokağı, Alsancak’taki Meksika Sokağı’nı örnek vereyim. Sokak adeta park yeri! Otomobilden geçilmiyor! Zaten bir kısmı da aşırı kafe masaları altında… Meksika Sokağı bunun için mi trafiğe kapatıldı? Bana birisi trafiğe kapalı sokağa nasıl araç park edilebildiğini anlatmalı…

“PARK ET ET DEVAM ET”TEN NE HABER?

İkinci paragraf aslında başlı başına bir yazı konusu olabilirdi. Odatv’de Türkiye’ye örnek gösterdiğim bir projeydi Büyükşehir’in “Park Et Devam Et” projesi. Bana heyecan vermişti. Projenin özü şuydu: Kent merkezindeki, daha doğrusu kentin kalbindeki trafik eziyetini ortadan kaldırmak için belediye merkezin hemen çeperindeki devasa katlı otoparklarını çok ucuza, 4 TL’ye araç sahiplerine açıyor ve araçlarını park ettikten sonra da merkeze çabucak geçmeleri için altlarına ücretsiz ring hattı çekiyordu. Hatta isteyen aylık abonman olarak sadece ayda 100 TL ödeyerek bu otoparklardan yararlanabiliyordu.

Aradan zaman geçtikçe baktım, merkezdeki kilitlenme, sıkışıklık özellikle belli saatlerde devam ediyordu. Buradan Büyükşehir’in konuyla ilgili sorumlularına soralım; o güzel proje ne alemde? İşliyor mu? Merkezdeki mağazasına, ofisine gelen araç sahibi park edip devam ediyor mu ringle, yoksa yine bildiğini mi okuyor? Bu konuda bir iki ring aracıyla deneyimim oldu ve maalesef projenin tavsadığı izlenimini aldım. İlgililer dönerse anlayacağız; proje ne kadar hayata geçebildi, tavsadı mı, istatistik var mı? Yoksa proje kadük mü oldu? Hayata geçirilen projelerin ısrarla takip etmek, vatandaşa yansıtmak, çok yönlü çabalarla tutmasını sağlamak yönetişimin bir parçasıdır.