“Bu dava biz bitti demeden bitmeyecek!” diyen Altıok, insanlığa karşı işlenen suçlar karşısında zaman aşımı işlemeyeceğini hatırlattı.  Türkiye’nin insanlığa karşı işlenen suç listesinin hayli kalabalık olduğunu ifade eden Altıok, “Neredeyse tamamı adaletsiz bırakılan bu davaların çoğu zaman aşımına uğratıldı. Suçu işleyenler halkın vicdanlarında tutuklu kaldı ancak mahkemelerce haklarında takipsizlik kararları verildi. Hatta siyasi iktidarlar tarafından ödüllendirildiler." şeklinde konuştu.

Açıklamasını günümüze kadar zaman aşımına uğrayan önemli davalardan örnekler vererek devam ettiren Altıok şöyle konuştu: “16 Mart 1978 Beyazıt Katliamı davası. 16 Mart 1978 günü okullarından çıkan ilerici, devrimci öğrenilerin bulunduğu alanda bomba patlatıldı. O katliamda 7 genç öldürüldü, 35’den fazla genç yaralandı. 30. yılında zaman aşımına uğratıldı.

Abdi İpekçi cinayeti. 1 Şubat 1979’da öldürülen Abdi İpekçi cinayeti 2009 yılında zaman aşımına uğratıldı. Katilleri serbest.

Kemal Türkler cinayeti. 22 Temmuz 1980’de evinin önünde vurularak öldürülen Kemal Türkler davası 2010 yılında davası zaman aşımına uğratıldı.

Sivas Katliamı. 2 Temmuz 1993’te 33 aydın Sivas’ta vahşice katledildi. 2012 yılında dava zaman aşımına uğradı. Dönemin başbakanı bugünün başkanlık sevdalısı tarafından “Hayırlı olsun” ifadeleriyle katillere muştulandı. 2014 yılında Yargıtay tarafından onandı. Siyasi islam ideolojisinin Orta Çağ anlayışı ile vahşice öldürdüğü aydınlarımızın öldürüldüğü katliam duruşmada açıkça insanlık suçu olarak tanımlandığı halde gerekçeli kararda insanlık suçu olarak tanımlanmadı.

Bugün firari sanıklar üzerinden devam eden diğer davanın duruşmasından geldik. 23 yıllık adalet mücadelemizde davamızın her adımı başka bir skandala tanıklık etmiştir. Geldiğimiz son noktada Sivas Katliamı Davası’nın zaman aşımı kararını veren mahkemenin hakimi bugün Gülen Cemaati üyeliği suçlaması ile tutuklu. Davanın savcısı ise Yargıtay hakimi. AKP-cemaat koalisyonunun yargıdaki milli mutabakat yılları açısından ibretlik bir örnek... Öte yandan gerçek suçluları aklama derdinde olanlar tarafıdan dün Ergenekon çuvalına atılmak istenen davamız bugün "cemaat işi" olduğu iddiasıyla yine en iyi malzeme. Siyasi islam ideolojisinin doğrudan dahli olan Deniz Feneri ve Sivas Katliamı davaları 14 yıllık AKP iktidarının suçluları koruma çabasının açık örneklerindendir.

Nasıl ki Yahudi Soykırımı’nın sanıkları bugün bile yargılanıyorsa insanlık suçlarının tüm sanıkları için de aynı durum geçerlidir. Sadece bir kaç örneğini verdiğim bu katliamlar ve faili meçhul siyasi cinayetler insanlığın onurunu, haysiyetini ayaklar altına alan utanç verici cinayetlerdir ve hepsi cezasızlıkla ödüllendirildi.

12 Eylül'de Mamak Cezaevi’nde gerçekleştirilen işkenceler, işkence suçları ve tüm cinayetler örtbas edildi. 7 Kasım 1980’de Mamak’ta işkencede öldürülen İlhan Erdost'un katilleri 28 Eylül 2016 günü Mamak Davası zaman aşımı nedeniyle takipsizlikle kapatıl arak ödüllendiriliyor.

İnsanlığa karşı işlenmiş tüm bu suçlarda 30 yılı bulan hukuk mücadelelerinin tarihi, zaman aşımı kılıfı ile cezasızlık tarihine döndü.

İzmir’de bir polis kameraların önünde protesto yürüyüşü gerçekleştiren bir grup gencin gözaltına alınması için halka çağrıda bulundu. Gençleri sokak ortasında “PKK’lı bunlar, polise yardımcı olun” diyerek resmen galeyana gelebilecek kitlelerin önüne attı. Bu kabul edilemez. Halk aynı anda hakimse, savcıysa, polisse eğer soruyorum size: Devlet ne işe yarar? “Fethullah Hoca Efendi son bin yılın en büyük Türk büyüğüdür” demiş olan AKP izmir Milletvekili Hüseyin Kocabıyık twitter hesabından resmen katliam çağrısı anlamına gelecek skandal bir paylaşımda bulundu. Kocabıyık aynen şu ifadeleri kullandı: “Devlet büyüklerine bir suikast halinde millet cezaevlerini basacak ve tüm fetöcüleri ve PKK'lıları asacak. Halk Arasında konuşulan bu.” Bu alenen meşrulaştırmadır. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası İnsan hakları Komisyonu üyesi Mehmet Metiner'in "O gün ben de olsam tekme tokat girerdim" sözleri gibi hukuku yok sayan, topumu kendi adaletini aramaya teşvik eden açıklamalar skandal niteliğindedir ve adeta yeni katliamlara, linç girişimlerine açık çağrı gibidir.

Hukuk devletinin ortadan kalktığı, Anayasa’nın askıya alındığı, OHAL KHK’ları ile ülke yönetildiği göz önünde bulundurulursa; Sayın Kocabıyık’ın, Metiner'in ifadelerinin bir iç tutarlılığı var aslında. Demokrasinin, özgürlüklerin ve insan haklarının bizzat iktidar partisi tarafından yok edildiği bu dönemde halka “cezaevlerini basın ve mahkumları öldürün” anlamına gelebilecek böylesi korkunç bir çağrıyı yapmak da ancak iktidar partisi mensubu bir milletvekiline yakışır. Türkiye’de sanki bir cumhuriyet yokmuş gibi, bu cumhuriyet 78 milyonun cumhuriyeti değilmiş gibi milyonlarca insana çağrı yaparcasına Sn. Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun adını ağzına almaya cüret ederek “iç savaş” anlamına gelecek gazete yazısına imza atan da başka bir iktidar partisi milletvekili. 23 yıl önce Sivas katliamı sırasında "gazanız mubarek olsun" diyen bugün Saadet Partisi Genel Başkanı olan Temel Karamollaoğlu'nun milletvekilliği ile ödüllendirilişi gibi Sivas davası sanık avukatlarının ve nicelerinin bakanlık, milletvekilliği, HSYK üyeliği gibi makamlarla ödüllendirildiği gelenek yine iş başında.

Sivas Katliamı davası 21 Şubat'a ertelendi. Toplumun tüm vicdanlı insanlarını bu davaya sahip çıkmaya davet ediyorum. Bu dava biz bitti demeden; gerçek suçlular yargı önüne gelmeden bitmez, bitmeyecek!”