Merhaba Demir Abi

Eksiği fazlası yok. Tam tamına iki yıl. Nerdeyse on gündür ilkyazdan emanet günler yaşarken anımsattı şubat kendini. Yürüyüşe çıkmayı da yemedi gözümüz. Feridun Andaç’ın senin için yazdıklarını okudum yeni baştan. Sonra Ferit abiyle (Edgü) mektuplarınızı.

Adnan abinin (Özyalçıner) Doğan Hızlan’ın, Ferit abinin sizin için söylediklerini dinledim. Doğan Hızlan, üç dakikayı bulmayan seslenişinde sizin edebiyatınızı özlüce özetlerken Ferit Edgü, hem kuşağınızı bütünlüklü bir yaklaşımla ele alıyor hem de sizin özünüzü koruyarak değiştiğinizi vurguluyordu.

Adnan abinin, “Erdal Öz, Demir Özlü bir de ben, aramızda kendimizi, şaka yollu ‘1950 kuşağının üç öz’lü öykücüsü’ olarak nitelerdik.” tümcesiyle başlayan yazısı beni hem sizin lise yıllarınıza, 1950’lere hem de kendi lise yıllarıma götürdü. Sanatla, düşünle yoğrulmuş dostluklar, arkadaşlıklar kalıcı olmanın yanında hayallerimizi de besliyor. O çağlarda atılan, boyumuzu aşan adımlar yaşam boyu aydınlatıyor yollarımızı. Ama sizin (1950 Kuşağının) bir yaşam boyu süren o büyük dayanışmanızın, dostluğunuzun altını ayrıca ve özenle çizmek gerekir.

İki yıl önce, tam da bu günlerde düzenlediğimiz 17. İzmir Öykü Günlerinde, onur konuğu olarak seslenirken Biliyor musunuz, ölüme inancımı yitirdim. Buraya Tahsin Yücel, Leyla Erbil, Ahmet Oktay için geldim. Ölüme inancım yok artık. İnanmıyorum ölüme. Onlar yaşıyor!..” sözlerinizi hepimiz aklımızda tutuyoruz.Fotoğraf : Y. Bekir Yurdakul

Sonra Orhan Duru için mikrofonu uzattığımda içinizin nasıl sızladığını, gözyaşlarınızı tutamadığınızı hiç unutmadım. Siz, “Orhan Duru” demiştiniz de “üç nokta”yı ben koymuştum.

Sonra Onat Kutlar, Erdal Öz, Bilge Karasu, Nezihe Meriç...

Adnan abi, “Elinden alınan kentin, memleketin, İstanbul’un özlemini çektiği öyküler.” yazdı, derken 12 Mart ve 12 Eylül cuntalarının, başka birçok yurtsevere yaptığı gibi seni de akılları sıra yargıladığını, yurttaşlıktan çıkarmaya kalkıştığını anımsatıyor. 

PEN Türkiye Merkezi de bu gerçeği şöyle vurguladı: “Düşünceye dayanan, felsefeyle beslenen öykülerin, romanların yazarı Demir Özlü, 1960’tan sonra kurulan Türkiye İşçi Partisinin ilk üyelerindendi. 12 Mart’ta yargılandı, yaşamı boyunca ‘sakıncalı’ etiketini omuzladı.

Yıllar önce Melih Cevdet Anday yazmıştı, doğumla elde edilen yurttaşlık hakkının hiç kimsenin elinden alınamayacağını, böyle bir tasarrufun kimsenin haddi olmadığını... Dünyanın her yanında hep hastalıklı kafaların işleri işte bunlar.

***

Sevgili Demir Abi,

Birkaç hafta önce Tahsin abiye yazmıştım. O mektubumu okuyan Batıgün Sarıkaya önermiş. Maraş’ta Yaşar Ercan’ın yayımlamakta olduğu Sinedebiyat’ta Tahsin Yücel için özel bir bölüm hazırlayacaklarmış. Aklıma öncelikle siz düştünüz. Yaşar da Batıgün de çok sevindiler bu habere. Sonra sevgili eşiniz Ulla’ya (Lundström) yazdım. Ulla’nın sağlık sorunlarınız nedeniyle yazık ki yazamayacağınız bilgisiyle tüm dostlara selam ve sevgilerinizi ilettiği yanıtını İzmir’deki dostlarınızla; başta Ahmet Büke, Kerem Işık, Pınar Köksal Üretmen, Yıldız İlhan, Lütfü Dağtaş, Hülya Soyşekerci, Özlem Kılınçarslan Sözbilir ve Hasan Sözbilir’le (aslında tutkuyla bağlı olduğunuz Ödemiş’le, İzmir’le) paylaştım.

***

Sevgili Demir Abi,

Yapıtlarınızla kurduğumuz dostluk bir yana, İzmir Öykü Günlerinin onur konukluğu için adınız kesinleşince “Ben ulaşırım Demir Özlü’ye...” demiştim kuruldaki dostlarıma. Kimi arayacaktım? Elbette ki kırk yıllık dostum Feridun Andaç’ı. Önerilerini de almıştım. Hemen ulaştırmıştı iletişim bilgilerinizi.

Öylesine sıcaktı ki kuzeyden, İsveç’ten seslenişiniz, üçüncü e-postaya “Demir Abi,” seslenişiyle başlamıştım. Sonra 15-16 Şubat 2019’da tam iki yıl önceki o unutulmaz öykü buluşması. Geçen yılın Öykü Günlerini kaplayan ıssızlığa bu yıl da salgın eklendi. Salgın bahane, sanatsız hayat şahane! Bunca kısırlığa, vasatlığa ancak edebiyata, sanata yaslanarak dayanabiliyoruz. Haydi, boş verin bunlara, dönelim iki yıl önceye...

Yine o günlerde Agora ören yerinde Lütfü Dağtaş’ın çektiği fotoğraflarınız ve geçirdiğimiz olağanüstü saatler var. Hava da yumuşamıştı sanki. Agora’yı var eden o büyük uygarlığın ayak izlerinin silinmemesine özen gösteren bir incelikle attığınız adımlar, o kadim kültüre kulak veren inceliğiniz, her adımınızda “çocukluğunuzun kenti İzmir” özlemiyle burnunuzun direğinin sızladığını duyumsatan suskunluğunuz.

Yarın uğrasam Abacıoğlu Hanına, o bitmesin dediğim iki akşam yemeğinden ya da uzansam Ödemiş’e çocukluk yıllarınızdan bir şeyler duyar mıyım?


¹Demir Özlü (yazar/ 9 Eylül 1935-13 Şubat 2021)

Fotoğraf 1: Y. Bekir Yurdakul

Fotoğraf 2: Mahmut Turgut