08.11.2019, 14:11

Sözün bittiği yer…

‘Sözün bittiği yerdeyiz’…

Ne kadar çok kullandık bu cümleyi;

Son 20 yılda;

Son 10 Yılda;

Son 5 Yılda;

Son 1 yılda;

Son 1 ayda;

Son 1 günde;

Belki de son 1 saatte…

Dram; acı; hüzün; facia; felaket; keder; kader; çaresizlik…

Kullandık ve kullanmaktan bıkmadık…

Yoruyor sadece bizi bu cümle;

Izdırap veriyor;

Vicdanımızı sızlatıyor;

Yaralıyor;

Öfkelendiriyor…

Hangi birine diyoruz sonra;

Hangi drama;

Hangi acıya;

Hangi vicdansızlığa;

Hangi insanlık dışı davranışa;

Hangi koşullara;

Hangi yanlışlara…

Daha birkaç gün önce;

4 insan;

4 yetişkin insan;

4 kardeş;

Siyanürle hayatına son verdi.

Neydi bu?

Neyi merak ettik;

Yaşlarını mı?

Hani şu gazete haberlerinde parantez içine alınmış yaşlarını mı?

Neden sarsıldık;

Siyanür kullanılmasına mı?

Parasızlığın çaresizliğine mi?

Neden vicdanımız bir kez daha ağır yara aldı;

Neyi görmedik;

Neyi duymadık?

Çok ‘efendi’ öldüler değil mi?

Not bile bırakmışlardı cesetlerini bulacak olanlara;

‘Dikkat edin siyanür var’ diye…

Borç defterini tutan bakkal da dedi:

‘Çok iyi insanlardı’

‘Kimseye zararları yoktu’…

‘Günde 7-8 bazen 10 ekmek alırlardı’;

Ekmek. Sadece ekmek…

Nerede kalmıştık?

‘Sözün bittiği yerde’…

Yani aynı yerde aslında;

Soma madenlerinde 301 can yandığında...

Ermenek’teki göçükte…

Çocuğunun gözlerinin önünde;

Son bir umutla, haykıracağı son cümlesi;

‘Lütfen… Ölmek istemiyorum’ olan Emine Bulut da…

Ankara’ da . 10 Ekim’de;

Babasının elinden tutarak ‘Barış’ isteyen 9 yaşındaki Veysel’in gözlerinde…

Bir umut…

Belki daha iyi olur diyerek bindikleri botun alabora olmasıyla;

Küçücük bedeni kumsalda cansız yatan Aylan Kurdi’nin fotoğrafında…

Sözün bittiği yerdeydik’ hep…

Hızlı tren faciasında;

Çorlu’da…

Anlamsız ve kuralsız ihmallerle;

Bilmem kaçıncı kattan düşerek can veren işçinin haberinde…

Hastaneye gitmesine engel olan karla kaplı yolların;

O yollarda Muharrem’inin cenazesini sırtındaki çuvalda taşıyan babanın sonsuz kahrında…

Parasızlıktan ‘kuru odun’ alamayıp;

Çocuklarını üşümesin diye saç kurutma makinesiyle ısıtan;

Yoksulluğuna kahredip yan odada kendini tavana asan anne Emine Akçay’ın yapayalnızlığında…

Aladağ’daki öğrenci yurdunda;

Yangın merdivenlerine vurulan kilit yüzünden ağlayarak yanan kızlarımızın feryatlarında…

Atanamayan; işsizlikten bunalan genç öğretmenlerin yaşamlarına son veren isyanlarında…

Kaz Dağları’nın göz göre yok edilmeye çalışılmasında…

İsrafta;

İtibarda;

Kayyumda;

Sokakta;

Kaldırımda;

Dolmuşta;

Mekanda;

Her yerde…

‘Sözün bittiği yer’ neresi;

Sonsuzluk mu;

Sonsuz mu;

Çıkmaz bir sokak mı?

Bitiş çizgisi yok mu?

Ya da;

Söz biter mi?

Ya da

‘Sözün bittiği yerde’ ,

Yeni bir söz söylenecek mi?

Yeni başlangıçlar için…

‘Sözün bittiği yerin’ bitmesi için…

Yorumlar (0)
banner96
banner177
parçalı az bulutlu
Günün Karikatürü Tümü
Anket Tümü
İstanbul hezimetinin ardından AKP iktidarı erken seçime gider mi?