15.11.2019, 09:10

Siyaseti kemiren din ve Atatürk istismarı bitmedikçe, normalleşme olmaz

İçinde bulunduğumuz Atatürk’ü Anma Haftası  yarın sonlanacak ama  10 Kasımdan bu yana iktidar cenahının pek çok etkinlikte ‘mış gibi’ yaptığı methiyeler, kerhen sergilenen saygı duruşları, ‘içim başka söyler dışım başka’ havaları yine akıllarda kalacak.

Peşinen belirteyim, Mustafa Kemal Atatürk, son 200 yılı onursuzca çöküş süreci yaşayan Osmanlı  tarihe gömülmek üzereyken, bu topraklarda yepyeni bir ülke ve ulus yaratan büyük bir lider. İbresi çağdaşlık, hayali demokrasi  olan bir devrimci. Ömrü, yapmak istediklerinin çok azını gerçekleştirmesine imkan sağladı ne yazık ki.  O nedenle sonraki yıllarda, ne yapmak istediğini anlamak ve o yoldan yürümek yerine,  adını istismar etmeye hevesli sözde Atatürkçülerin eline kaldı. En büyük tahribatı 1980 darbesi verdi,  Atatürk diye diye faşizmin dibini yaşattılar, ülke tarikatların eline terk edildi, tarikatlardan beslenen  iktidarların yolu açıldı.

AKP iktidarı, Cumhuriyet ve onun kuruluş ilkelerini sonlandıracak adımları hayata geçirirken,  Atatürk’ün halktaki karşılığını da kemirmeye çalıştı. Maşalar eliyle hakaretler edildi, alçaltıldı, küçük düşürülmeye çalışıldı. Hedef, Atatürk’ü silip yerine Erdoğan’ı  ikame etmekti. Anıtkabir ziyaretinde bir avuç bindirme kıta Erdoğan için slogan atarken de amaç buydu.

Ne var ki onca çaba ve algı operasyonuna rağmen halktaki karşılığını yok edemediler. Öyle bir noktaya geldi ki, Atatürk ve ilkelerini savunmak AKP ye muhalif olmanın ortak paydası haline geldi.  

 Bu ülke siyasetinin en büyük hastalığı kavram istismarıdır. Atatürk’ü istismar edenler ve dini istismar edenler, Türkiye’ye en büyük zararı verdiler vermeye devam ediyorlar.

Ne zaman ki din, bireylerin iç dünyasını zenginleştiren ama siyaset ve devlet işlerine karıştırılmayan bir kavram olacak; o zaman birleşeceğiz. Ne zaman ki, çağdaşlık, eğitim, bilim, sanat, kültür, edebiyat alanlarında üretken olup, insan hak ve özgürlüklerine saygılı olacağız, o zaman gelişip, zenginleşeceğiz.

Bu kavganın tarafı olamam…

Hafta sonu CHP delege seçimleri başladı. Karşıyaka yarışın en çekişmeli olduğu ilçe olarak yine öne çıktı. Mavi ve beyaz listeler yarışıyordu. Donanmacı mahallesi seçiminin yapıldığı yere gittim ve her iki tarafın destekçileri ile konuştum.  Niyetim oy kullanmaktı ama bu kavganın tarafı olamam deyip vazgeçtim.

Beyaz liste mevcut ilçe yönetiminin ve eski Başkan Akpınar destekçileri; Mavi liste Belediye başkanı Cemil Tugay destekçileri… Seçimin yapıldığı kafede gerginlik elle tutulur durumdaydı, kiminle konuşsam karşı tarafa fena saydırdı. Nitekim bazı yerlerde olaylar çıktı, seçimler ertelendi.

Görünen o ki, CHP karpuz gibi ortadan yarılmış, diğer ilçelerde de aynı gerginlik ve bölünmüşlüğün yaşanacağı kesin. İddialar, suçlamalar inanılır gibi değil. Daha önce de yazdım, yeni seçilen belediye başkanları örgütleri arkalarına almak istiyor ve müdahale ediyor, eskiler mevziyi terk etmek istemiyor. Bunu daha öncekiler de yaptı. Tunç Soyer de yeni ilçe belediye başkanları da delege seçimleriyle örgütü dizayn etme gayretinde. Ama kantarın topuzu kaçmış durumda , adeta düşman safları oluşmuş. Bu sancılı sürecin en az hasarla atlatılması ise İl Başkanı Deniz Yücel in sorumluluğudur.  Yoksa kongre salonları arbede yerine döner.

Yorumlar (2)
Caglayan Bilgen 8 ay önce
Hic kavgasiz gurultusuz birlik ve beraberlik icinde 12 mahallesinde delege secimini yapan Güzelbahçe'den de bir cumle bahsedersen CHP de güzel seylerin oldugunu da partililerimiz duymus olur. Sevgilerimle.
mehlika gökmen 8 ay önce
Sevgili arkadaşım Çağlayan, yazıda zaten belediye başkanı değişen ilçeler vurgusu var; Güzelbahçe değişmedi ve sağlam ellerde demek ki:-) Selam sevgilerimle
Günün Karikatürü Tümü
banner96
banner177
22°
açık
Anket Tümü
'Yeni normal'e geçişi erken buluyor musunuz?