Selin Sayek Böke: 'Yine bir kritik kavşaktayız'

"Yerel seçimleri, sadece karşıtlıkta bir arada durulan bir zemin olmaktan çıkartmalıyız. Ortaklaştığımız değerleri, siyaseti, gelecek hedefini konuşmalıyız. Karşıtlık üzerinden buluşulan, siyasi zemini hiçleştiren siyasetsizliği de değiştirmenin yolu yapmalıyız bu seçimleri. "

Selin Sayek Böke: 'Yine bir kritik kavşaktayız'

"Yerel seçimleri, sadece karşıtlıkta bir arada durulan bir zemin olmaktan çıkartmalıyız. Ortaklaştığımız değerleri, siyaseti, gelecek hedefini konuşmalıyız. Karşıtlık üzerinden buluşulan, siyasi zemini hiçleştiren siyasetsizliği de değiştirmenin yolu yapmalıyız bu seçimleri. "

09 Ocak 2019 Çarşamba 11:27
Selin Sayek Böke: 'Yine bir kritik kavşaktayız'

Selin Sayek Böke 'Karşıtlıkta buluşmamız yeter mi?'  başlıklı köşe yazısında, ekonomideki sınıfsal farka ve eşitsizliğe değindi. Böke, devletin çiftçinin yanında olmak yerine spor kulüperinin borçlarını üstlendiğini dile getirerek, "Ziraat Bankası tam bir Saray bankası olarak kullanılıyor" dedi. Selin Sayek Söke'nin köşe yazısının tam metni: 

"Ziraat Bankası… 1863’te kuruldu. Yasasında “Ziraat Bankası çiftçilere kolaylık sağlamak ve tarımın gelişmesine yardımcı olmak için kurulmuştur” denilmişti kurulurken. 2017’de Saray’ın aile şirketi olan Varlık Fonu’na devredildi. Ve 2019’a girerken Saray’ın aile şirketinin bankasına dönüşmüş olan Ziraat Bankası bugün toprağından üreten çiftçiyi değil, spor kulüplerinin borçlarını üstleniyor, çiftçiyi değil spor kulüplerini kurtarıyor. Bankanın tarım sektörüne verdiği krediler, tarım dışı kredilerin yanında devede kulak kalıyor.

Ziraat Bankası tam bir Saray bankası olarak kullanılıyor! Futbol kulüplerinin borçları yeniden yapılandırılarak, Ziraat Bankası kanalıyla devlet güvencesine (!) alınıyor. Yani bu borçlar devlet tarafından üstlenilecek. Sen, ben, biz, çiftçi Mehmet amca, emekli Ayşe teyze, işçi, memur, beyaz ya da mavi yakalı hepimiz bu borçları üstleneceğiz. Yani kulüplerin borçlarını Ziraat Bankası üzerinden nihayetinde biz, halk olarak ödeyeceğiz.

Spor kulüplerinin borçlarına gelince… Daha önce de Maliye Bakanlığı tarafından defalarca vergi borçları yapılandırıldı spor kulüplerinin. Gelirleri üzerinden vergi falan da ödemiyorlar, muaflar çünkü. Yani yayın, reklam gelirleri, bilet satış ve kombine gelirleri, loca satış ya da bonservis gelirlerinden de gelir vergisi vermiyorlar. Kulüpler gelir vergisi ödemediği gibi, futbolcuların ödeyeceği gelir vergisi de dolaylı yoldan 80 milyonun sırtına yükleniyor. 

Bir yanda asgari ücretli gelir vergisi ödüyor. Emeğiyle yaşayan milyonlar, hepimiz, tüketim üzerinden fahiş vergiler ödüyoruz. Öte yanda milyonlarca lira kazanan profesyonel futbolcular kulüplerle “net” ücret üzerinden sözleşme yapıyor. 

Futbolcunun gelir vergisini kağıt üzerinde kulüp üstlenirken, o vergi hiçbir zaman ödenmiyor ve eninde sonuna işte böyle yapılandırma gibi süslü kandırmacalarla kamuya yıkılıveriyor.

Tıpkı batık yandaş yatırımlarının, işsizlik sigorta fonundan aktarılan parayla kamu bankaları tarafından kurtartılması gibi…

Tıpkı “kağıt üzerinde” kullanacağımızın garantisi verilen yollar, havaalanları, şehir hastaneleri gibi… Tıpkı dünyanın en pahalı benzini kullanılan arabalarla geçilemeyen, dünyanın en pahalı köprülerinden yandaşlara aktarılan milyarlarca dolar gibi…

Çünkü Saray düzeninin sınıfsal karakteri belli, işleyişi açık… 80 milyonun ürettiği değer, düzenin ayrıcalıklı yüzde 1’ine açık transferlerle aktarılıyor. Bu transferi Saray’ın aile şirketine çevirdiği devlet, kamu bankaları aracılığıyla yürütüyor.

Çünkü Saray düzeni hukuka karşı, emeğe karşı, barışa karşı, kadına karşı, aydınlara karşı, bilime karşı, üniversitelere karşı, özgürlüklere karşı… Uzatmaya gerek yok, bu düzen çiftçiye, memura, emeğe, üretene karşı… İktidarın tavrı belli… Yüzde 99’a karşı…

Neden anlattık bunları?

Çünkü yine bir kritik kavşaktayız.

Biz de iktidarın kurduğu bu düzene ve bize dayattığı karanlığa karşı buluşmalıyız. Daha da vakit kaybetmeden hepimiz, yeniden ortaklaşmayı başarmalıyız.

Ama artık önemli bir nokta var: Sadece karşıtlıkta buluşmak yetmiyor. Bu yerel seçimleri, sadece karşıtlıkta bir arada durulan bir zemin olmaktan çıkartmalıyız. Ortaklaştığımız değerleri, siyaseti, gelecek hedefini konuşmalıyız. Karşıtlık üzerinden buluşulan, siyasi zemini hiçleştiren siyasetsizliği de değiştirmenin yolu yapmalıyız bu seçimleri. 

AKP-MHP ittifakının dayattığı rejime karşı bir araya gelen milyonlar olarak, artık kime ve neye oy vermek istemediğimizi çok iyi biliyoruz. Şimdi artık kime ve neye oy vermek istediğimizi de yüksek sesle siyasetten talep etmemiz gereken bir kavşaktayız. 

Karşı olan milyonları, karşı olduklarının taklidiyle veya eskileriyle değil, bizim samimi, yeniyi temsil eden gelecek hedefimizde ortaklaştırmalıyız. Bunun için milyonları, eşitlikte, özgürlükte, barışta, laiklikte, adalette ve demokraside buluşturmalıyız. Ve neye karşı olduğumuzun bilinci ve sorumluluğunu oyumuzun rengine, sayımına, güvenliğine mutlaka yansıtarak ama bunu yaparken de aynı anda açık ve kararlı bir alternatifin, yeni bir düzenin tanımını ısrarla her zeminde yapmaktan vazgeçmeden…

Yeniyi siyasetten talep eden ve yapılana dek mücadelesine ortak olan bir irade, umut ve direnç ortaya koyarak…

Son Güncelleme: 09.01.2019 11:47
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.