CHP eski Genel Başkanı Karayalçın ile A'dan Z'ye: Kurultaya projelerle gidilmeli!

Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Devlet ve Dışişleri Bakanlıkları, Başbakan Yardımcılığı ve CHP Genel Başkanlığı yapmış Murat Karayalçın, CHP’nin 37. Olağan Kurultayı ve gündemde öne çıkan bazı konularla ilgili İz gazetenin sorularını yanıtladı. Karayalçın Türkiye’nin idari, siyasi, kurumsal olarak cumhuriyetin birinci yüzyılında ve özellikle son 10 yılında karşı karşıya kalınan olumsuzlukları hatırlattı. Cumhuriyetin ikinci yüzyılına nasıl gireceğinin önemine vurgu yapan Karayalçın, “Bu yaşadıklarımızın ışığında bunun bize kazandırdığı deneyimle, nasıl bir Türkiye sorusunu yanıtlamalıyız. Ben en temel konu olarak bunu görüyorum” dedi. Karayalçın Türkiye’nin idari, siyasi, kurumsal olarak cumhuriyetin birinci yüzyılında ve özellikle son 10 yılında karşı karşıya kalınan olumsuzlukları hatırlattı. Cumhuriyetin ikinci yüzyılına nasıl gireceğinin önemine vurgu yapan Karayalçın, “Bu yaşadıklarımızın ışığında bunun bize kazandırdığı deneyimle, nasıl bir Türkiye sorusunu yanıtlamalıyız. Ben en temel konu olarak bunu görüyorum” dedi.

POLİTİKA 14.07.2020, 11:56 14.07.2020, 12:25
CHP eski Genel Başkanı Karayalçın ile A'dan Z'ye: Kurultaya projelerle gidilmeli!

Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Devlet ve Dışişleri Bakanlıkları, Başbakan Yardımcılığı ve CHP Genel Başkanlığı yapmış Murat Karayalçın, CHP’nin 37. Olağan Kurultayı ve gündemde öne çıkan bazı konularla ilgili İz gazetenin sorularını yanıtladı. 

Partinizin 37. Kurultayı için, “ CHP’yi iktidara taşıyacak kurultay” söylemlerine katılıyor musunuz? Kurultay ile ilgili düşünceleriniz nelerdir?

Bu kurultayı neden önemsiyorum? Bizi en geç 2023 yılında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimine taşıyacak olan parti meclisini seçecek. Bu bağlamda yaşamsal derecede önemli. Bunun adını iktidar kurultayı koymakla böyle olmuyor. İktidar kurultayı olabilmesi için Cumhuriyet Halk Partililer bir proje metnini tartışmaları, karara bağlamaları ve sonra da halkımıza sunmaları gerekiyor. Halkımızın beklentisinin de bu olduğu düşüncesini taşıyorum. CHP’nin 37. kurultayının bu bağlamda değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Tartışmaların buna göre şekillenmesinde yarar görüyorum. Kurultay delegasyonunun önünde bir proje sunulabilmeliydi. Kurultay da iddiası olan genel merkez ve genel merkez dışında kalan bütün kesimlerin ne düşündüklerini bir proje şeklinde ortaya koyabilmeliydiler. Aslında ben çoğu partilimizin bir ön yapılabilirlik anlamında bunu kendi vicdanı ve kendi içinde değerlendirdiği kanısındayım. CHP’liler herhangi bir sıfat taşımasına gerek yok. Cumhuriyet Halk Partililer Türkiye Cumhuriyeti’ni devletini kurmanın kendilerine yüklemiş olduğu sorumluluğun ışığında, kendi iç vicdanlarında ve kendi aralarında informel olarak kuşkusuz bu değerlendirmeyi yapıyorlar. Ama bu ön projenin bir de son proje haline gelmesi lazım. Onu yapacak olanda bana göre kurultaydır. Kurultayımız bu açıdan değerlendirilmelidir ve böyle bir çalışmanın yapılacağı platformdur.

İktidar ortağı olduğunu 1994 yılından önce sizin döneminizi de kapsayan bir gölge bakanlık çalışmaları vardı. Kurultay’da buna benzer bir proje öneriniz olacak mı?

Gölge bakanlık çalışmaları çok tutturulamadı. İngiltere parlamentosunda bir kurum olarak devreye soktu ve başarıyla uygulandı. SODEP’ten itibaren CHP’nin 1980 öncesi döneminde gölge bakanlık diye bir şey yoktu. Sayın Erdal İnönü SODEP döneminde devreye sokmak istedi. Fakat tam olarak istediğimiz sonucu alamadık. Şimdi CHP’nin tüzüğündeki MYK’nın görevlendirmelerine bakarsanız aslında, bu bir gölge kabinedir. MYK’da kaç kişi olacaksa genel başkanın tercihine göre, tıpkı bir kabinenin kurulması gibi, aynı şey bizim partimizin yapısında da var. Tüzük genel başkanımıza böyle bir olanak sağlıyor.

PM 200 KİŞİ OLMALI

Ben bunun bir kademe daha ileri götürülmesi düşüncesindeyim. En son olarak 2012-2014 yılları arasında Parti Meclisinde görev yaptım ve oradaki bilgilerimin ışığında, daha önceki çalışmalarımın bana kazandırdıklarını da dikkate alarak, Cumhuriyet Halk Partisi’nin merkez örgütlenmesi için yeniden yapılanma modeli hazırladım. Bunu hem yazılı olarak sayın genel başkana sundum, daha sonra da yazılı belge olarak bastırdım. Ben parti meclisinin 60 kişiden değil 200 kişiden oluşması gerektiği düşüncesindeyim. Bunun 81’i her ilden bir kişi esasıyla belirlenmeli, geri kalan 119’u da kurultay tarafından seçilmeli. Tıpkı TBMM’deki parti meclisimiz gibi kendi sekreteryası ve başkanvekilleri olmalı. Parti meclisinde 17 tane ihtisas komisyonu kurulmalı. Tıpkı TBMM’de olduğu gibi. Ben daha önce Dışişleri Komisyonu başkanlığı da yaptım. O komisyonlarla bizim MYK’daki yapı birbiriyle ilişkilendirilmeli. Meclis de ki o komisyonlarla bakanlar kurulu da ilişkilidir. İşte 200 kişilik parti meclisinin o komisyonlara göre şekillendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu bize siyaset yapma ve ideoloji üretme olanağı sağlayacaktır. Siyaset bu tür çalışmalarla belirleniyor. Eskiden kurultaylarla siyaset belirleniyordu ama şimdi siyaset, daha çok güncel tartışmalar ve konular üzerinden belirleniyor. Bu aynı zamanda kadınları ve gençleri geleceğe hazırlayacaktır. Osmanlı’da Enderun benzeri gibi. Burası da bizim parti meclisimiz de böyle olacak. Önemli olan gençlere ve kadınlarımıza görev vermek gerekiyor.

KOMİSYONLAR KURULMALI

Tarım komisyonu başkanı yanına kadınlarımızı ve gençlerimizi alarak Konya ovasındaki sulama projelerine gitse ve değerlendirse, Konyalı çiftçiler de CHP’lilerin geldiğini görse… bu çocuklar oralarda yetişmeli. GAP bölgesine gitsek ki 1 milyon 700 bin sulanacak alanı var. Bu hektarı suladığınızda ki 4 milyon kişiye de istihdam imkanı yaratılacak. CHP Parti meclisi Dışişleri Komisyonu başkanımız yanına gençleri ve kadınları alarak Suriye’ye, Libya’ya, Kıbrıs’a gitse, taraflarla görüşmeler yapsa, çalışmalara katılsa ne kadar hoş olur değil mi? İşte siyaset artık oralarda üretiliyor. O komisyonlarla MYK’daki üyelikler ilişkilendirildiği zaman bu gölge bakanlık sorunu da kendiliğinden çözülmüş olacaktır. Bu projeli ben PM üyesiyken hazırlamıştım. Okuyanlar çok beğendiler ancak kullanılmadı. 2015 yılında İstanbul il başkanlığı yaptım. Ben CHP’de hem genel başkanlık, hem de il başkanlığı yapmış tek siyasetçiyim. 2015 yılında partimizin taşra örgütlenmesinin nasıl olması gerektiği ile ilgili bir proje hazırladım ve il yönetim kurulundan geçirerek il kongresine sundum. 27 aralık 2015 tarihinde iki günlük kurultay gibi bir kongre yaptık. Birinci gün projeleri tartıştık. İkinci gün de seçim yaptık. Bu projemiz oy birliğiyle kabul edildi. Benim içinde bulunduğum çalışmalarla hem CHP’nin merkez hem de taşra yapılanmasıyla ilgili nasıl bir yapı olmalı şeklinde bir proje taslağı var ve gerektiği zaman kullanılabilir.

İSTEDİKLERİ OLMADI

Dışişleri bakanlığı yapmış birisi olarak Ayasofya’nın cami yapılmasını nasıl okumak lazım?

Aslında basit ve siyasi olmaması gereken bir konu. Bu durum Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yapılacak olan bir şey, karmaşık ve siyasi bir konu haline getirildi. Kararname önceki hükümetler döneminde çıkarılmış, şimdi yönetim bunun değiştirilmesini gerekli görüyorsa çok konuda olduğu gibi bir başka kararnameyle bunu değiştirebilirdi. Fakat böyle yapılmadı. Ne demekse ‘birilerine karşı’ mücadelesi verilen bir sorun şekline dönüştürüldü. Bu AKP’nin klasik yöntemi. AKP bir kamuoyu oluşturmak istiyorsa, önce adı birileri olan, bir hasım kitleyi ortaya koyuyor. Bu zaman zaman ABD, faiz lobisi, Rusya, Yahudi lobisi oldu. Böyle birileri var. Sözüm ona bu birilerine karşı bir mücadele verdiler ve siyasi bir kazanım elde ettiler. Ve şimdi onun gereğini yerine getiriyorlar. Kimi kandırıyorsunuz siz? Sizin niyetiniz orayı ibadete açmak değil, buradan bir siyasi kazanım elde etmeyi amaçlıyorlar. Aslında o kazanımın da son anketlerde çok önemli bir kazanım olmadığı da ortaya çıkıyor. Daha bir sene önce Cumhurbaşkanı, “ Sultanahmet’i doldunuz da yer mi kalmadı.” diyordu. Ama Ayasofya’yı açmakla bekledikleri olmadı.

TÜRKİYE VEFASIZLIK YAPTI

Libya konusunda Türkiye’nin tutumunu nasıl değerlendirmek gerek?

Biz deniz yetki alanlarının sınırlandırılma anlaşmasının imzalanmasını Cumhuriyet Halk Partisi olarak destekledik. Ancak hemen ardından eğitim amaçlı olsa bile, askeri birliklerin gönderilmesiyle ilgili kaygılarımızı da dile getirdik. O bizim görevimizdi ve uyardık. Genel Kurmay Başkanıyla Milli Savunma Bakanının Libya ziyaretinin hemen ardından Vatiyye üstüne yapılan hava saldırısı, bizim uyarılarımızın ne kadar doğru olduğunu göstermiştir. Sayın Akar ve Genel Kurmay Başkanı geceyi Libya açıklarında seyreden Giresun gemisinde geçirdiler. Bu bence çok ciddi bir uyarıdır. Sirte ve Cufra konusunda Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri ve Rusya’nın tavrını biliyoruz. Oradaki tehlikeli gelişmenin farkındayız. Türkiye’nin doğu Akdeniz de ki haklarını koruması konusundaki çabasını destekliyoruz ama biz diplomasi yoluyla elde etmeyi bir yana bıraktık, zamanında bunun gereğini yerine getirmedik. Silah zoruyla bunu elde etmeye çalışmaktayız. Bu büyük bir tehlike ve biz de bu uyarılarımızı yapmaya devam ediyoruz. Eski bir Dışişleri bakanlığı yapmış birisi olarak vefa duygusu çok önemlidir. Biz Kıbrıs barış harekatını Kaddafi’nin vermiş olduğu destekle yaptık. Kaddafi’nin destekleri olmasaydı bu harekat başarılı olamazdı. Bizim Kaddafi’ye bir vefa borcumuz vardır. Ama 2011 yılında Fransa öncülüğünde, NATO’nun saldırı gücünü koruma görevini biz üstlendik. Bizim o koruma çemberimiz içinde Kaddafi’yi öldürdüler.

ERKEN SEÇİM MÜMKÜN DEĞİL

Bir erken seçim öngörüyor musunuz?

Ben cumhur ittifakının Türkiye’yi erken seçime götürmek için herhangi bir gerekçesinin olabileceği düşüncesinde değilim. Ekonomi çok kötü bir durumda, işsizlik rakamları her gün artıyor…Böyle bir ortamda seçime giderek ve halkın tepkisiyle karşı karşıya kalacağınızı bilerek ne elde edeceksiniz ki? Seçimler bazen kazanmak için yapılmaz. Bazen onurlu bir şekilde iktidarı teslim etmek gerekir. Eğer böyle bir yaklaşımla seçime gideceklerse seçim olabilir. Ama iktidarlarını güçlendirmek için erken seçime gitmeleri mümkün değil, çünkü iktidardan düşecekler.

Sayın Karayalçın, Karşıyaka’daki Egekent’in planlayıcısı olarak İzmir’e seyahatleriniz devam ediyor mu?

İzmir’i bilen birisiyim. 1971 yılında İzmir il planını hazırlamak üzere üç planlamacı olarak İzmir’e gönderildik. O zaman Devlet Planlama Teşkilatında çalışıyordum. Belediye Başkanı Osman Kibar, vali de Namık Kemal Şentürk’tü. Biz bunlara danışmanlık yaptık ve bir plan taslağı hazırlamıştık. Hatta Balçova’daki o termal tesislerin ön yapılabilirlik anlamında projelerini biz hazırlamıştık. Asıl önemlisi 1982 yılında dönemin belediye başkanı Ceyhan Demir’in davetlisi olarak ben o zaman KENT-KOOP Genel Başkanıydım. İzmir’e gittik ve Egekent’i hazırladık. Ankara Batıkent’in kardeşi biliyorsunuz. Evet İzmir’e hala seyahatlerim oluyor.

Aynı zamanda siz deneyimli eski bir Belediye başkanı ve kent planlayıcısısınız. Bu bağlamda İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tunç beyi çok eski tanımıyorum. Adını biliyordum, Seferihisar’daki çalışmalarını izliyordum. Bir vakıf üniversitesinin Mersin’de düzenlediği bir etkinlikte Tunç Soyer’le birlikte oldum. Benden o birliktelik içinde bir genel çerçeve çizmem istenmişti, sonra Tunç Soyer ve diğer belediye başkanlarından da konuşma yapmaları istenmişti. Tunç Soyer kendisine verilen konuyu belli ki çok iyi hazırlamış, ciddiye almış çok güzel bir konuşma yapmıştı. İlk defa orada dinledim ve memnuniyet duydum. Dana sonda Menemen Belediyesinin davetlisi olarak gittiğim zaman Tunç beyi ziyaret ettim ve kendisine başarı dileklerimi sundum. Tunç beyin çalışmalarını basından izliyorum ve takdirle karşılıyorum. Aziz Kocaoğlu’nun başlatmış olduğu kır-kent çalışmasını çeşitlendirerek, zenginleştirerek sürdürüyor. Bunu çok takdir ettiğimi belirtmek isterim. Sayın Kocaoğlu sosyal demokrat belediyeciliğine böyle bir tarımsal boyut kazandırmıştı. Şimdi Tunç bey bunu daha da geliştirdi. Eşinin de KÖY-KOOP örgütlenmesinin başına geçmesiyle birlikte buna bir kurumsal nitelik de kazandırdı. Bundan çok büyük bir memnuniyet duydum. Bu salgın döneminde gençleri de örgütleyerek ürün hasatına gittiğini de basından izledim. Bu kollektif eylemin, birlikte üretimin bana göre çok çarpıcı ve coşku verici bir örneğidir. 2015 yılında İstanbul İl Başkanlığı yaparken tarım alanında çok başarılı çalışmalara imza atmış Özcan Işıklar’da Silivri Belediye başkanımızdı. Tunç bey Özcan beyi tarımla ilgili bir kurumun yönetim kurulu başkanı yapmış. Bunu da akıllı bir davranış olarak görüyorum. Ankara ve İstanbul belediyelerimizde olduğu gibi askıda fatura uygulamalarını yaptığını memnuniyetle gördüm. Bütün bu yönleriyle çok büyük bir beğeniyle karşılıyorum.

Bazı büyükşehir belediyeleri proje uygulamalarında kaynak sıkıntısı yüzünden sıkıntılar yaşıyor. Bu konuyla ilgili bir öneriniz var mı?

Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları bu salgın döneminde hemşehrilerini tatmin eden başarılı çalışmalar sergilediler. Bu dönemden Türkiye yavaş yavaş çıkıyor. İzmir’de böyle bir sorun yok ama Bence belediye başkanlarımız uygulamayı düşündükleri projeleri yapılabilirlik raporları hazırlamalılar ve belediye meclisine sunmalılar. Bu projeleri belediye meclislerinden geçirmeliler. Belediye meclisi reddediyorsa bunu da hemşehrileriyle paylaşmalılar. Hemşehrilerine, “ biz kaynak bulduğumuzda şu projeleri uygulayacağız” demeliler ve önü kesilen projelerin o kentin insanlarına bu konuyu izlemeleri ve tapikçisi olmaları sağlanmalıdır. Her şey mühendislik projesi değildir. Projenin çılgını olur mu? Proje hesap kitap işi. Mühendislik projeleri kadar katılımcılık, idari, kültür ve sanat projeleri de önemlidir. Belediyelerin katılımcı, hesap verilebilirlik, saydamlaştırılmasına yönelik projeler de önemlidir.

Yorumlar (0)
Günün Karikatürü Tümü
banner96
banner178
25°
açık
Anket Tümü
'Yeni normal'e geçişi erken buluyor musunuz?