15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında ilan edilen OHAL’le birlikte Türkiye ‘Kayyum Belediyeciliği’ ile tanıştı.

Tarih 1 Eylül 2016…

Tam da Dünya Barış Günü’nde, belediyelere kayyum atamaları başladı.

Doğu ve Güneydoğu’da AKP’nin kazanamadığı 105 belediyeden 94’üne kayyum atandı.

Kayyum atanan belediyelerin borcu yüzde 85 oranında arttı.

Bu belediyelerin büyük çoğunluğu, 31 Mart seçimleri sonrasında yeniden muhalefete geçince görüldü ki, kayyumlar halkın parasını har vurup harman savurmuşlar. Mesela Diyarbakır Belediyesi’nin kayyum ‘başkanı’ ve eşi 3 ayda 255 bin liralık yemek yemiş(!)

Belediye binalarına özel banyolu ‘Saray odalar’ yaptırmışlar.

Örnekler çok…

***

Kayyumlar ilk atandığında, toplumun geniş bir kesimi, ne olup ne bittiğini, ne yapılmak istendiğini anlamamıştı. Koparılan ‘terör’ yaygarası, çok geniş çevreleri fikren kuşatmıştı.

O günden bu güne, siyasi iktidarın artan baskısı, ekonomideki kötü gidişat, muhalif olan herkesin ‘terörist’ ilan edilmesi, tıka basa dolan cezaevleri ve benzeri gelişmeler ile, 31 Mart seçimlerinde ortaya çıkan birliktelik ve geniş çevrelerde gelişen değişim arzusu; bir çok siyasi olayın ‘sağlaması’nın yapılmasına vesile olduğu gibi, belediyelere atanan kayyumlar konusunda da geniş çevrelerin fikirlerinin değişmesini sağladı.

Şimdi, doğudan batıya, kuzeyden güneye, çok geniş çevreler; hatta AKP’ye oy vermiş olanlar dahi, 31 Mart seçimleri sonrasında yeniden kayyum atamalarının, seçmenin iradesine darbe olduğuna ikna olmuş durumda.

***

Dönelim İzmir’e…

Tarih 18 Eylül 2016.

Diyarbakır’ın Sur ilçesine de kayyum atanmış.

Sur,  Seferihisar’ın da kardeş belediyesi…

Dönemin Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer, sıcağı sıcağına şu açıklamayı yapıyor: ““Siz belediyelere kayyum atayarak, belediye başkanını seçen halka ceza kesmiş oluyorsunuz. Darbe öncesi ve sonrasında biz bu coğrafyada gördük ki gerçekten birbirimize sımsıkı sarılmaktan başka çaremiz yok. Hükümetin bir an önce bütün yanlışlardan dönerek tam darbe sonrasında yapmaya başladığı gibi herkesi kucaklayacak ve tekrar barış sürecini hâkim kılacak adımlar atmasını bekliyorum. Biz kayyumla kardeş değiliz. Çünkü biz belediye başkanları olarak halklarımızın iradesi sonucunda böyle bir uygulamayı yapmıştık. Kayyumlar gelir geçer ama oradaki ve buradaki halklar yaşadıkça, dostluğumuzu bozmaya kimsenin gücü yetmez. Kayyum darbesi kardeşliğimizi bozamaz.”

Hem de çok geniş çevrelerin konuya ‘şaşı’ baktığı bir dönemde…

Hem de bu konuyla ilgili sözünü söyleyen herkesin ‘lanetli’ ilan edildiği, hedef tahtasına konulduğu dönemde.

Tunç Soyer sadece bu konu üzerinden bile defalarca linç edildi. Yandaş medyada çarşaf çarşaf haberleri yayınlandı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olarak atandığında da hem yandaş gazete ve televizyonlar tarafından, hem de seçim kampanyası sürecinde kimler tarafından basıldığı belli olmayan korsan, karalama gazeteleri aracılığıyla seçmenin gözünde itibarsızlaştırılmaya çalışıldı.

İlk kayyum atamaları yapıldığında, batıdan yükselen en güçlü ses olmuştu dönemin Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer’in sesi… Bu ses o dönem yalnız bir sesti.

Şimdi iktidar partisi dışındaki hemen hemen herkes kayyum atamalarına tepki gösteriyor.

***

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı neden Tunç Soyer oldu?

Bu ve benzeri temel konularda, ‘el âlem ne der?’ kaygısıyla bukalemun gibi renk değiştirmediği için…

Egemenlerin değil, yurttaşların ne dediğine baktığı için…

Esen rüzgâra göre değil, kadim halkların dünlerine, bugünlerine, yarınlarına göre yönünü belirlediği için…

Hayatın akışı işte…

Tarihin cilvesi…

Öyle ya da böyle, er ya da geç; haklı olanın ortaya çıkmasını, doğrunun kazanmasını sağlıyor!