Merhaba Şahin Abi,

Sade kahvemi bitirip çıktım evden, doğru “anılarının atlasında okunan Namazgâh”a.

Yıllar nasıl da akıp gidiyor! 2002’nin ilkbaharında, Muzaffer Kale, Hasan Efe, bir de ben -nereden düşmüştü aklımıza bilmem- Namazgâh, Tilkilik sokaklarında basmadık yer bırakmamıştık. Senin semtindeydik senden haberli... Öylesine bizden semtini, şaşkınlığa eklediğimiz hüzünlerle dolaşırken yitip gitmiştik zamanın serin sularında...

Yine 2002, günlerden 16 Kasım. Dumansız Buluşmaların on altıncısı. İzmir Öğretmenevinin terasındayız. Zor sığmışız fotoğraf karesine. Hemen sağında Neyzar Karahan, arkanda Oğuz Tümbaş. Afili bir poz vermişsin, inceden gülümsemişsin Şahin Abi.

Üçümüz, bir kez daha düşürdük yolu senin semtine dün. Yılların içinden akıp gelenlere uydururken adımlarımızı Avni Anıl seslendi bir cumba altından: “Şahin Çandır, özgün bir şairdir. Kolaycılığa kaçmaz, zor sözcüklerle donatır dizelerini...Hüseyin Yurttaş gülümseyerek uzattı Dönemeç Yayınlarından çıkan “Ağaçlar Kasım Oldu”yu, gece gelen telgraflar eşliğinde...

(İlk sayfayı gösterdim Muzaffer’e: “Sevgili Bekir Yurdakul’a, sevgiyle, saygıyla... Ağaçları hep bakar olması dileğiyle... 29.8.2002

Çevirdim sayfayı, uzattım Hasan’a: “Sevgili Bekir, Bugün 10 Aralık 2007. Bugünün anısına sevgimle...” İkincisi, seni ağırladığım o güzelim radyo programından sonraydı.)

Köşe başında Yalçın Benlican: “Şahin ağabeyin içinde bir şiir denizi var. Her şiirinde bir kova alıyor içinden...

Yolun ortasında bir merhaba yükseliyor Balıkçı’dan emanet: “Şahin Çandır ‘eski günlerden bir tango’dur, rakamlarla yorulduğu yerde dizelerle dinlenen.” Evet, Şadan Gökovalı!

Nedret Gürcan, “Şairler Yaprağı”nın sayfaları arasından 1955’te yazdığın dört dizeni seslendiriyor:

Ne hayat tasası, ne düşünce

Rüyalarda Robenson’un adası

Sokakta üşüyünce

Evimizin sımsıcak odası

Onun/ senin sesine dalmışken Neyzar Karahan giriyor araya:

Onun şiirinde içtenliğin sesi vardır.

Muzaffer Kale, Yaşar Aksoy’un senin için söylediklerini mırıldanıyor: “Namazgâh’ın ruhuna yerleşmiş bir güzel insan...

Onur Şenli geçiyor yanımızdan, senin için gümbür gümbür fısıldadığı “Adam gibi şair!” sözünü bize bırakıp. Metin abinin “ben diyorum ki...”li tümcelerine yerleştirdiği “harbi şair”iyle epey yol alıyoruz.

Mahalle kahvelerinden birinin tahta iskemlelerine ilişiyoruz bir çay içimi. “Merhaba Eylül” şiirinin ilk dizesi “Yaz bitti.” alıp beni Zerrin Taşpınar’a götürüyor.

Evlilik yıldönümlerinde eşine, doğum günlerinde torunlarına şiir yazan kaç şair var?

Sese dönüyoruz. Özcan Karabulut! “Namazgâh Güzellemesi’nin izini sürerken fark ettim sizi. Sessizce iliştim masaya!” diyor. İnce bellilere yenileri ekleniyor. Seni konuşuyoruz.

Avni Anıl’ın “Musiki ve Nota” dergisine yazdığın anılarını (“Anıların Altından”) “BatıSöz”de yeniden yayımlamıştım. Aklımdaki, sana da söylemiştim, onların kitaplaşmasıydı. Sonra torunlarına; Görkem’e, Öykü’ye, Deniz’e, Ceren’e yazdıkların... onlar da kitap olmalıydı. Sonra kızlarına Evren’e, Evrim’e, Devrim’e... bir de Ayten ablaya yazdıkların...

***

Kendimden çok eminim, öyle dedim arkadaşlarıma...

Vefa İstasyonu’nda ağırlamak için, seni bu kez ikna edecektim.

Kapıyı sevgili eşin, şiirlerle çoğalttığın Ayten abla açtı. Sade kahveye hangi sözcükleri eş ettiysem seni kandıramadım. Kızın Evrim girdi araya, yanında ikizi Devrim...

Ağırdan yudumladığın orta şekerlinin yanı başına yerleştirdin o gürültüden hoşlanmaz, alçakgönüllü halini...

Osman Akbaşak’la gelişimizde de daha kapıda karşıladı bizi ödevini hakkıyla ve mutlulukla tamamlamış sınıf birincisi duruşun.

***

Dünya kötü günlerden geçiyor Şahin Abi. Bir kıran sardı dünyayı. Değil kucaklaşmak, el sıkışmak da yasak! Hasret şimdi insan insana, evlere sığmıyor çocuklar. Üstelik “Bu kılıksız adamlar/ -Bilemezsiniz-/ Kimin yüzünden” diyorsun ya, dünyanın her yerindeler. Ama onların varlığı değil senin ince sorun kurcalıyor aklımızı...

Hadi, boş ver bunları; mektup dediğin iyi haberler taşımalı.

Bak, müjdemi isterim: Öykü’nün oğlu oldu, adını Aren Güneş koydular. Akşama barbunya var, bir de zeytinyağlı enginar!

                                                                                                                          

........................

Şahin Çandır (14 Aralık 1931-17 Mayıs 2019)

Namagâh Güzellemesi”, Şahin Candır, Heyamola Yayınları, Mart 2012, İstanbul

Ağaçlar Kasım Oldu”, Şahin Candır, Dönemeç Yayınları, Ocak 1982, İzmir

Akköy Kültür Sanat Edebiyat Dergisi”, sayı 34, Ocak-Şubat 2006, Akköy-Didim, s.9

Metin Pütmek (şair/ 1942-20 Aralık 2006)

Asi Bir İmge”, Zerrin Taşpınar, Kanguru Yayınları, Ekim 2007, Ankara