Muhalefet başlıklı yazıya ciddi eleştiriler beklerken, özellikle “yönetme sanatı”nın ilgililerinden gurur okşayıcı söz dizileri almak, az düzeyde yapılmış ironinin anlatma düzeyini engellediği sonucuna varma ve serinin ikinci yazısını yazma gerekliliğini ortaya koydu:

Muhalefet İki; serinin devam yazısını yazma isteksizliği ile karşınızda; başrollerde yöneten, iyi ve kötü karakter oyuncuları; yönetilenler, muhalefet figürasyon, yardımcı roller; muhalifler ve her gün gerçek hayat sahnesinde.

Sahne 1, Yönetenlerin Sanatçılığı

Politika veya siyaset “yönetme sanatı” falan değildir, yönetimle ilgili olduğu gerçektir ama sözlük anlamlarına girecek kadar sanat ve estetikle bağı yoktur.

Hukuk, ekonomi ne kadar sanatsa politika da o kadar sanattır. Hiç kimse bir hukukçudan, hakimden, avukattan, ekonomistten bir Picasso bekleyemez, beklememeli.

Hukuk veya ekonomik yönetiminde çıkan bazı kübik sonuçlar, kişilerin kifayetsizliğinden kaynaklanır, sanatçı kişiliklerinden veya sanatsal üretim amaçlarından değil.

İkinci olarak, yönetmek, bir uzlaştırma veya uzlaşma sanatı da değildir; Mozart’a “do yerine re koy ne olacak canım”, Brecht’e “bu sert olmuş şimdi, sevgili Adolf alınır, faşist deme de yerine ne bileyim seni hınzır diktatör gibi bir şey de” veya Picasso’ya “sana ne savaştan dostum manzara çiz, ölü doğa çiz sen” demek sonuç almaz, eğer alırsa sanat olmaz. Sanat uzlaştırmaz ve uzlaşmaz. Uzlaşma ve sanat yan yana bulunamaz, biri diğerini yok eder.

Sahne 2 Muhalefetin Seslenişi

Muhalefet ise karşı çıkmaktır, karşı çıkmak muhalefetin var olma yöntemidir; muhalefetin doğasıdır. Muhalefet, bir fikir çatışması yaratmayı amaçlar, fikirsel çatışmaların sonucunda galibiyet, mağlubiyet ve beraberlik söz konusu olabilir veya hiç maça çıkmaksızın uzlaşmalar yaşanabilir. Ama muhalefet yine karşı çıkarak kendisini var eder. Kendisine bile muhalefet eder.

Yönetmek ile karşı çıkmak sonucunda oluşan ise yönetimdir, yönetimin ne kadar iyi olduğunu karşı çıkmanın ve yönetmenin nitelikleri belirler.

Muhalefet karşı çıkma görevini yerine getiremezse neler olabilir; sistem kolektif akıldan yoksun kalır, alternatif çözümler üretilemez, yöneten özgüveni ve egosu artar, baskı yoğunlaşır…

Ama bunlardan belki de daha önemlisi muhalefet etme, karşı çıkma işi soyutluğunu, kolektiflerini ve toplumsallığını yitirmeye başlar; bireyselleşir, muhalifler oluşur, muhalefet değil muhalifler ezilir;

uyum sağlamayanlar taraf olan hukukla,

uyum sağlamak istemeyen ama kaybedeceği şeyler olanlar sistem terbiyesi ile

uyum sağlayanlar ise kişilikleri ile tüm bu sürecin bedelini öderler.

Sahne 3 Muhalefet Sanatı

Peki koskoca muhalefet nasıl olur da etkisiz kalabilir;

Galiba öykünerek ve benzeşerek…

Galiba karşı çıktığı yönetme sisteminin araçlarını kullanmaya çalışarak…

Belki kendi küçük iktidarlarını yaratarak…

Belki kendini en az yöneten kadar uzak ve mesafeli kılarak…

Belki muhaliflerden çekinerek…

Belki kaybedeceklerini düşünerek…

Belki sanatsız kalarak…

Politika yapmanın sanata ihtiyacı yoktur ama karşı çıkmanın vardır. Yöneticinin retorik ve propagandasının, baskısının, zulmünün karşına dikilebilecek tek güç belki de o basit insan duygularıdır.

Tirad

ey herşey bitti diyenler

korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.

ne kırlarda direnen çiçekler

ne kentlerde devleşen öfkeler

henüz elveda demediler. 1

Perde ve Son

Muhalif sahnede tek başına durdu ve muhalefete seslendi:

Kahramanlar, yaşadığı dönemde özgürleşme için birlik arayışında olanlardır; iktidarlarını, bölmek ve yönetmek için kullananlar değil.” 2

1- Şiir, Adnan Yücel, Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek

2- Ezilenlerin Pedagojisi, Paulo Freire, Sayfa 155 - Ayrıntı Yayınları / 16.Basım