Damat Albayrak’ın “Krizi tabana yayacağız” sözünün ne anlama geldiğini hem kamu emekçileri hem de işçi toplu sözleşmelerinde gördük. Ekonomik kriz hükümet tarafından sendikal bürokrasi kullanılarak işçi ve emekçi sınıflara ödetildi. Denebilir ki bu Toplu Sözleşmeler krizin emekçilere fatura edilmesi sözleşmesiydi. Türk İş Başkanının mikrofon açıkken söyledikleri ile 3 Milyon Kamu emekçisi ile 2 Milyon kamu emeklisini ilgilendiren Toplu Sözleşmede Memur Sen’in satış sözleşmesini meşrulaştırma çabaları emekçinin gözünden kaçmadı. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz işçiyi % 8, memuru % 4 lere mahkum eden TİS’leri daha başından geçersizdir. Emekçi nezdinde kabul görmemiştir. Kişi başına % 23 vergi ortalamasının olduğu, vergi yükünün % 90 nının emekçiye yüklendiği, sadece son 1 ayda dahi temel tüketim maddelerine % 20-25 zam yapıldığı emekçilerin alım gücünün % 50 azaldığı derin bir yoksullaşma sürecinde emekçilerin bu Toplu Sözleşmeleri kabul etmeyeceği ve Bütçe dönemi boyunca işçi emekçi eylemlerinin artacağını hatta korku duvarlarının aşılarak genel grev çağrılarının yapılacağını söyleyebiliriz. Ki emekçilerin kendilerine fatura edilen kriz ekonomisini püskürterek bizzatihi krizin yaratıcılarına iade etmekten başka çaresi kalmamıştır.

***

Bütçenin önemli bir kısmını eğitim, sağlık yerine savaşa S-400 füzelerine ayıran siyasal iktidar Diyarbakır, Van, Mardin belediyelerine kayyum atayarak, kutuplaştırıcı politikalarla ekonomik krize karşı emekçi sınıfların tepkisini bölmeye çalışılsa da, güneş balçıkla sıvanamaz boyutlara ulaşmıştır. AKP nin en ayrıştırıcı, halkın değerlerini suistimal eden politikaları teşhir olmuş, israf ekonomisi adı altında ihale yolsuzlukları gözler önüne serilmiştir. Bu koşullarda emekçilerin sessiz kalması mümkün değildir. Nitekim OHAL süreci dahil emekçiler Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile grevleri yasaklansa dahi hep mücadele içinde oldular.

***

Sorun krizin bedeline karşı ayrı ayrı yürüyen mücadelelerin sendikal bürokrasi tarafından birleştirilmesinin engellenmesi ile iyi niyetli sendika yöneticilerinin sınıf mücadelesini salt kendi işkolu Toplu Sözleşmesinden ibaret sanarak sınıf hareketini birleştirmek için cesaretli adımları atamaması. Koşullar işçi ve kamu emekçi sendikalarının ortak hareket etmesini zorluyor, yakın geçmiş ayrı ayrı yürüyen mücadelelerle en fazla geçici kazanımlar elde edilebildiğini gösteriyor.

***

Bugün ise krizi emekçilere fatura edenlere karşı işçi emekçilerin kalıcı kazanımlar için sendika ayrımı yapmadan birleşmekten başka çaresi kalmadı

***

KESK’in TİS’in son gününde tüm kamu sendikalarını greve çağırması bu anlamda önemli.Sendika yöneticileri olarak bizlerin sendikal hareketi emekçilerin zaten ortaklaşmış taleplerinde birleştirmek en önemli ve acil görevimiz. Ya bu görevi yapacağız ve krizin bedelini sahiplerine ödeteceğiz ya da krizin bedelini savaşla yıkımla yoksullukla emekçiler olarak ödemeye devam edeceğiz.