Yıl 2020: ‘Twitter mivitır’ hepsinin kökü kazınabilir mi!

KONDA Araştırma Şirketi, Türkiye’de medya kullanımını anlamak için ‘Televizyonla Değişen Algılar, Sosyal Medyanın Yükselişi ve 10 Yıllık Medya Serüvenimiz 2008 – 2018’ başlığıyla bir rapor hazırladı.

MEDYA 31.12.2019, 11:34
Yıl 2020: ‘Twitter mivitır’ hepsinin kökü kazınabilir mi!

YAĞIZ BARUT / İZ GAZETE- KONDA Araştırma Şirketinin hazırladığı rapor, dokuz farklı hayat tarzı kümesini ve zaman içindeki değişimi baz alarak oluşturuldu. Araştırma; halkın yaşam tarzlarını, değerlerini ve farklı konulardaki fikirlerini ölçerken Türkiye genelinde medya kullanım alışkanlıklarını, teknolojiyle ilişkilerini, haber mecralarına olan güvenini ve güvensizliklerini de ele aldı.

İNTERNET OLUMLANIYOR

Raporun ilk kısmında; 2008 ve 2018 yılında yapılan araştırmada da aynı biçimde sorulan yeni teknolojilerin kişisel hayatlara olumlu bir katkısı olup olmadığına ait bulgular on yılda büyük bir değişim göstermemiştir. 2008 yılında olumlu yanıt verenlerin oranı yüzde 73,4 iken, nötr kalanların oranı yüzde 20’dir. 2018 yılında ise olumlu görüş yüzde 73, nötr yaklaşım ise yüzde 17,4’tür.

‘İnternetin topluma zarar getirdiğini söyleyenlerin’ oranı ise 2011 yılında yüzde 41,8 iken, bu oran 2016 yılında yüzde 38’e düşmüştür. Bu görüşe katılmayanların yani internetin toplumsal yararına inananların oranı ise yüzde 29’dan, yüzde 34,6’ya yükselmiştir.

GÜVEN KONUSUNDA ENDİŞE VAR

Rapora göre teknolojiye olumlu bakışın genel anlamda sebebi yıllar içinde kullanılan cep telefonu, bilgisayar ve ev aletlerinin artması ile paralellik göstermektedir. Bireylerin hayatı teknoloji yardımıyla kolaylaşmış, iletişim teknolojileri de büyük oranda günlük yaşamın parçası olmuştur. Ancak, konunun medya teknolojilerinin içeriklerine ve kullanım amaçlarına geldiğinde endişe içeren bulgulara rastlandığı belirtilmiştir. Öyle ki, internette alışverişin güvenli olmadığına katılanların oranı yüzde 51,3 iken, çekimser kalanların yüzde 31,3 olmuştur. Online alışverişi güvenli bulanların oranı ise sadece yüzde 17,4’tür. Bu verileri destekleyici anlamda online gıda alışverişinin azlığı ise dikkat çekicidir. Yüzde 85,8 asla gıda alışverişini internet üzerinden yapmazken internet bankacılığı için bu yanıtı verenler yüzde 60,6’dır.

Bilgiye ulaşmada internete ve sosyal medyaya olan güven oranları da 2018 araştırmasında çarpıcı veriler sunmaktadır. Yüzde 34,9 internetin bir bilgiye ihtiyaç duyulduğunda ilk bakılacak yer olmadığını belirtmektedir. Bir anlamda yer üç kişiden biri internetin içeriğine inanmamaktadır. Çekimser kalanlar ise yüzde 16,6’dır. Katılımcılardaki bu güvensizlik ve yeni medya teknolojilerini zararlı görme hali siyasi iklim ve söylemlere uygunluk göstermektedir. Sosyal medyanın siyasetçiler tarafından şeytanlaştırılması özellikle 2013 Gezi Park olaylarından sonra ivme kazanmış ve 2018 yılına kadar ahlaki ve dini bir tonla sunulmuştur.

SOSYAL MEDYA BAŞBELASI MI?

KONDA, yayımladığı raporda yeni teknolojileri yaygın olarak kullanırken medya teknolojilerinin içeriklerine karşı endişeli hatta öfkeli kitlelerin oluşmasını da ‘ahlaki panik’ (moral panic) kuramı ile açıklıyor. Ahlaki panik kavramı, ‘kişi, grup ya da durumların özellikle ana akım medya ve politik yetke tarafından toplumun ortak değer ve çıkarlarına tehdit olarak gösterilmesi’ olarak tanımlanırken, geleneksel medyanın bu ahlaki paniği yani endişeyi toplumun geneline nüfuz ettirmede başat bir rol üstlendiği de vurgulanıyor. ‘Baskın siyasal söylemdeki’ sosyal medya karşıtlığının on yıl boyunca farklı bağlamlarda vurgulandığı düşünüldüğünde toplumsal algının daha net görülebileceği söylenen raporda, AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın sosyal medya üzerine farklı dönemde söyledikleri de örnek olarak veriliyor. Erdoğan’ın, ‘Twitter mivitır hepsinin kökünü kazıyacağız. Efendim işte uluslararası camia şöyle der, böyle der, hiç beni ilgilendirmiyor’, ‘Twitter denilen bir bela var. Sosyal medya denilen şey: Bana göre toplumun baş belası’, ‘Bu milleti Youtube’a, Facebook’a yediremeyiz. Atılması gereken adım neyse biz bu adımı en kesin hatlarla atacağız. Kapatılmaları da dahil’, ‘Sosyal medyanın kültürümüzü adeta yiyip bitirmesine göz yumamayız’ sözleri hatırlatılarak, sosyal medyanın ‘ahlaki panik’ kuramı çerçevesinde düşmanlaştırıldığına ve toplumsal çürümenin, politik olarak ülkenin karışmasının sorumlusu olarak sunulduğuna dikkat çekiliyor. Rapora göre, sistematik olarak bu mesajların tekrarlanmasının ve normalleştirilmesinin internet ve sosyal medya algısını kaçınılmaz olarak olumsuza doğru yönelttiği ve 2014, 2016, 2018 yıllarında sosyal medyanın toplumun ‘başbelası’ olarak algılanma oranının artması da bu argümanı desteklediği belirtilmektedir. Öyle ki; 2014’te ‘Twitter, Facebook gibi sosyal medya ağlarını tün toplumların başbelası’ olarak görenlerin oranı yüzde 27’iken, bu oran 2016’da yüzde 50’ye, 2018’de ise yüzde 57’ye çıkmıştır.

TELEVİZYONA GÜVEN DAHA ÇOK

Raporda, habere olan güven ilişkinde de bilgilere yer verilirken, dünyanın gelişmiş ülkelerinde de bu konudaki güvenin son yıllarda irtifa kaybettiği ve sahte haber (fake news) ile mücadelenin hız kazandığı belirtiliyor. Türkiye’de, 2018 bulgularında haber almak için en yüksek oranda yüzde 72.3 televizyona güvenilmesi, internet haber sitelerine güvenin yüzde 14,7 ve sosyal medyanın yüzde 5,8’de kalması ülkede hâlâ ana akım haber mecralarının baskın olması olarak açıklanıyor. 2015 yılındaki bulguları ile kıyaslandığında ise haber kaynağı olarak televizyona olan güven yüzde 70,1’den yüzde 72,3’e çıkmış, gazeteye olan oran yüzde 10,5’tan yüzde 7,2’ye düşmüştür.

2018 Hayat Tarzları araştırmasındaki bulgulara bakıldığında medya tüketicilerinin haber kaynağı için hangi televizyon kanallarını tercih ettiklerine de yer verilirken diğer haber mecralarıyla ilişkileri de sergilemektedir. Örneğin Kanal 7, A Haber, TRT ve ATV gibi iktidara yakın kanalları tüketenler haber kaynağı olarak sosyal medya ve internete başvurmamakta ve dünya algısını sadece bu TV kanalların haber ve bilgi akışıyla biçimlendirmektedir. Haberlerini televizyondan almayanların daha çeşitli bir mecra kullanımına başvurdukları da görünmektedir. Raporda bu durumun bile toplumdaki medya tüketim pratiklerinin siyasal görüş bağlamında ne derece ayrıştığını ortaya çıkarması bakımından önemi vurgulanmıştır. FOX TV, CNN Türk ve Halk TV’den haber izlemeyi tercih edenler TRT ve ATV haberlerine; TRT ve ATV izleyenler ise FOX, CNN Türk ve Halk TV haberlerine güvenmediği de araştırmanın sonuçlarındandır.

BİZDEN OLANI DİNLİYORUZ

Televizyon kanallarına güven ile bir bilgiye ihtiyaç duyulduğunda ilk bakılacak yerin internet olması hali de birlikte ölçümlediğinde, siyasal kutuplaşmanın sağlamasının da yapılmış olduğu söylenerek, bu durumun ‘yankı odası’ kavramına yönlendirdiği aktarılmaktadır. ‘Yankı Fanusu’ ya da ‘Yankı Odası’ (Echo Chamber) kavramı özellikle sosyal medya çağının bir olgusu olsa da Türkiye’de haber alma sürecinde televizyonun baskın olması üzerinden yeniden tanımlanabilmektir. Araştırma bulguları ışığında sadece kendi dünya görüşünü, siyasal tercihini ve inandığı fikirleri destekleyen televizyon kanallarını izleyen medya tüketicileri, sadece kendi söylediğinin yankısını dinlemekte öteye geçemeyen, karşıt görüşten haberdar olmayan ve belki de olmak istemeyen kitlelerin yarattığı yankı odaları olarak tanımlanmıştır. Raporda, fikir çeşitliliğine karşı bu körleşme halinin anlayış, empati ve karşı görüşü dinleyip makul ve sağduyulu bir sonuca varma noktasını imkansız kıldığı, bu algısal yanılsamanın toplumda siyasal kutuplaşmaya yol açtığı, karşı tarafa karşı öfke ve husumet yarattığı ve tek tip bir siyasal anlatıyı kabullenmeyi gerektirdiğini belirtmiştir. İdeolojik yarılmanın, farklı hayat tarzları kümelerinin medya tüketiminde de kendini net bir biçimde ele verdiği söylenmiştir.

YAZILI BASINA GÜVEN YOK

Raporda, televizyon haber tüketiminin yanı sıra günlük yazılı basına olan güvenini yüzde 7,2 olduğu açıklanmıştır. Gazetelerin tirajının düşüklüğü ve gazetelere olan güvenin de iyice azaldığı diğer bulgularla da desteklenmektedir. 2018 araştırma bulguları katılımcıların yüzde 73,9’unun gazete okumadığını göstermekte, okunan gazeteler ise toplumdaki ideolojik yarılma ve siyasal kutuplaşma ile paralellik göstermektedir. Sözcü (yüzde 4,5), Posta (yüzde 4,3) ve Sabah (yüzde 3,5) geri kalan yüzde 26,1’lik dilimde yerlerini almaktadır.

KURGUSALLIK GERÇEKLİĞE DÖNÜŞÜR

Raporda, George Gerbner ve ekibinin ‘Yetiştirme Kuramı’ üzerinden televizyonlar ile değişen dünya algısı da ele alınmıştır. Buna göre televizyon;

Görece durağan ve ortak imgeleri insanların zihnine ekmektedir. Egemen söylem ve baskın değerleri dayatmaktadır.

Hem sosyalleşmenin biricik aracı hem de kitleselliği ortaya çıkarması nedeniyle kişilerin dünya algılarının homojenleşmesinin başat enstrümanıdır.

Dünyanın gerçekliğinden kopan izleyici, televizyondan yayılan kurgusallığı giderek bir gerçeklik olarak algılamaya başlar.

Sosyal medya ve televizyon izleyenler için farklı endişeler söz konusu olmaktadır. Örneğin; Türkiye’de televizyon izleyenlerin, özgürlüklerinin kısıtlanmasından değil, ‘ülkenin bölünmesinden’ daha fazla korktukları göze çarpmaktadır. Milliyetçi kaygılar sosyal medya ve internet kullanıcılarınkinden daha fazladır.

HABERCİLİK REFLEKSİ VE SOSYAL MEDYA

Raporda, televizyonun, toplumsal algıları biçimlendirip, ideolojik yarılmayı perçinlediği belirtilirken, görsel ve yazılı haber medyasına olan güvensizliğin de son on yılda sosyal medyanın yükselişini de kaçınılmaz kıldığı söylenmiştir. Sosyal medya kullanımına ilişkin verilerin, 2011 yılından itibaren en azından belirli bir kitlenin habercilikte farklı sesleri aramasına karşılık gelmeye başladığının görüldüğü vurgulanmıştır. Kullanıcı sayısından çok kamuoyunu biçimlendiren tartışmaların sosyal medya mecralarından çıkmasının da tesadüfi olmadığına dikkat çekilmiştir. İfade özgürlüğü alanının kısıtlanmasıyla ana akım medya kuruluşlarında çalışması mümkün olmayan yetkin ve nitelikli gazetecilerin habercilik reflekslerini sosyal medyaya taşımaları da bu konuda etkili olduğu savunulmuştur. Yalan ve gerçeğin, manipülasyon ve tanıklığın iç içe geçebildiği sosyal medya ortamının eleştirel analizi anlamlı olsa da Twitter, Instagram, YouTube, Facebook, WhatsApp’ın son dönem haber evreninde kalıcı birer aktör olduğu açıkça belirtilmiştir.

SOSYAL MEDYA ÇEŞİTLİLİK VE DERİNLİK KAZANDIRMAKTADIR

Raporun sonuç kısmında ise şu bulgulara yer verilmiştir:

Türkiye’nin 2008- 2018 arasındaki süreçte farklı medya mecralarıyla kurduğu ilişkide televizyonun hâlâ başat bir rol oynadığı görülmektedir. Haber alma bağlamına günlük yazılı basına olan güven yıllar içinde irtifa kaybederken televizyon 2018 yılına gelindiğinde de halen en fazla tüketilen ve güvenilen mecradır.

Farklı televizyon kanal tercihleri bize siyasal ayrışmanın ve kutuplaşmanın en kristalize olmuş halini sunmaktadır. Gerek haber gerekse eğlence içeriklerinde ideolojik yarılma açıkça kendini belli etmektedir. Özellikle siyasal parti çizgisinde tüketilen televizyon haberleri kitlelerin sadece kendi seslerini duydukları kapalı bir dünya algısına yol açmaktadır.

Dünya algıları haberler kadar popüler kültür anlatılarına (özellikle dizilere) uzun süre maruz kalmanın sonucu olarak değişim göstermekte, kimi zaman daha milliyetçi, ülkeye dair endişe ve korkularla dolu ancak bireysel olarak iyimser bir hal alabilmektedir.

2011 yılında Türkiye genelinde her 10 kişiden ancak 4’ü internet kullanırken bugün bu rakam her 10 kişiden 8’idir. Farklı sosyal medya mecraları kısılan muhalif seslerin ve ötelenen toplumsal ve siyasal kimliklerin temsiliyeti için gittikçe önem kazanmaktadır. Habercilik alanında açılan bireysel YouTube kanalları, farklı iş modelleri deneyerek ana akım medyaya alternatif üretmeye çalışan bağımsız haber ve anali platformları, anlık sanal haberleşme ağları Türkiye’nin medya evrenine çeşitlilik ve derinlik getirmektedir.

Yorumlar (0)
banner96
banner178
18°
parçalı bulutlu
Günün Karikatürü Tümü
Anket Tümü
Koronavirüs sebebiyle sokağa çıkma yasağı ilan edilmeli mi?